30 Mayıs 2012 Çarşamba

Keşkesiz Bir yaşam..

Hani bazen kendini çok yalnız hissedersin ya...Hani başını bir dost omuza yaslayıp, sessizce ağlamak gelir ya içinden.
Hani bir şeyler içini karartır ya, keşkesiz bir hayattır istediğimiz…
Keşke noktalama işaretleri kadar insaflı olsaydı parantez içlerine sığdırmaya çalıştığımız hayat. Her noktanın ardından cümleler kurabilseydik yeniden…
Yaşamı virgüller ile uzatabilseydik keşke…
Tırnak içine alınmış hayatlarımız olsaydı…
Eskiler öyle yaparmış… Sevenler sevdiklerine “Seni Çok Seviyorum” anlamına gelen satırların sonuna üç nokta  koyarmış…
Ve üç nokta koyabilseydik tüm sevgilerin arkasına…
Keşkesizliği hedeflerim ben hayatımda… “Evet ya da hayır” hep sevimli gelmiştir bana… Hayatı düz çizerim... Zikzaklarım yoktur… Kaybetmişsem boynumu eğerim… Kazanmışsam zaten benim olmuştur……
Keşkesiz bir insanım... Yanında yaşadıklarımız yada dostlarımız karsısında zavallı gibi görünmekten korkmadığımız, bizi değiştirmeye değil, zenginleştirmeye çalışan, yargılayan değil, kendimizi sorgulamamıza yardımcı olan birimidir yitirilen?
Sabahın üçünde çaldığımız kapısını açtığında, tek kelime etmeden kollarına atılıp ağlayabileceğimiz bir insan mıdır keşkesizliği bu şekilde dillendiren?
Nedenlerini merak etse de, gözyaşlarımızın dinmesini bekleyecek kadar anlayışlı, titrek sesimiz ve telaşlı cümlelerimizi sükûnetle dinleyecek kadar sabırlı, acımızın bir kısmını kendine yük edinecek kadar cömert ve yürekli insanlar mıdır dost diye seçtiklerimiz?
Sadece sohbeti değil, sessizliği de sıkıcı olmayan; yalnızlığımızı unutmak için varlığı, eksikliğini hissetmemiz için yokluğu kâfi gelen insanlara mı dostum deriz?
Başımıza gelen güzel bir şeyin coşkusu yüreğimize sığmadığında, saate aldırmayıp telefona sarıldığımız ve karsımızdaki uykulu sese "Kulaklarına inanamayacaksın" diye bağırdığımızda, "Sabahı bekleyemez miydin?" demeyen biri midir gerçek bir dost?
Güzel bir film izlediğimizde, keşke O da olsaydı dediğimiz, okuduğumuz bir kitaptan bahsedebildiğimiz ve en mahrem sırlarımızı anlattıktan sonra rahatça uykuya dalabildiğimiz bir sırdaş mıdır yoksa?
Konuşurken gözlerimizi kaçırmadığımız, kendimizi saklamadığımız ve yüzümüze en acı gerçekleri haykırırken bile darılmadığımız yalnızlığımız mıdır dost dediğimiz insanlar?
Ne bileyim, ayni fikirde olmasak da uzlaşabildiğimiz, köprüleri atmadan da tartışabildiğimiz, her savaştan birlikte ve biraz daha güçlenmiş bağlarla çıktığımız insanlar mıdır dost payesi verdiklerimiz?
Tanıdığımızı sanırken, daha keşfedilmeyi bekleyen nice el değmemiş duygular ve düşünceler taşıdığını gördüğümüz; sürekli bizi şaşırtan kendimiz midir onlarda sevdiğimiz?
Dostluk bir ruhun iki ayrı bedende yaşamasıdır… Başka bir bedende toprağa verdiği ruhunun yasını mı tutmaktadır? Paylaştığı her şeye ölüm de mi dâhildir?
Acaba, neyi kaybedeceğini, dostu ölmeden önce fark etmiş midir? Ya biz; her şeyi paylaşmanın, iddialı ve gerçek dışı geldiği günümüzde, sahip miyiz gerçek bir dosta?
Ya da adımızın önüne dost sıfatı koyan insanlar var mıdır hayatımızda? Yoksa kendimizi sevmeyi başaramadığımızdan, şaşırıyor muyuz bizi sevdiğini söyleyen birinin varlığına, inanamıyor muyuz yanımızda kalmasına ve uzaklaştırıyor muyuz içten içe bizi sevmesini istediğimiz insanı kendimizden?
Ve bir gün, bir el daha kayıp gittiğinde avuçlarımızdan, kendi mezarımızın başında ağlayacağımızı biliyor muyuz? 
İş işten geçmeden önce teşekkür edebiliyor muyuz sevdiğimize, hiç değilse bizi sevdiği için

8 yorum:

Hüseyin GÜZEL dedi ki...

Keşkelerin olmadığı bir yaşam düşleriz sıklıkla. Olmasını isteriz. Lakin bunu başaramayız hiç bir zaman. İlkel toplumlardan bu yana insanoğlu her daim keşkelerle yaşamıştır. Keşke demediği gün, saat, dakika olmamıştır. Yaptıklarından kimi zaman pişman olmuştur. Kimi zaman hüzün duymuştur. Coşkuya kapıldığı zamanlar çok azdır. Sevdiklerimizle keşkelerin olmadığı bir dünya özleriz. Lakin olmaz işte bir türlü. Hep bir yerlerde bir engel çıkar, çıkmıştır da. Yaşam kısa, zaman uzun. Zaman daima galiptir kısa yaşamın karşısında. Her daim maça bir sıfır önde çıkmasını bilmiştir. İsteriz ki çiçekler açsın, solmasın güller; yapraklar yeşersin ağaçlar büyüsün, etraf yeşillensin. Lakin olmaz, olamaz bir türlü. Keşkeler engeldir her zaman. Birileri engeldir sorunsuz yaşamamıza. Bir gün çölde, bir başka gün bozkırda, ya da dağ yamacında, bir vadide, bir toprak parçasını işlerken, bir maden ocağında kararırken bedenler; kavruk bir yüzle dolaşırken bozkırda, bir denizde mücadele edilirken dalgalarla, bir ceylan gibi sekerken su sesiyle hep keşkeler karşımıza çıkar. Aman vermez hiç birimize. Saygılar. Bak neler yazdım, neler düşündüm bu duygulu ve içten paylaşımınız sonrasında. Sevdiklerinizle birlikte keşkesiz bir yaşam sizinle olsun. Saygılar.

yaren dedi ki...

Çok teşekkür ediyorum, Hüseyin Bey.Bu güzel ve duygulu yazının üzerine söz söylemek istemiyorum..Güzel dileğiniz için de teşekkür ediyorum. Bilmukabele diyorum bende.. selam saygılar..

sayanlaruya dedi ki...

Hayatta hiç keşke demeyen varmıdır keşkesiz bir yaşam düşünemiyorum her şey olur biter ilk sözümüz keşke böyle yapsaydım daha iyi olurdu gibilerde laflar ederiz keşkesiz yaşamlara diyorum sevgiler selamlar

yaren dedi ki...

Sevgili Sayan Hanım, o verilen yanlış kararların akabinde söylenen keşkeler aslında bizi bir sonraki karaımızda daha keşkesiz bir karara götüren olgular. Cahilce başladığımız hayatımızda, olgunlaştıkça keşkelerimizin sayısı da azalma eğilimi gösterecektir.. Ben teşekkür ediyorum, güzel dileğin için ve değerli düşüncen için, sevgilerimle, esenlikler, mutluluklar..

nurtendemirel dedi ki...

'İş işten geçmeden önce teşekkür edebiliyor muyuz sevdiğimize, hiç değilse bizi sevdiği için…'
Evet, sevildiğimiz için karşımızdakine teşekkür etmek ne kadar da gereklidir. Ben en çok bu cümleyi sevdim. Hanife'ciğim sevgilerimle canım.

yaren dedi ki...

Ve bir gün, bir el daha kayıp gittiğinde avuçlarımızdan, kendi mezarımızın başında ağlayacağımızı biliyor muyuz?
İş işten geçmeden önce teşekkür edebiliyor muyuz sevdiğimize, hiç değilse bizi sevdiği için…
İş işten geçmeden, keşke diyebilseydim dememek için, bir gün diyemiyeceğimizi düşünerek fırsatımız varken söylemeliyiz. Teşekkür ediyorum Nurtenciğim..sevgiler, mutluluklar..

siyahkuğu dedi ki...

İnanki hiç saklamam içimde,
içime atıp bana dert olacağına yolunca yordamınca ona söylerim ,onun içine dert olsun:)))
dost seçme gibi bir lüksümüz yokki en yakınında olanla dost olmaya çalışıyorsun ,hadi şimdi internet telefon vesaire dolu... önceden komşu kızı kankan olur tek sırdaşın olurmuş,sütü bozuksa sırlarını anlatırsa,yandın iyi biriyse yaşadın tamamen şans:)))

yaren dedi ki...

Siyahkuğum ne güzel ifade etmişsin düşüncelerini.. Evet aslında çok haklısın..Hemen söylemek gerek.. Ama biz genelde duygularımızı çok fazla dışa vurmayı sevmeyiz.. Eskiler şöyle der, yürekten sev gerçek olsun.Söylenmeyi sevginin anlamının yiteceğinden korkarlarmış.Haklı olabilirler, ama yinede sevgi ifade edilmeli.Keşkelerimizi, keşke yerine getirseydim dememek için olardan kurtulmalı diye düşünüyorum..