25 Mayıs 2012 Cuma

Kaçtığım Yer Kendim!!


Rüzgâr kuvvetli estiği zamanlarda insanlar şiddetini kesmek ve de 
korunmak için set örerlermiş karşısına. Bundan faydalanmayı akıl edebilenler 

ise yel değirmenleri inşa ederlermiş. Böylece rüzgârın yıkıcı gücünü 
olumluya çevirmeyi becerirlermiş. Fakat bazen hayatta karşılaştığımız 
rüzgârlar o kadar yoğun o kadar şiddetli ve o kadar üst üste oluyor ki; 
bırak yel değirmeni inşa etmeyi elinle yaptığın rüzgârgülünü tutacak 
kadar bile takatin kalmıyor. 
Şu kesin ki hayattan ne kadar çok beklentin olursa o kadar çok hayal 
kırıklığına uğruyorsun. Beklediklerinle buldukların arasındaki fark 
derin üzüntü yaşamana neden oluyor ister istemez. Mücadeleci olman bile 
fark ettirmiyor kimi zaman. Pes ediyorsun bazen yılıyorsun. Değirmen 
yapmak için bile yüzleşmekten korkuyorsun rüzgârın uğultusuyla. Set örmek 
daha bir kolay geliyor nedense. Zaman ilerledikçe kaçmayı kovalamaktan 
ve de mücadele etmekten daha bir benimser oluyorsun hiç karakterinde 
olmasa bile…
Hayatta en çok korktuğum şey duygu erozyonuna uğramaktı. Zamanla 
hiçbir şey hissedememekten çekindim hep. Yılgınlıklarımın umutlarımın üstünü 
örtmesinden ürktüm. Ama acımasızlıklar ve kederler üst üste gelince ben 
de ben olmaktan çıkıyorum galiba. Daha bir katı oluyorum hayata karşı. 
Daha bir duygusuz oluyorum ister istemez. Daha bir tahammülsüz… 
Olgunlaşmanın koşulu ağlamakmış demek ki diyorum. Ne kadar çok ağladıysano kadar çok olgunlaşmış oluyorsun.
Anlıyorum ki aynı dili konuşanlar değil; aynı duyguları paylaşabilenler anlaşabiliyor sadece. Ve aynı dili konuştuğun insanların etrafında 
olabilmesi de gün geçtikçe zorlaşıyor. Görünen gerçek gerçekte görünen 
de olmayabiliyor üstelik. Kimi zaman mutlu görünüyorsunuz etrafa; oysaki 
yapabildiğiniz en iyi şey mutluluk rolü yapmak oluyor o an. İçin 
kemiriliyor; ama sen yine de üstüne yapışmış olan rolü oynuyorsun. Sana 
yüklenen misyonunun gerektirdiğini...
Bazen çok sevdiğin bir fotoğrafı ortadan ikiye ayırıyorsun. O anki ruh 
halin seni hiç fark etmediğin bir yere bırakıveriyor. Öyle şeyler 
oluyor ki bazen hafızanı yitirmiş gibi hissediyorsun. Yaşadıklarının kendi 
hayatından bir kesit olup olmadığını düşünüyor; idrak etmeye 
çabalıyorsun. Sonra da “yanlış nerde ve kimde” diyorsun. Ya da “yarımdı olmadan bitti” diye avutuyorsun kendini. O an yaptığın şey hafızanı siliyor ve 
seni bilmediğin bir yere ve duruma sevk ediyor. Geçmişinle geleceğinin 
kesiştiği nokta ise bugünün oluyor. Ve gücün yettiğince her şeye sil 
baştan başlıyor. Yeniden hatta bazen yeniden deniyorsun. Fakat bir 
bakıyorsun ki hep en baştasın… 
İyice fark ediyorum ki gidene ağlamıyor çoğu zaman insan. Gidenin 
giderken koparttığı yer oluyor daha çok ağlatan orada bıraktığı yara oluyor 
kalbimize iğneleri vuran.
Aitlik hissin kayboluyor tamamen. Yaşadığın yere de zamana da ait 
hissedemiyorsun kendini. Çekip gitmek istiyorsun; kendinden bile... Seni 
hayata bağlayan hiçbir şey kalmıyor birden. Yaşamak anı günü ayı yılı… 
zevk vermez oluyor. Kendinden kurtulup kendine kaçıyorsun yeniden. 
Aslında bindiğin gemi de vardığın liman da kendi yüreğinde demirli…
Kelimelerin hepsi aynı aslında önemli olan içtenliğinde ve karşı 
tarafın yüklediği anlamda yatıyor. Ve sana o anlamı yakalatacak olanda 
buluyorsun kaybettiğin kendini…
Cesaret de sevgi gibi; gelişmesi için umut gerekiyor…

alıntı

6 yorum:

Hüseyin GÜZEL dedi ki...

İnsanların yaşadıkları ortamda sürüklendikleri algı yanılsaması böyle bir şey işte. Ruhun kendisine yabancılaşması, kendisini tanıyamaması da denebilir bu duyguya.Bireyleri bu çıkmaza sürükleyen yine bireylerin yarattığı yaşam tarzı, duygu birikimidir. Kapitalizmin eseridir bu durum. Bizleri umutlandıran, sonrasında ulaşılmaz kalelere çekilip bizleri sömürmeye başlayanların kendileri çıkmaza sürüklenirken toplumlarıda sürüklemesinin bir yansımasıdır. Yukarıdaki yazınız dar anlamı ile bana bunları düşündürdü. Elinize sağlık. Güzel bir çalışma yapmışsınız.

bir kase lezzet dedi ki...

KIZ NEREYE YÜRÜYO ELLERİNE SAĞLIK
:)

yaren dedi ki...

Yazının size düşündürdüğü anlam doğrudur. Ancak ben birazcık açmak idserim; hani bazen hayat insanın üzerine öylesine çöreklenir ki, adeta nefes almanız imkansız hale gelir.. Her şey üst üste gelmiştir.Ruh dünyanız da tarifi imkansız sıkıntılar yaşarsınız.. Böyle bir durumda canınız hiçbir şey yapmak istemez. Mücadele gücünüzü kaybedersiniz. Dolayısıyla bu durum iç dünyanızı da alt üst etmiştir..Çaresiz hisseder insan kendini..
Bütün bu olumsuzlukların akabinde, kaçmak kurtulmak isteriz.Zaman zaman aklımıza gelir, kimsenin olmadığı bir yerlere.. Oysa biliriz ki giderken sıkıntıları da beraberinde götüreceğiz..Benzer durumu Can Yücel,Bu günlerde herkes bir yerlere gitmek istiyor şiirinde çok güzel özetlemiş;… “Bu gunlerde herkes gitmek stiyor.Küçük bir sahil kasabasina,bir baska ülkeye,daglara, uzaklara...Hayatindan memnun olan yok. Kiminle konussam ayni sey...Her seyi, herkesi birakip gitme istegi.Öyle ''yanina almak istedigi üç sey'' falan yok.Bir kendisi.Bu yeter zaten. Her seyi, herkesi götürdün demektir.Keske kendini birakip gidebilse insan.”
Sonuç olarak bu yazıyı bir ruh çözümlemesi gibi algılamak lazım. İnsan kendinden kaçamıyor.Çünkü her şeyi yaşayan kendisi.Çözüm yine kendinde…
Hocam zaman ayırıp okuyup değerli düşüncelerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ediyorum..Ailenizle, sevdiklerinizle birlikte gönlünüzce bir hafta sonu diliyorum, selam ve saygılarımı sunuyorum..

yaren dedi ki...

Bir kase lezzet, kız kendinden kaçmaya çalışıyor, ama bir türlü kaçamıyor..Her defasında başa dönüyor, yani kendine dönüyor.. Teşekkür ediyorum, zaman ayırıp okuduğunuz için.. Hayırlı gönlünüzce bir hafta sonu diliyorum..

siyahkuğu dedi ki...

Bu yazıyı en az üç oldu okumama rağmen yorum yapma fırsatını şimdi yakalıyorum , bence;insanın tek kaçamadığı ,kendisidir,gece yastığa baş koyduğunda,sabah kalktığında ellerini semaya açtığında vicdanıyla her muhasebeleştiğinde yanında bir tek yine kendisi vardır,ne deyim harikasın ,bu günüm böyle güzel ve anlamlı düşüncelerle geçecek..

yaren dedi ki...

Evet kaçamadığı insanın kendisi, çünkü kilit kendinde gizli..Kaçmak istediği de ruhunda, gönlünde hissettiği acı çözüm yine kendisinde. O bilinçle ne kadar kaçarsa kaçsın, nereye kaçarsa kaçsın vardığı yer yine kendisi..Ne güzel, ne mutlu bana o zaman seni kendinle başbaşa kalmana ve muhasebe yapmana kendinle ilgili güzel şeyler düşünmene vesile oluyorum...