23 Kasım 2017 Perşembe

ÖĞRETMENLERİMİZ GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN



Bu gün hepimiz için özel bir gündür.Çünkü hepimiz şu anki bulunduğumuz konumumuzu, emeğini inkar edemeyeceğimiz eli öpülesi öğretmenlerimize borçluyuz. Onların hakkını ödemek çok kolay olmasa gerek.Şartlarının çok ağır, sorunlarının çok fazla, olmasına rağmen asla mücadeleden vazgeçmeyen öğretmenlerimizi sevgi ve saygı ile yad ediyorum.


Geleceğimizin güvencesi yavrularımızı da aynı hassasiyet ve özveri ile yetiştirmeye çalışan vefakar ve cefakar öğretmenlerimize, sevgi saygı ve anlayış çerçevesinde icra ettiği mesleğin ne kadar değerli kutsal ve onurlu bir meslek olduğunu hissettirmeliyiz.

Bu öğretmenler gününün, geçerli bir sebebe dayandırmadan, bizim sosyal ve toplumsal yapımıza uygun olup olmadığı göz önüne alınmadan,her fırsatta değiştirilerek,yap boz tahtasına döndürülen Milli Eğitim Sisteminin gözden geçirilmesi çocuklarımız ve öğretmenlerimize yaraşır hale getirilmesine, eğitimin çağdaşlaşması ve bilimsel olarak geliştirilmesi yolunda yeni adımların atılmasına ve öğretmenlerimizin hak ettiği değere kavuşturulmasına vesile olması dileğimle, başta başöğretmenimiz M. Kemal Atatürk olmak üzere onun izinden giden tüm öğretmenlerimizin, öğretmenler günü kutlu olsun


Muhabbetle
Hanife Mert

22 Kasım 2017 Çarşamba

DÜŞ BATIMI- BAKIŞ ACISI KİTABIMIN TANITIM VE İMZA GÜNÜ ETKİNLİĞİNDEN



Telaşlı ve yorucu günler olsa da sonunun güzel memnuniyetle bitmesi, tüm yorgunluğumu biranda alıp götürmüştü. Bakış Acısı kitabımın tanıtım ve imza günü programını 18.Kasım cumartesi günü Mersin/ Mezitli Belediyesinin tahsis ettiği Bale Kafede sevgili dostlarımın ve kitap sevdalılarının katıldığı, öncesinde kitapların imzalanması ve sonrasında slayt gösterisi ve kokteylle etkinliğimi tamamladım. 

Etkinliğe katılan herkese buradan da teşekkür etmek istiyorum. Kaltılamayan ancak yüreğinin yanımda olduğunu bildiğim dostlarıma da selam olsun. Etkinliğe blog arkadaşlarımdan sevgili Makbule Abalı (kendisine abla diye hitap ettiğim değerli ablam) katıldı. Zahmet edip mutluğumu paylaştığı için teşekkür ediyorum. Etkinkiten bazı fotoğrafları siz değerli blog dostlarımla da paylaşmak isterim... 
Kitaplar yazarın çocukları gibidir. İşte bu yüzdendir ki, çocukları ve eşinden sonra, onun en değerli varlıklarıdır kitapları. Bakış Acısı kitabıma geçmeden önce, Düş Batımı kitabıma kısaca değinmek isterim. Kendi hayat hikayemden kesitlerle kaleme aldığım kitabımın konusu, toplumun temel taşı olarak kabul ettiğimiz aile ve toplumumuzun kanayan yarası haline gelmiş olan kadın oluşturmaktadır. Aile içi şiddet, yıkılan yuvaların aile bireyleri ve dolayısıyla toplum üzerine yaptığı etkileri alt başlık olarak işledim kitabımda.



Kitaplarımı yazarken ve yayımlatırken, kimi zaman umutsuzluğa düştüğüm, kimi zaman vazgeçme isteği ile karşı karşıya geldiğim anlar oldu. Canım ailemin desteği, benim kararlılıkla mücadeleme devam etmemi sağladı.

Neden Bakış Acısı? Bakış Acısı" ismi, "Bakış Açısıyla" karıştırılıyordu. Oysa her ikisi de anlam bakımından birbirinden tamamen farklı ifadelerdi
Bakış açısı en basit anlamıyla, bir konu hakkında kişilerin farklı açılardan bakması ve farklı fikirleri ortaya koyması iken, acı tamamen farklı bir eylemdir. Yaşanan olaylar kişilere göre farklılık gösterse de, insanın yüreğinde duyduğu hissettiği acının gözlerine yansıması aynıdır. Tıpkı gözyaşının renginin aynı olması gibi...





Kitabımın ismini bu düşünce ile Bakış Acısı koydum. “Düş Batımı” isimli kitabımın devamı niteliğinde olan “Bakış Acısı” toplumsal nitelikte ve hali hazırda yaşanan sorunlarımızın gündeme taşınması konusunda gelen talepler üzerine kitaplaştırılmış bir öz-romandır. Ekim 2017de okurlarıyla buluşmuştur.





Konusu, gerçek olaylardan ve olayları yaşayan kişilerle birebir görüşmem ve o görüşme sonucunda edindiğim bilgileri harmanlayarak kurguladığım gerçeklerden oluşmaktadır. Bu kitapla toplumun kemikleşmiş hepimizce bilinen sorunlarına farkındalık yaratmaya çalıştım.






Okuyan herkesin kendinden bir şeyler bulacağını düşündüğüm kitabımın yazılmasından, basılmasına, okuyucuyla buluşmasına kadar yanımda olan, desteğini ve yardımını esirgemeyen önce aileme , sonra tüm dost, arkadaş, gece kitaplığı yayınevime ve tüm okurlarıma teşekkür ederim.


Sevgi ve muhabbetle
Hanife Mert

8 Kasım 2017 Çarşamba

BAKIŞ ACISI KİTABIMDAN ALINTI




Hanife Mert - Bakış Acısı 👉 http://bit.ly/2h0d8nS

İnsan yarın ne yaşayacağını, başına ne geleceğini, onu bekleyen sürprizleri önceden kestiremiyordu. Tıpkı sonbaharda şiddetli yağan yağmurun, esen rüzgârın doğa üzerindeki yok edici etkisi gibi. Oysa bir müddet sonra ilkbaharda her şey yeniden hayat bulacak ve doğa tekrar canlanacaktı.

Ya bizim hayatımız?


Temelden sarsılan bu insanlar doğa gibi bir müddet sonra düzene girip tekrar can bulacak mıydı? Bunu zaman gösterecekti.

Sevgiyle kalın...

-Hanife Mert-

Tanıtım Bülteninden


Kitabımla ilgili merak edip öğrenmek istediğiniz herşeyi sormanız halinde mutlaka cevap alabileceksiniz...



Sevgi ve muhabbetle,

Hanife Mert

26 Ekim 2017 Perşembe

Blog dostlarıma duyurumdur


Sevgili dostlar;

Bakış Acısı isimli kitabımdan, sizler için hazırladığım alıntıları, kitabımla ilgili fikir sahibi olmanız açısından ara ara bloğumda paylaşacağım.
Ayrıca kitabımı D&R, kitap yurdu, idefix, sözcü kitap, oda kitap, babil kitap gibi internet kitap satış mağazalarıyla, tüm D&R kitap marketlerde sipariş üzerine temin edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ediyor, keyifli okumalar diliyorum.


Sevgi ve muhabbetle
Hanife Mert

21 Ekim 2017 Cumartesi

BAKIŞ ACISI KİTABIM ÇIKTI!!


Sabreden derviş muradına erermiş. Öyle derler bizim oralarda. Aslına bakarsanız sabır öyle sanıldığı kadar kolay bir eylem değildir, sonunda murada ermek olsa da... Gelmesini çok istediğiniz biri, olmasını istediğiniz bir iş, almak istediğiniz bir haberi beklemek sancılı bir süreçtir. İçinizi sıkan, umudunuzu kıran, karamsarlaştıran bir zaman dilimi. Bir süre sonra alınan güzel bir haber ya da kavuşma, beklenen istenen şeyin gerçekleşmesi sonucunda çekilen acılar biranda son buluverir. Sanki o sıkıntıları acıları hiç yaşamamış gibi olur insan...
Ben de Düş Batımı kitabımın yayımlanmasının ardından, mart 2015 de yazmaya başladığım Bakış Acısı isimli kitabımı Ağustos 2017 tarihinde bitirdim. 5 Eylül 2017 de Yayın eviyle sözleşmeyi imzalayarak basım aşamasına geçildi. 19 Ekim 2017 günü basımı tamamlandı.

Sevgili Makbule hocamın sosyal medya hesabından kitabım için yazdığı yorumda; " yeni bir kitap yeni bir doğum gibi" sözü çok yerinde bir sözdü. Bana uzun gelen sancılı bir bekleyişin ardından, 
bebeğini kucağına almış bir anne edasıyla, kitabımı elime aldım. Bu durumdan dolayı duyduğum  sevinci heyecanı kelimelere dökmem imkansızdı. 

"Bakış Acısı" ismi, "Bakış Açısıyla" karıştırılıyordu. Oysa her ikisi de anlam bakımından birbirinden tamamen farklı ifadeler. Edebiyat, harflerle kelimelerle oynama sanatı diye okumuştum bir yerde. Ben de kitabımda kurguladığım olayları, vermeye çalıştığım mesajları en güzel şekilde dikkat çekebileceğini düşündüğüm bu ismi verdim kitabıma. "Nereden bulursun, böyle alingirli isimleri?" diyenlerin yanında güzel bulanlar da oldu. Zira herkesin bakış açısı farklı...

Bakış açısı en basit anlamıyla, bir konu hakkında, kişilerin  farklı açılardan bakması ve farklı fikirleri ortaya koymasıdır. Acı ise tamamen farklı bir eylemdir. Yaşanan olaylar kişilere göre farklılık gösterse de, insanın yüreğinde duyduğu hissettiği acının gözlerine yansıması aynıdır. Tıpkı gözyaşının renginin aynı olması gibi... Kitabımın ismini bu düşünce ile Bakış Acısı koydum.

“Düş Batımı” isimli kitabımın devamı niteliğinde olan “Bakış Acısı” toplumsal nitelikte ve hali hazırda yaşanan sorunlarımızın gündeme taşınması konusunda gelen talepler üzerine kitaplaştırılmış bir öz-romandır.


  Konusunu gerçek olaylardan ve olayları yaşayan kişilerle birebir görüşmem ve o görüşme sonucunda edindiğim bilgileri harmanlayarak kurguladığım gerçeklerden oluşmaktadır. Bu kitapla toplumun kemikleşmiş hepimizce bilinen sorunlarına farkındalık yaratmaya çalıştım. Beğeneceğinizi ve tıpkı Düş Batımı gibi okurken kendinizden bir şeyler bulacağınızı, bazı yerlerinde kendinizi roman kahramanıyla özdeşleştireceğinizi umuyorum.

Bu bağlamda Düş Batımı kitabıma gösterdiğiniz ilgiden dolayı teşekkür eder, aynı ilgiyi Bakış Acısı kitabıma da göstereceğinizi umuyor, hepimize hayırlı olmasını diliyorum.

Sevgi ve muhabbetlerimle

Hanife Mert

19 Ekim 2017 Perşembe

Cehennem sevgisiz yüreklerde yaşanır



Sevgi varlığı ile insana hayat veren özü hoş görü, şefkat, merhamet, güven, dostluk, kardeşlik, saygı gibi kaynağını Allah’tan alan yüce bir duygudur. Çünkü kâinatın yaratılış gayesi ve insanın mayasıdır sevgi. Allah insanı, dünyayı ve tüm evreni sevgi üzerine yaratmıştır.

Bu kutsal duyguyu özünde barındıran insanın hayata bakışı, olayları değerlendirmesi, insanlara ve diğer canlılara davranışı sevgiyle olacaktır. Çünkü her insan diğer insanlarla bir arada yaşamayı ve kendi yalnızlığından kurtulup, başkalarıyla birlikte olmayı ister. İnsan, kendini ve diğer insanlarla olan ilişkilerini anlayabilmek için sevme güçlerini geliştirebilmeli ve tüm canlılarla beraber sevgisini paylaşabilmelidir. Dünya ile olan ilişkisini düşünce ve sevgi üzerine kuran bir kişi kendini tüm evrenle bir olmuş gibi hisseder. Sevgiyle yaklaşır her şeye. Evrende yaşayan tek canlının kendisi olmadığını bilir, diğer canlılara yaklaşımı sevgi ile olur. Sokakta titreyen bir köpeğe merhamet edebilecek kadar, yaralı bir kediye merhem olacak kadar, aç bir kuşa yem, soğuktan titreyen bir yaşlıya ısı, kimsesiz yavrulara kimse, dalındaki çiçeği koparmaya kıyamayacak kadar şefkatli, yaratılanları Yaradan’dan ötürü sevecek kadar merhametli...

Yaşam bu insanlar için tabiri caizse dünyada cenneti yaşamaktır. Zor durumda olanların yardımına koşmak, sıkıntıda olanların sıkıntısını paylaşarak gidermek, güçsüzlere, fakirlere, çaresizlere, dertlilere çare olabilmek insanı mutlu, huzurlu hissettirir. Özünde huzuru duyabilen insan, kendisi ile barışık, pozitif bir hayat yaşayan kimsedir..Böyle insanların sayıca çok olması o toplumda acı, gözyaşı,yakmak, yıkmak yok etmek anlamına gelen ölümlerin daha asgari düzeyde yaşanması anlamına gelmektedir. Sevgimizi ve onun özünde barındırdığı güzellikleri yaşamalı, göstermeli ve bu yaşantımız başkalarına da referans olmalı.

Bu sayede İnsanlığın hak ettiği barış, kardeşlik ve adil bir düzenin hüküm sürdüğü bir dünyada rahat, huzur ve refah içinde yaşayanların çok olduğu bir düzen kurulabilsin...

Sevgiyi yüreğinde hissetmeyi başaramamış insanlar, sevginin özünü oluşturan unsurlardan uzak kalmış demektir. Böylelikle kendilerinden ve toplumdan uzaklaşarak yalnız kalmak, kendisini zayıf ve çaresiz hissederek özgüven kaybı yaşarlar. Çünkü özgüvenin en önemli unsurlarından biridir, sevgiye layık olabilmek. Kişi, kendisinin sevgiye layık olmadığı inancıyla baş edemez ve güçsüz düşer. Bu duygu ise insanı günden güne zayıflatır. Hata yapma riskini arttırır. Kin, nefret, kıskançlık, maddi tatminsizlik duygularının yoğun yaşanmasına neden olur. Toplumda işlenen suçların kaynağına inildiğinde, temelde sevgisizlik ve dolayısıyla güvensizliğin en büyük etken olduğu uzmanlar tarafından ifade edilmiştir. Çünkü bu insanlar kendi iç dünyası ile barışık olmayan, kendini değersiz hisseden ve dolayısıyla etrafında bulunan her şeyi de değersiz olarak gören insanlardır.. Yüreğinde sevgi, şefkat, merhamet duygularını yitiren insanlar, diğer insanlara ve diğer canlılara zarar vermeyi sıradan bir durum gibi görürler. Hoşgörü, sevgi ve evrensel dostluğun timsali Mevlana’ nın “;”Cehennem insan yüreğindeki sevginin bittiği yerdir”.sözünde ifade ettiği sevgisiz insan modeli çıkar ortaya. Sık sık şahit olduğumuz çirkin olaylar, örneğin bebeklere, çocuklara, yaşlılar, kadınlar gibi savunmasız insanlara, hayvanlara yapılan insanlık dışı davranışların sebebi sevgisizliktir. İlginçtir ki, sevgisizlik suçunu işleyenlere; pişman mısın? diye sorulduğunda, pişman olmadıklarını söylerler. Çünkü bu durumda vicdan, merhamet, hoşgörü, sevgi, saygı duyguları devre dışı kalmıştır. Böyle insanların olduğu yerde hayat diğer insanlar için çekilmez bir hal alır. Her an tedirgin ve korku içinde hissederler.

Günümüzde sevgisizlikten kaynaklanan olayların önüne geçebilmek için yapılması gereken önemli işlerden biri de, insanlara sevgiyi öğretmektir. Tıpkı Erich Fromm’un Sevme Sanatı isimli kitabında ifade ettiği gibi, doktorluğu, mühendisliği,öğretmenliği, maran ozluğu öğrendiğimiz bunlara emek ve zaman verdiğimiz gibi sevme sanatını da öğrenebilmemiz gerekiyor. Sevelim ki sevilebilelim. Sevilebilelim ki kendimize, insanlara, yaşama güvenebilelim. Sevgi yoksa güven, güven yoksa doyum yoktur.

Muhabbetle
Hanife Mert



17 Ekim 2017 Salı

Nerede İnsanlık?






Gökyüzünde sis var, dağlarda duman.
Beklemekten yorulduk, kalmadı derman.
Acı, ölüm, gözyaşı, kin, nefret, kan,
İnletti semayı, feryad-ı figan

Nerede kaldı? "barışı" getiren kervan.


İnsanoğlu nefsine esir olmuş,
Gözünü hırs, kin ve nefret bürümüş
Kendinden başkasını görmez olmuş
Zalimler, zulümle abad olmuş


Ahlak edep hak getire, adalet hepten çökmüş
Yalan, dolan, riya baş tacı,
Helali haramı düşünmek kimin harcı?
Mazlumun yüreğine çöreklenmiş bir sancı


Haksız cana kıyanın sonu olur hüsran.
İnsan olan insana, nasıl olur düşman?
Geç olmadan çıkmalı zulüm deryasından
Saplanıp kalmadan cehalet batağından


Gelmedi, insanlığı getiren kervan.
Geçmeden iş işten var farkına!
Neye faydası var biriktirdiğin meta'ın
Kara toprak değil mi? Sonunda yatağın.



Hanife MERT

Abat: Huzura kavuşmak, bayındır, mutlu olmak demek. Zalimlerin zulüm ederek mutlu refaha kavuşması zengin olması