2 Mart 2012 Cuma

Siz Hiç Ağlarken Güldünüz mü?

Ortada hiçbir şey yokken saatlerce ağladınız mı?
Sonra niçin ağladığınızı düşünüp gözyaşlarınızın o engin sularından bir cennet oluştuğunu gördünüz mü hiç?
Sizin canınızın sıkıldığı, hayata, insanlara, eşyaya kırıldığınız, incindiğiniz olmadı mı?
Her şeyden bıktığınız, hayattan hiçbir tad alamadığınız anlar olmadı mı hiç?
Dünyanın bile üstünüze geldiğini düşünüp, çatlayacak gibi olduğunuzda, bir köşeye çekilip saatlerce ağlayarak kendi gözyaşlarınızda boğulmadınız mı hiç?
Ve sonra;
Gözyaşlarınızın o engin sularında tam boğulurken…
Birden bire rahatlayıp huzur bulmadınız mı?
Hayata yeniden gelmiş gibi bir hisle bütün bu olumsuz düşüncelerinizin yerini sıcak, içten ve samimi bir tebessüm almadı mı?

Sadece bir gününüzü insanlara adayın ve çevrenizdeki insanlara dikkatli bir şekilde bakın.
Bu insanların kaçı hayata tebessüm ederek bakıyor?
Kaçı hayattan zevk alarak yaşıyor?
Kaçı mutlu?
İnsanlar maalesef tebessüm etmeyi unutmuş. İnsanlarımızın birçoğu en küçük şeyde birbirlerine kızar, bağırır, sinirlenir olmuş. Öfke potansiyeli en üst seviyeye ulaşmış. Oysa bizim kültürümüz tebessümü, insanlara tebessüm etmeyi, güler yüzlü davranmayı sadaka olarak değerlendirir.
Öyleyse bir soru daha:
Çevrenizdeki insanları mutlu ve güler yüzlü olarak mı görmek istersiniz; yoksa stres küpü olmuş umutsuz ve mutsuz olarak mı?
Başkasının acı çekmesinden zevk alan, sadist bir kişiliği olmayan her insan, birlikte olduğu insanların mutlu olmasını, tebessüm etmesini ister. Birlikte olduğu kişileri mutlu olarak gördüğünde kendisi daha da mutlu olur; yok eğer karşıdaki kişinin bir sıkıntısı varsa, mutsuzsa, onun sorununu halletmeyi ilk vazife olarak görür kendine.
Kolay değildir tebessüm edebilmek, hele günümüzde hiç kolay değildir. Bilim, teknik ve medeniyet devamlı ilerlerken; insanoğlu her geçen gün biraz daha unutuyor tebessüm etmeyi.
İnsanlar hep kahreder her şeye lanet eder olmuş ne yazık ki! Otobüste, trende, vapurda ve sokaklarda insanları güler yüzlü görmek neredeyse imkânsız olmuş. İnsanlarımız tebessüm etmeyi unutmuş.
İnsanoğlu her istediğine, hatta istemediğine bile, anında kavuşabilmesine rağmen neden mutsuz? "Medeniyet" ile "tebessüm" arasında yoksa ters bir orantı mı var? Bu da ayrı bir soru işareti!

1 yorum:

Hanife MERT dedi ki...

RUH NE İSTER?

Kazandıkça daha fazlasını isteyen, her şeyin en iyisini ve en mükemmelini arzulayan, doyumsuzca yaşamını devam ettirmek isteyen; fakat o doyumsuz yaşamının ne zaman ve nerede biteceğinden bile bilgisi olmayan âciz; ama hiçbir şeyin memnun etmediği, son asrımızın insanlarını, bu çıkmaz sokaktan kurtarmak gerek. En azından büyük bir âlimin dediği gibi: "Bu selden kaç kütük kurtarırsak kârdır…" diyerek bir değil; birçok şey yapmalı ve "Ne yapabiliriz?" diye düşünmek yerine; bir yerlerden başlamalıyız artık.
Etrafımızda, her istediğinin olmasını dileyen, sonra istediği ve beklediği şeyler gerçekleştiği halde yine de tatmin olmayıp doyumsuzca istemeye devam eden, kanaat göstermekten mahrum olan insanlar görmekteyiz.
Hiçbir şeyin kendisini memnun etmeye yetmediği, hırsla ve doyumsuz bir arzuyla koşuşturup kesesini ve bedenini dolduran; fakat buna rağmen ruhunun isteklerine kulak vermeyip, ruhunun haykırışlarını duymayan, duymak istemeyen insanlar biliriz.
Günümüzün insanları, istediği her şeye anında ulaşabilmesine rağmen, ruhsal boyutlarına kapı açamıyor, ruhu ıstırap içerisinde kıvranırken, derin acılar çekerken; bu eksikliği, almak istediği son model yeni çıkan metâlarla doldurmak istiyor ve anlayamıyor ruhun metâ ile değil; mâna ile doyuma ulaşacağını…

Ne güzel, hayata tebessüm ederek bakanlara,
Ne güzel tebessümü sadaka olarak değerlendirip onu tüm insanlara dağıtanlara,
Ne güzel, birlikte olduğu insanlar arasında yalnız kaldığında bile tebessüm edebilenlere,
Ne güzel, tebessümü hayat felsefesi yapanlara,
Ne güzel, göz yaşlarında tebessüm saklayanlara ve
Ne güzel, tebessümü göz yaşında arayanlara…