14 Kasım 2012 Çarşamba

Laf Lafı Açar..

Toplum olarak konuşmayı, sohbet etmeyi çok severiz. Özellikle hanımlar arasında bu durum daha sıklıkla görülür. Evde mutfak sohbetleri, kapıda ayak üstü sohbetler, iletişim aracı olarak kullandığımız telefonlarla yapılan sohbetler gibi türleri var. Bu sohbetler insanda adeta terapi etkisi yapar.
Sohbet ettiğiniz kişi bir de aranızda gönül bağı kurmuş, halden anlayan kafa dengi bir arkadaşınız ise, o sohbetin tadına doyum olmaz. Bir de sohbetlerin olmazsa olmazı çay ve kahve de ayrı bir renk katar. 
  Atalarımız boşuna dememiş” gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane.”Diye...
 Ben de kahveyi bahane ederek sevdiğim bir arkadaşıma uğradım. Hoş beş den sonra. Eşi ile ilgili bir olay anlattı. Arkadaşımın eşi simetri hastası. Bu hastalar çevrelerinde gördükleri her şeyi belirli bir simetri pozisyonuna getirmek zorunda hissederler. Yani bir nevi psikolojik takıntı. Arkadaşım da eşinin aksine rahat bir insan. Düşündüm de iyi ki arkadaşım rahat, aksi halde o evde hayat çekilmez olurdu.
  Bir gün arkadaşın abisi gelmiş misafirliğe. Bir müddet sohbet muhabbetin ardından lavabo ihtiyacını karşılamak için lavaboya gitmiş. Arkasından arkadaşın eşi vakit kaybetmeden, hemen örtüyü düzeltmiş, abi yerine döndüğünde örtünün düzeltildiğini fark etmiş. Tabi eniştesinin durumunu bildiği için ses çıkarmamış. Bir iki aynı şekilde. Bu defa abi, lavabodan döndükten sonra ayakta beklemeye başlamış. Neden oturmadığını sorduklarında; örtü bozulmasın, her kalktığımda arkamdan örtüyü düzeltiyordunuz. Bari oturmayayımda örtü bozulmasın demiş. Güldük, aynı zamanda da düşündük. Uzmanların görüşüne göre benzer psikolojik hastalıkların temelinde, kişinin çocukluk döneminde yaşadığı olumsuz davranışlar etkili oluyor. Kaldı ki psikologların, herhangi bir psikolojik vakada, ilk iş olarak kişilerin çocukluk dönemlerine baş vurmaları da, bu sebepten dolayı olsa gerek.

Lise dönemlerimde anneme yaptığım hiçbir işi beğendiremezdim. Ben de öylesine takıntı haline gelmişti ki; annemin her evden bir yerlere gidişinde, evde ne var ne yok her şeyi yıkayıp temizleme gayretine girerdim. O dönemlerde şimdi ki gibi çamaşır makinesi yoktu. Merdaneli çamaşır makineleri vardı. Sadece yıkar biz elimizle sıktırırdık. Kaldı ki bizde çamaşır makinesi bile yoktu.

Yine bir gün annem teyzemlerden birinin doğumu için şehir dışına çıktı. Bunu fırsat bilen ben, evde ne kadar yatak yorgan varsa hepsini yıkamaya başladım. Yorganlara şimdi olduğu gibi nevresim takılmıyordu. Ya da en azından bizde yoktu. Kaplama yorganları kullanıyorduk. Akşamdan beyaz çamaşırları ıslatıp sabah kalktığımda onları kazana koyup bir güzel tüpte kaynatıp elde yıkadım.. Sonra da serdim. Şimdi düşünüyorum da, çok yorucu olmasına rağmen nede temiz olurdu. Pırıl pırıl parlardı beyaz çamaşırlar. Sonra evdeki dolapları boşaltır temizler tekrar yerleştirirdim. Bu işleri yapmak için ders çalışmayı bile ihmal ederdim. Arkadaşım gelirdi, yazılıya birlikte çalışalım diye, bana kızar giderdi. Temizlik sevdası annem gelene kadar sürerdi. Annem içeri adımını atar atmaz söylediği ilk cümle; “bu evin pisliği ne?” olurdu. Bu söz üzerine halimi siz düşünün artık.

Evliliğimin uzunca bir döneminde bende temizlik takıntısı sürdü. Ne kendime ne de eşime ve çocuklara huzur vermiyordum. Evde terör estiriyordum.“Oraya ellemeyin”, “burayı bozmayın”, “kirletmeyin”... Olacak gibi değil bu durumdan kurtulmalıyım dedim.Ve psikolojik sorunlar kişinin kendini kontrol etmesi ve kendini telkin ve güdüleme yoluyla aşılacağını bildiğim için bende o şekilde kurtuldum.

Şurası çok önemli! Günümüzde çocuk yetiştirmek gerçekten büyük bir sanat. Bilinçli aileler bu durumun farkında. Bizim dönemimizde ise, çocuklar genellikle karnı tok, sırtı pek ise kendi kaderine terk edilirdi. İlgi alaka hak getire! Kimse çocuğun psikolojisini düşünmez öyle bir şeyin var olduğunun bilincinde bile değillerdi... Karnı toksa, sırtı da pekse iş bitmiştir. Gönder sokağa oynasın akşama kadar... 

  Şimdi öyle mi? Çocuklar çok bilinçli. Öyle sırtını pek yapamıyorsun. Kendi istemediği kıyafetleri asla giydiremiyorsun. İstemediği yemeği yediremiyorsun. 
  
  Büyük kızımla bu konuda hiç anlaşamazdık. Kreşe götürmeden önce isterdim ki; bir tane rafadan yumurta ile, bir bardak ballı süt içsin, isterse akşama kadar hiç bir şey yemesin, bunlar onu tutar diye düşünürdüm. Annelik iç güdüsü işte. Yumurta yedirmek ne mümkün.. Ağzında biriktirir yanağını şişirir yuttur yutturabilirsen. Ben görmeden çöpe tükürürmüş.

İlkokul birinci sınıfa başladığı sıralarda idi. Dondurma yemesine izin vermezdim. Çok çabuk hastalanan biri olduğu için. 15 Mayıstan önce dondurma yemesi yasaktı. Sanırım Mart yada Nisan ayı idi. Tesadüfen okuluna gittim. Teneffüste idiler. Kızım ortalarda yok. Arkadaşına sordum. Dondurma almaya gittiğini söyledi. Sen okuldan çık. Arabaların vızır vızır geçtiği yoldan karşıya geç. Büfeden dondurmayı almış Tam ağzına alacakken ben karşısındayım. Neye uğradığını şaşırdı. Yiyemedi tabi. Nerden haberim olduğunu sordu. Bana kuşlar söyledi ben de geldim dedim. Bir kaç gün sonra tekrar aynı eylemi yapmış Almış dondurmayı okula gelmiş. Orda da iki tane serçe.. Korkudan dondurmayı atmış yere.. Lütfen kuşlar anneme söylemeyin, ne olur bir daha almayacağım demiş…Küçükken koyduğum kurallara hala riayet eder.

Anne- babalar olarak çocuklarımızı küçükken aç bırakmayalım. Sevgiye, ilgiye, şefkate aç olan çocuklar büyüdüklerinde önüne geçilemeyecek derecede psikolojik  sıkıntılarla sorunlarla uğraşmak zorunda kalıyor.. Çocuk yetiştirmek öyle sanıldığı gibi doyur karnını, giydir üstünü gönder sokağa düşüncesi ile olmuyor. Ayrı bir bilgi, birikim, özveri, emek istiyor. Bazen tüm bunlar da yetmiyor. Öyle bir durumla karşılaşıyorsun ki; ne yapacağına, nasıl davranacağına karar vermede zorlanabiliyor insan. 


  Yavrularımız bizim geleceğimiz. Onları nasıl şekillendirirsek büyüdüklerinde verdiğimiz emeğin karşılığını o şekilde alırız. Çünkü çocuk ailenin  yansımasıdır. Mutlu huzurlu bir ailede sevgi ile  yetişen çocuklar,o huzuru mutluluğu kendi ailesine de taşıyacağı gibi, vereceği ya da alacağı kararların daha sağlam, sağlıklı,  makul, mantıklı olmasında da etkili olacaktır...

Bu gün laf lafı açtı…Gençler hayalleri ile yaşlılar anıları ile yaşarlarmış… Ben de yaşlanıyor muyum nedir?


Muhabbetle,
Hanife Mert

10 yorum:

Gurme Şirine dedi ki...

Allahtan böyle takıntım yok...
ama kıyafet uyumu takıntım var, renk uyumu illa olcak yoksa olmazsa olmaz...
öyle eoşfmanla falan asla dışarı çıkmam...


yaren dedi ki...

aa doğru bak g.şirinem bende de vardı. Kıyafetlerde renk uyumu..çalıştığım dönemlerde daha çok dikkat ediyordum. Kıyafet, çanta ayakkabı, makyaj uyumu. Şimdi evde olunca yine dikkat ediyorum ancak, önceki kadar değil. Ben de asla eşofmanla filan dışarı çıkmam.. Canım yorum için teşekkürler. Sevgiler.

bücürükveben dedi ki...

simetri takıntısı bende de var ama tablo filan eğik olursa düzeltiyorum ama misafirlere öyle eziyet çektirmem:))))ama benim takıntım çookk:))mesela kimseyi kendi oturduğum kanepeye oturtmam:))çünkü dışarıda otobüse,dolmuşa binmişlerse tiksinirim:((ay ne yapayım yarenciğim inan dışarıdan gelince üzerimi değişip ev kılığımı giymeden kanepeme kendim de oturmuyorum:))

çocuklar konusunda katılıyorum canım, yemek,üstbaş değil sevgi, çok sevgi, anlayış gerekli. Mesela dün dolmuşta gördüm türbanlı bir hatun kucağındaki küçük çocuğa "uslu durmazsan seni aşağı atarım" diye terbiye veriyordu!!!hem de kaç kez tekrar etti zor tuttum la kendimi!!!yine bir başka komşum kendi üzüntülerini,dertlerini hep çocuklarına yansıtarak şantaj olarak kullanıyor! Mesela şöyle dedi çocuğuna "bak böyle yaparsan seni yatılı okula veririm!" çocuk ağlamaya başladı:((ya bu annelik değil! Bu bildiğimiz duygu sömürüsü! Şantaj o çocuk da ileride ruh hastası olacak!! Senin annen de sanırım psikolojik bir sorunu yüzünden öyle davranmış çok üzüldüm ve senin de üzüntünü tahmin ettim:(((e benim annemi hiç anlatmayayım:(((ama onu kaybedince hepsini unuttum:(((
haklısın gönül ne kahve ister ne kahvehane gönül sohbet ister kahve bahane:))sen bana bi çay yap ama kahve sevmiyorum:)))
Bücürük de kucağımda yan yan yazdım bu yorumu inanır mısın:)))sehpayı yanıma çekerek:)))
öpüyoruz seni kocaman:)

Asya Yazar dedi ki...

Sizin lisedeki halinize üzüldüm ama bizim dönemin anneleri biraz öyleydi.Şımarmayalım diye övmezlerdi. Ama şimdi de çocuklar fazla şımartılıyor. Ortasını bulmadık, benim enişte; çocukken babamın yanında sesim çıkmıyordu şimdi de kızımın yanında sesim çıkmıyor der. Çocukerkil artık aileler.

Hüseyin GÜZEL dedi ki...

Ders alınır mı bilmem, lakin güzel ve eğitici yönü olan bir yazı olmuş yaşadıklarından çıkardığın ders. Çocukların eğitimi konusunda haklısın. Temizlik konusuna gelince her insanın belli dönemlerde takıntıları ve kompleksleri oluyor. Bu sizde temizliktir, bir başkasında anlattığınız gibi simetridir bir başkasında başka bir şeydir. Lakin zaman zaman herkes de olan bir durum demek ki. En güzel gökkuşakları da sanırım bu zamansız takıntıların sonunda insan hatasını anlayınca geliyor. Saygılar.

yaren dedi ki...

Müjdeciğim yorumunu okudum da, onlar takıntı mı bilmiyorum, ben de dışardan geldiğimde ilk işim ev kıyafetimi giymek olur. Ama oturduğum kanepeye başkasını oturmasından rahatsız olmam.Çocuk yetiştirme konusunda o bahsettiğin çocuğa tehditle, şantajla, rüşvetle istediklerini yaptırmaya çalışan anne babalar gelecekte yanlış yaptıklarının farkına varacaktır.
mutlaka.
Müjdeciğim sonra anneme neden bu şekilde davrandığını sorduğumda, her şeyi en güzel en temiz şekilde yapmamız için öyle davrandığını söyledi. O beğenmedikçe ben beğendirmek adına daha fazla çaba sarfedeceğim. O da kendince doğru yaptığını düşünüyor. Belki de annesinden öyle gördü. Ama şükür ki, aklımı kullandım kendimi çabuk düzelttim. Çocuklarını yatılı okulla yada ailede huzur olamayan boşanan yada boşanma aşamasında olan ailelerin çocuklarını seni babana veririm, sana bakmam tarzı tehditlerde çok sakıncalı. Öyle bir ortamda yetişen bir çocukta hali hazırda bozulan bir psikolojinin daha farklı seviyeye gelmesi kaçınılmaz.
Annene Allah rahmet etsin canım. Kaybedince unutuyor insan, yaptığı olumsuzluğu. Tabiki ben sana çay yaparım, şöyle karşılıklı bir sohbet ederiz. Senin de sohbetinin çok hoş olduğuna eminim. Canım arkadaşım yorum için teşekkür ediyorum. Ben de kocaman öpüyorum, bücürüğü ve seni.. İkinize de kocaman sevgilerimi gönderiyorum canım. Hoşçakal.

yaren dedi ki...

Size yürekten katılıyorum Asya hanım. Annelerimiz sevgilerini göstermezlerdi biz şimarmayalım diye. Düşünüyorum da gösterselerdi acaba gerçekten şimarırmıydık? Benim lisede ki durumum belki de benim abartmamdı. Israrla kendimi ispat etme gayreti içinde olmam. Onun ise sırf ben yaptığım işi en güzel şekliyle yapmam için bu yolu seçtiğini söyledi. Belki de, o da annesinden öyle görmüştür. Çocuklara sevgi gösterme konusunda orta yolu bulmak gerçekten çok zor. İki tane kız çocuğu yetiştirdim. Biri Üniversitede üçüncü yılı, diğeri Anadolu lisesi ikinci sınıfta okuyor. İnanın tecrübeli olmama rağmen çoğu zaman nasıl davranacağım konusunda tereddüt ediyorum. Çünkü ikisi de birbirinden farklı yapıda. Vel hasıl bu dönemde çocuk olmak da ebeveyn olmakta çok zor. Asya Hanım katkılarınız için teşekkür ediyorum. Sevgilerimle.

yaren dedi ki...

Çok teşekkür ediyorum Hüseyin Hocam. Bir kaç gündür nete girmiyordum.Blog dostlarımla kendimce sohbet etmek istedim. Umarım bu sohbet katkı sağlamıştır.
Yorumunuzla katkınızdan dolayı tekrar teşekkür ediyorum. Selam ve Saygılarımı sunuyorum.

HOBİLERİM VE BEN dedi ki...

Keyifle okudum Yarencim,
Benimde var takıntılarım kıyafetlerim uyumlu olmalı mutlaka, ve onlara uygun aksesuarlarım, takılarım;
sonra bir kazağımı başka birinin üzerinde görsem, bir daha asla giymem, yeni almış bile olsam,

yaren dedi ki...

Teşekkür ediyorum, hobilerim ve ben. Her birimizin farklı takıntıları oluyor elbet. Aşırıya kaçmamak kaydıyle olmalı da diye düşünüyorum. Aşırısı hastalık. Düzenli tertipli olmak, görsel açıdan da ,insanı rahatsız etmeyen, aralarında her türlü uyum sağlanmış bir giyim tarzı da takıntı olmasa gerek.. Yorum için teşekkürler, sevgiler.