6 Kasım 2012 Salı

Hayatın İçinden Satır Araları -BURS

Emekli olmadan önce çalıştığım kurum, maddi ihtiyacı olan üniversite öğrencilerine karşılıksız burs veriyordu.. O dönemlerde özellikle eylül ayının gelmesini hiç istemezdim. Çünkü burs için müracaatlar eylül ayında başlıyordu. Bu esnada çok farklı, çok üzücü durumlarla karşılaşıp yardıma ihtiyacı olan öğrencilerin durumları beni çok üzerdi..
Müracaat için gelenler kimi annesi, kimi babası, babaannesi, anneannesi ile gelirlerdi. Öğrenciler değil de yanlarında gelenlerin bursu alabilmek için sarf ettikleri çaba ve her birinin ayrı ayrı anlattıkları hikayelerini dinlemek servis çalışanları olarak bizi çok üzerdi.Müracaat eden öğrenciler genellikle anadoludan okumaya gelmiş, kimi işçi, kimi çiftçi, kimi memur çocukları... Kimileri de geçmişinde bırakın burs almayı, bizim kurumun verdiği ğrenci sayısı kadar, öğrenciye karşılıksız burs verecek düzeyde zenginliğe sahipken, herhangi bir nedenle fakirleşmiş, kendi çocuğu bursa ihtiyaç duyar hale gelmiş. O durumda olan insanların durumu sanırım diğerlerine göre daha üzücü. Hani şöyle bir sözümüz var; “Allah kimseyi attan indirip eşeğe bindirmesin” diye. Hal böyle iken . Kimisi kara ar olmaz mantığı ile yaklaşıp,kendi evinde hizmetçi, uşak çalıştırır düzeyde iken, durumundan ötürü, çocuk bakmak, evelere temizliğe gitmek için iş talebinde bulunan, kimisi de bu durumu kabullenemeyip, istemekten utanan bu durumdan dolayı da gözyaşı döken insanlara şahit oldum..
Kurum yetkililerimiz burs alabilecek öğrencileri belirleme konusunda olabildiğince titiz davranırlardı. Ailenin gelir durumu, anne, babanın sağlık durumu, yaşayıp yaşamadığı, boşanmış olup olmadıkları gibi durumları kıstas alırlar. Değerlendirmeye almadan önce, adaylar hakkında bağlı bulundukları muhtarlıktan belge isterlerdi. Hatta müracaat eden ticari bir işletme sahibi ise, bir personel görevlendirip geliri hakkında da bilgi edinirdi. Torpil yapılmaması konusuna da ayrıca özen gösterilirdi.
Yine burs müracaatlarının başladığı eylül ayının birinde işe geliyorum. Merdivenlerde eskiden tanıdığım bir tanıdıkla karşılaştım. Hal hatırın ardından ne yaptığını sordum. Bizim üst katımızda bulunan kurum da üniversite öğrencilerine karşılıksız burs veriyor. Oraya müracaat için geldiğini söyledi. Bu tanıdığım hakkında çok detaylı olmasa da genel bilgim var. Kendisi öğretmen. Elektirik mühendisi olan eşini bir iş kazasında kaybetti. Bir oğlu bir de kızı var. Oğlu maliye okuyor, kızı da Ankara’da mimarlık kazanmış ancak, istemediği için tekrar sınava girip eczacılık fakültesini kazanmış, orada okuduğunu söyledi. Bizim kurum da veriyor geçerken uğra, hem çayımı içersin hem de bize de müracaat edersin dedim.
Ablamız müracaatını yapmış geldi. Çay ısmarladım bir taraftan sohbet ediyoruz. Bu arada söylediği bir söz bende adeta şok etkisi yarattı. Hani derler ya “ üzerimden kaynar su döküldü” aynen öyle hissettim. Söz şu idi; aslında benim buradan alacağım paraya çocuklarımın hiç ihtiyacı yok. Maddi durumum çok iyi.Ben çok rahat onların ihtiyacını karşılayabiliyorum.Lakin herkes alıyor ben neden almayayım.. Böyle mi düşünüyorsun dedim. Bu sözü söyleyenin bir eğitimci, öğretmen olması daha çok üzdü beni. Madem ihtiyacın yok neden ihtiyacı olan birinin almasına mani oluyorsun. Bu paraya öyle çok ihtiyaç duyan öğrenciler var ki. Bırak onlara engel olma dedim. Hatta Nazilli’den bir öğrenci vardı. O öğrenciyi örnek verdim. Beni affetsin.Umarım şuan çok güzel ona yaraşır bir makamda bulunuyordur. Bu öğrencinin ailesi çiftçi idi ve maddi durumları iyi değildi. Çocuk çok zor şartlarda okuyordu. Üzerine giydiği penye bir tişört vardı. Sürekli giyilip yıkanmaktan renk desen birbirine girmiş, hatta bir yeri sökülmüş ve dikilmiş belli. Öyle ki bu penye tişörtü genç bir delikanlının giymesi şöyle dursun, paspas bezi dahi yapılacak durumda değildi. Bu öğrenciden bahsettim. Böyle çirkin bir taleple gelen öğretmen ablamıza içten içe çok kızdım. Sonuçlanınca biz seni ararız, kılişe şözle gönderdim. Arkadaşa da dilekçeyi sümen altı yapalım dedim.
Ülkemde benzer örnekler çok fazla. Öyle insanlar da vardı ki, çocuğunu Ankara’da çok rahat bir şekilde okutan, bırakın devlet yurdu, özel yurdu, apart evi. Kızına dayalı döşeli ev alan buna rağmen utanmadan, belki onun kuaför masrafı bile olmayan üç kuruşluk bursa tamah eden insanlara şahit oldum.
Biz nasıl bu hale geldik diye başkasına değil de kendime sordum. Nerde kaldı bizim yardımseverliğimiz, kadirşinaslığımız, paylaşımcı ruhumuz? Yapılan yardımı gerçekten ihtiyacı olmasına rağmen, bir başkasına teklif eden gözü tok, gönlü cömert insanlarımız. Bu anlattığım sadece bir örnek. Belediyelerin, sosyal dayanışma fonlarının dağıttığı yardım malzemeleri, para yardımı gibi ayni ve nakti yardımları ihtiyacı olmamasına rağmen almaktan çekinmeyen, “herkes alıyor ben neden almayayım, “Rabbena hep bana” zihniyetinden ne zaman vazgeçeceğiz?. Bu zihniyette olan insanların çoğalması durumunda zenginin daha zengin, fakirin ise daha fakirleşmesi kaçınılmaz değil midir?

Unutmayalım ki, bu fani dünyada baki değiliz. Sahip olduklarımız biz bu dünyadan göçtükten sonra burada kalacak. Bize ait olmayan şeyleri biriktirmekten ziyade, ihtiyacımız fazlası edinimlerimizi, başkaları ile paylaşma huzuru ve dinginliğini yaşamaktan mahrum olmak, insanın kendisine yapacağı en büyük kötülük olsa gerek..
Hayatı paylaşalım, çünkü hayat paylaştıkça güzeldir.

Hanife Mert

10 yorum:

bücürükveben dedi ki...

Tepem attı yahu!!!Yani Yaren'ciğim iyi yine kibar kibar tepki vermişsin, bu kadar terbiyesizlik, bu kadar edepsizlik olacak şey değil! Dün bizim burada üstübaşı dökülen yaşlı bir kadıncağız da postanede 10 liralık doğalgaz aldı!!!10 liralık doğalgazla adam 3-5 saat ısınırsa iyi!!:((normalde 100 liralık gaz kışın soğuk günlerde 10 gün anca gidiyor çünkü..:((böyle yardıma muhtaçlar varken...çok haklısın canım yazdıklarında...
kocaman öpüyoruz:))

yaren dedi ki...

Aynen Müjdeciğim. varlıklı da olsa, bazı insanların gözü doymuyor. Bitecek zannediyorlar. dediğin gibi öyle ihtiyacı olanlara yardım etseler onlar da sebeplenir. Ama ne gezer.
Ben de ikinizi kocaman öpüyorum canım, sevgilerimi yolluyorum..:))

Asya Yazar dedi ki...

Ahlaklı değil ahlakçı bu ülkede insanlar.Benim şeker hastalığı için raporum vardı, rapor tatlandırıcıları da kapsıyormuş ama hiç reçete ile almadım. Bir gün öğretmen bir arkadaşım, sen neden marketten alıyorsun raporun varken, ben annem şeker hastası onun reçetesine yazdırıyorum dedi. 5 tl en fazla bir kutu tatlandırıcı. İnsanlar nelere tenezzül ediyorlar:(

yaren dedi ki...

Çok doğru bir tespit Asya Hanım." Ahlaklı değil, ahlakçı bu ülkede insanlar" Bahsettiğiniz durumla alakalı, veya daha başka türlü şekilde haksız kazanç elde edenlerin sayıca çok fazla olduğu bir ülkede yaşıyoruz.İşin kötüsü acaba bu insanlar bu işleri yaparken vicdanları hiç sızlamıyor mu,diye de merak ederim.
Değerli katkınızdan dolayı teşekkürler.. sevgiler.

Hüseyin GÜZEL dedi ki...

Hanife Hanım, gerçekten ülkemizde kanayan bir yara olan “burs” konusunu dile getirdiğiniz için teşekkür ediyorum.
Konunun anlattığınız kısmı “madalyonun” bir yüzüdür. Diğer yüzü ise burs veren devlet kurumlarının; burs vermeye yetkili kişilerinin “insafına” kalmış yüzüdür.
Ne yazık ki adamımın adamı yaklaşımı verilen burslarda da etkili olmaktadır diye düşünüyorum. Ülkemizde hali vakti yerinde olan insanların verdikleri bursların yanı sıra çeşitli devlet kurumlarının da(misal belediyeler) verdiği ve kaynağının vatandaşın verdiği vergiler olan burslarda vardır.
Önemli olan bu bursları titiz bir araştırma ile gerçekten ihtiyaç sahibi olanlara vermektir. Ekonomik güçsüzlük sonucu üniversiteyi kazanmış oğlunu, kızını okutamayan ya da çok zor şartlarda okutan; çeşitli burs ve yurt olanağı sağlayanlara teslim etmek zorunda olanları da unutmamak lazım.
Fakir aile çocuklarını burs ve yurt imkânı sağlamak yolu ile kendi yurtlarına çekenlerin varlığını da unutmamak lazım.
Misal bu yıl benim oğlum üniversiteyi kazandı. Adı lazım değil bir dershaneden telefon ettiler. Oğlunuza yurt ve diğer ihtiyaçları konusunda yardımcı olabiliriz dediler. Teşekkür edip oğlumuzun yanına taşınacağımızı söyledim. Yardıma ihtiyacı olanlara yönelmelerini söyledim. Lakin dershanenin bu yaklaşımının hiç de doğru bir yaklaşım olmadığı kanaatine vardım.
Çünkü dershaneye giden fakir aile çocuklarını parasız dershanelerinde neden eğitmediklerini düşündüm. Şu anda zaten oğlum yanımızda kalıyor.
Geçen yıllarda oğlunu gönderdiği dershanenin parasını ödeyemeyen bir ananın (Fethiye’de), dershane tarafından şikâyet edilmesi sonucu tutuklanmasını hazmedemeyen çocuğun intihar ettiğini duymuşsunuzdur. Demem o ki, burs ve yurt konularında fakir aile çocuklarına yardımcı olanlar olduğu gibi, kendi istekleri doğrultusunda iş yapmaya çalışanlarda var.
Sonuçta bu yazıda anlattığınız anı ders alınacak niteliktedir.
Kaleminize sağlık.

yaren dedi ki...

Hüseyin Hocam, çalıştığım dönemde işim gereği bire bir bu konunun içinde olmam sebebiyle,başka dönen dolapları çok iyi biliyorum. Bir milletvekilinin bir selamı gelir, bir valinin, kaymakamın... vs. telefonu notu gelir şu kişiye burs verin diye.. Biliyor ki karşılığında o kurumun işi düşecek. Bizim kurumun yetkilisi olan başkanımızın asker kökenli (şuan rahmetli oldu) olması,bursiyerlerin tespiti, yazımda ifade ettiğim şekilde yapılıyordu. Haklısınız maddi sıkıntısı olan çok fazla öğrenci baş vuruyor.Benim dikkat çekmeye çalıştığım, durumu iyi olanlar baş vurmasın. Gerçek ihtiyaç sahibi öğrencilerin hakları engellenmesin. Ben kendi kızım için kendi kurumum vermesine rağmen talep etmedim. Doğru olanın gerçek ihtiyaç sahiplerinin talep etmesidir. Kızımın üniversiteyi kazandığı sene, çok yakın arkadaşım bize burs ayarladığını söyledi ben de teşekkür ederek bu bursu ihtiyacı olan gençlere verilmesinin doğru olacağını söyleyerek kabul etmedik. Bu olaylardan bahsetme sebebim, bu konularda duyarlı davranmaya teşvik etmekti.
Hüseyin Hocam yorumunuzla yazıma katkılarınızdan dolayı teşekkür ediyorum saygılarımla..

nurtendemirel dedi ki...

Hanife'ciğim, hiç şaşırmadım anlattıklarına. O kadar çok rastlıyorum ki ben de böylelerine. Hele belediyelerde dağıtılan yardımlar için. Herkes alıyor mantığıyla hareket ediyorlar. Olacak iş değil, ama bu duruma gelmişiz işte.
Çok güzel ve akıcı bir anlatımdı, hem zevkle hem ibretle okudum canım.
Sevgiler, öpüyorum.

yaren dedi ki...

Evet Nurtenciğim haklısın. Olacak iş değil. Herkes alıyor, ya da fazla mal göz mü çıkartır, zihniyetinde olan insanları anlamak mümkün değil...
Canım çok teşekkür ediyorum, katkın için. Ben de öpüyorum kocaman. sevgilerimi yolluyorum..:))

siyahkuğu dedi ki...

Canım her kurum aynı değil,gerçek ihtiyaç sahiplerine verilmiyor buna yüzde yüz eminim. adam bilinçli olarak işe girmiyor ,eşide bütün gün evde mamalar yapıp günlere gidiyor onlara yardım çıkıyor, hak edende tırnaklarınla kazıyor ama yardım alamıyor.

yaren dedi ki...

Çok haklısın siyahkuğum. Ben çok iyi biliyorum dönen dolapları. Bizim başkanımız asker kökenli idi. Bursiyer seçimi konusunda hassas olması bu yönden diye düşünüyorum. Yardım yapmayı da çok severdi. Allah rahmet etsin, mekanı cennet olsun inşaallah. Kendisi de özel olarak çok fazla öğrenciye burs verirdi.Keşke ihtiyacı olmayan, müracat etmese, ediliyorsa da yardım kuruluşu tarafından özellikle ihtiyaç sahibi tespiti yapılabilse. Ama maalesef her yerde olduğu gibi, torpil konuşuyor buralarda da.. Canım öpüyorum seni kocaman. Yorumların için çok teşekkür ediyorum. sevgiler..