Ey İnsanlar!
Kendiniz için âhiret azığı hazırlayınız ve onu kendinizden önce gönderiniz! Elbette bilirsiniz ki, ölecek ve dünyada her şeyinizi geride bırakacaksınız! Sonra Âlemlerin Rabbi, arada bir tercüman ve perde bulunmaksızın sizden herbirinize:
Sana benim Resûlüm gelip, emirlerimi tebliğ etmedi mi?
Ben sana mal verdim, ihsanda bulundum. Sen, bu nimetlerden, kendine âhiret payı ayırdın mı? diyecek!
O da, sağına soluna bakacak, hiç bir şey görmeyecek.Sonra, önüne bakacak, orada da cehennemden başkasını görmeyecek! Öyle ise, yarım hurma ile de olsa, cehennemden kendisini korumaya gücü yeten hemen o hayrı işlesin! Onu bulamayan da güzel bir sözle kendisini korumaya çalışsın! Çünkü bir iyiliğe, on mislinden yedi yüz misline kadar sevab verilir.
Selam size,
ALLAH’ın rahmet ve bereketleri üzerinizde bulunsun!
KAYNAK: İbn-i Hişam, I, 118-119, Beyhaki, Delail, I 524
Bu sitede yayınlanan öykü şiir ve makalelerimi izinsiz kopyalamak ve yayınlamak, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca suçtur!
22 Kasım 2012 Perşembe
21 Kasım 2012 Çarşamba
Neden Sonra...
Neden sonra farkına varıyorsun
Etrafındaki korkunç ıssızlığın.
Yâr olsun,dost olsun,ne arıyorsun,
adresi belli mi vefasızlığın?
Aşk,dostluk!.. Hepsi dökülür yapraklar!
Çıplak bir ağaç durgun suda aksin.
Yalnızlık dediğin hayatta başlar;
Kabir boyunca devam etmek için.
CAHİT SITKI TARANCI
20 Kasım 2012 Salı
İnsanın Kendisi ile Barışık Olması..
İnsanın kendisi ile barışık olması 2 şekilde olur. Birincisi, hani her insan islam fıtratı üzere doğar. Bu şekliyle bu fıtratını devam ettirmesi kendisiyle barışık olması demektir. Orjinal halini koruması ona sahip çıkması ve onunla yaşamaya çalışması gibi. Diğeri de normal yaşamı boyunca, dini inancı gereği yaşantısı ile gurur duyması ve kim olursa olsun karşısında, onurlu ve dik durmayı başarması. Kendisini sevmesi güzel görmesi gibi.Kibir değildir bu, gurur değildir bu. İnancıyla yaşantısıyla elinden geldiğince övünç duymasıdır. Bir yerde şükretmesidir, hamd etmesidir. Bir kalıba girmek ne kadar yetersiz, yani sadece namaz kılmak, sadece oruç tutmak, sadece kapanmak gibi... İnsanın bilgili olması neyi niçin yaptığını bilmesi, bir şekilde yaşayan din olması. Zaten İslamın da istediği bu değil mi?
İnsan bir kimliğe bürününce her yönüyle örnek olması gerekir. Bu anlamda bilinçli ve devamlı olmalı… Toplumun çok iyi örnek kimselerin olmasına gerçekten çok htiyacı var.
Hem görüntüsüyle, hem yaşamıyla, konuşmasıyla, ahlakıyla…Bunun da tek yolu; Peygamberi ahlakla ahlaklanmaya çalışmaktan geçiyor. Başka türlü değil,Onu tanımakla ,İslamı bilmekle mümkün. Örneğin örtü konusunda; etrafta bazı acayip örtünenler görüyorum.Örtünüp de onlar gibi ahlaki davranışlar sergilemektense bırak farklı olsun…
Kuru cahil bir takım işleri yapınca sonuç kötü oluyor. Ben bazen sokakta çarşaflı kimseleri görünce acaba bunlar niye böyle diye onlara değil de, kendime sorarım. Eğer bilinçliyseler böyle olmamaları lazım derim, yok eğer değillerse sırf iyi niyete kötü örnek oluyorlar diye düşünürüm. Çünkü onları görenler gerçek islamda bu tarz giyim şeklinin olduğunu düşünüyorlar, ve bize, müslümanlara kötü gözle bakıyorlar, dışlamaya çalışıyorlar. Zamanla her şey değişti.Çerceve esas olmak üzere esası kaybetmememiz lazım, yoksa içi boş şekillere kalıyor.
din= sakal
din=örtü
din= şalvar
din=çarşaf oluyor..
Oysa peygamberimiz(s.av) tek kelimeyle ne güzel özetlemiş İslamı; “ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmuştur. Güzel ahlak insanın kendisine başkasına ve Yaradanına karşı iyi birey olması demek değil mi? Başkasına karşı iyi birey olan başkasını rahatsız edecek giysi giyer mi? Kendi dışında ötekine karşı yararlı olacak kişi, hem sözel, hem davranışsal hem de görüntü olarak aykırı olur mu?YAŞAR GEDİKLİ
(Yaşar Hocama Allah rahmet etsin,mekanı cennet olsun,
nur içinde yatsın inşaallah)
Hem görüntüsüyle, hem yaşamıyla, konuşmasıyla, ahlakıyla…Bunun da tek yolu; Peygamberi ahlakla ahlaklanmaya çalışmaktan geçiyor. Başka türlü değil,Onu tanımakla ,İslamı bilmekle mümkün. Örneğin örtü konusunda; etrafta bazı acayip örtünenler görüyorum.Örtünüp de onlar gibi ahlaki davranışlar sergilemektense bırak farklı olsun…
Kuru cahil bir takım işleri yapınca sonuç kötü oluyor. Ben bazen sokakta çarşaflı kimseleri görünce acaba bunlar niye böyle diye onlara değil de, kendime sorarım. Eğer bilinçliyseler böyle olmamaları lazım derim, yok eğer değillerse sırf iyi niyete kötü örnek oluyorlar diye düşünürüm. Çünkü onları görenler gerçek islamda bu tarz giyim şeklinin olduğunu düşünüyorlar, ve bize, müslümanlara kötü gözle bakıyorlar, dışlamaya çalışıyorlar. Zamanla her şey değişti.Çerceve esas olmak üzere esası kaybetmememiz lazım, yoksa içi boş şekillere kalıyor.
din= sakal
din=örtü
din= şalvar
din=çarşaf oluyor..
Oysa peygamberimiz(s.av) tek kelimeyle ne güzel özetlemiş İslamı; “ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmuştur. Güzel ahlak insanın kendisine başkasına ve Yaradanına karşı iyi birey olması demek değil mi? Başkasına karşı iyi birey olan başkasını rahatsız edecek giysi giyer mi? Kendi dışında ötekine karşı yararlı olacak kişi, hem sözel, hem davranışsal hem de görüntü olarak aykırı olur mu?YAŞAR GEDİKLİ
(Yaşar Hocama Allah rahmet etsin,mekanı cennet olsun,
nur içinde yatsın inşaallah)
19 Kasım 2012 Pazartesi
Birlikten Kuvvet Doğar
Özellikle 1980 öncesi dönemde çocuk olmayanlar bilir.
Kuyruklarımız meşhurdu. Yağ kuyruğu, gaz kuyruğu, tüp kuyruğu vs. Özellikle zam
geleceği zaman şeker, pirinç, fasulye yağ gibi gıda maddeleri saklanırdı. Daha yüksek
fiyatta halka satılırdı. Bunu alabilmek için de halk kuyruklar oluştururdu. İnsanlar sabahın erken
saatlerinde sıraya girer, İtiş kakış izdiham yaşanır,ayrıca yer kavgası da
cabası..
Kuyruklar sadece gıda maddelerinde değil, her şeyde her
yerde olurdu. Banka, belediye, elektirik işletmesi, hastaneler, sinemalar, maç türübünleri gibi… Kurumlara yapılacak ödeme
günlerinde de aynı şekilde insanları canından bezdiren kuyruklar oluşurdu. Sabahın
erken saatlerinde daha ilgili kurum açılmadan kapısında yığılmalar olurdu.
Kurum açılır insanlar içeri hücum eder yine sıra kaybolur. İşin yoksa bir de
sıra kavgası yap. Ne günlerdi o günler.
Teknolojinin gözünü seveyim. Numaratör sistemine geçildi de.
Kuyruğa girme izdiham yaşama derdi kalmadı, diye sevinirken, bize teknoloji mi
dayanır? Sistemi istediğimiz şekle dönüştürmede üstümüze yoktur. Her yerde, her şeyde olduğu gibi para ön planda… Ne kadar paran varsa, o kadar değerin vardır.
Bu gün kredi kartımın son ödeme günü idi. Sabah
ödeme düşüncesi ile evden çıktım. Bankanın birine geldim. Numaratörden numaramı
aldım. Benim önümde yaklaşık 27 kişi vardı.
Beklemektense diğer bankadan da numaramı alayım diye düşündüm ve diğer bankadan
da fişimi aldım. Orada da yaklaşık 18 kişi vardı önümde. Tekrar ilk fiş aldığım
bankada bekledim bir süre sonra işimi hallettim ve oradan diğer bankaya geçtim.
Baya da kalabalık. Kimileri oturuyor, kimileri ayakta. Bekle bekle bizim
numaraya bir türlü sıra gelmiyor. Bizden sonrakiler geliyor işlemini yaptırıp
çıkıyor. Ben numarayı 10.30 gibi aldım. Saat 11.45 oldu. Hala benim numaradan bi haber. Artık kızmaya
başladım. Sabır sabır dedim baktım olacak gibi değil. Yanımda oturan insanlar
da şikayetçi durumdan ancak ses çıkarmıyorlar. Ben daha önceki tecrübelerimden
biliyorum. Bu banka fiş sırasını para hareketi en fazla olan müşterilerine
öncelik veriyor. Eğer çok paranız yoksa, girdi çıktı işlemleriniz olmuyorsa
bekleyeceksiniz! Size ne zaman sıra gelir Allah bilir. Baktım olacak gibi
değil.Ayağa kalktım, orada ki insanlara gelin müdüre
çıkalım bir çözüm bulsun dedim. Önce tereddüt ettiler. Sonra bir bayan arkamdan
gelmeye başladı. Baylar da katıldı.Sanki biraz tereddüt eder gibi idiler.
Bayan onlara bizi yalnız bırakmayın
diyordu. Ben beklemedim çıktım. Müdire hanımın yanına durumumuzu izah ettim. Biraz da sert çıktım.
Hemen bir telefon, daha biz aşağı
inmeden işimiz halloldu..
Banka yetkilileri
gelecek aylarda bu toplu tepkiyi dikkate alır da sistemi düzeltir mi
bilmiyorum? Lakin bildiğim bir şey var ki; bu ülkede eğer sessiz kalırsan
üzerine bindikçe biniliyor. Ama eğer bir haksızlık varsa uygun bir dille, toplu
olarak tepki ile dile getirmişseniz de çözüme kavuşturuluyor. Bir diğer konu ise, insanlar kendi başına bir şey yapamıyor. Onları yönlendirecek, "hadi!" diyecek birine ihtiyaç
duyuyor.
Artık bu halk koyun değil,
şartlar olgunlaştığında ortamını bulduğunda birlik olarak tepkisini gösteriyor.
Çünkü bilir ki; birlikten kuvvet doğar.
Hanife Mert
Hanife Mert
18 Kasım 2012 Pazar
Bir Çocuk İçin Zaman Sevgi Demektir
-“Babanı hatırlıyor musun?” diye sormuş.
Bu soruya -“Onu oldukça iyi hatırlıyorum” şeklinde cevap vermiş.
Suçlunun vicdanını yoklamaya çalışan yargıç şöyle demiş:
-“Mahkum edilmek üzereyken ve şu anda mükemmel bir insan olan babanı düşünürken, onun hakkında net olarak ne hatırladığını anlatır mısın?“
Bir sessizlik olmuş. Daha sonra yargıç beklenmeyen bir cevap almış;
-“Öğüt almak için yanına gittiğimde, yazdığı kitaptan başını kaldırarak bana baktığını ve “Çek git başımdan; çok meşgulüm !” dediğini hatırlıyorum. Ona arkadaşlık etmek için yaklaştığımda bana dönerek “Çek git başımda oğul; bu kitabı bitirmeliyim !” derdi. Sayın yargıcım siz onu büyük bir yazar olarak hatırlarsınız fakat ben onu kaybedilmiş bir arkadaş olarak hatırlıyorum”
Yargıç kendi kendine söylenmiş;
-“Yazık ! Kitabı bitirdi ama oğlunu kaybetti ! ”
Çocuklar her şeyin farkındadır. Sizin ona çok zaman ayırmak istediğinde olup olmamanız önemli değildir. Zira onu oyuncağa boğmak, pahalı hediyelerle gönlünü almak, öpücüklerle karşılamak, eğitim konusunda ona üstün imkanlar sunmak, ya da sosyal açıdan her türlü avantajı sağlamak için verilen uğraşlar; onunla birlikte sevgi ile bütünleşerek geçirilen zamanın yerini tutmayacaktır. Çünkü çocuk onunla geçireceğiniz zamana bakarak, onu sevip sevmediğinizi bilecektir. İşte bu nedenle anne ve babalar, çocuklarına olan sevgilerini onlara zamanlarını vermekle göstermelidirler. Zira bir çocuk için zaman sevgi demektir.
16 Kasım 2012 Cuma
GÜZ
Önce yapraklar döküldü minyatürlerinden yalnızlığımın
Kimi gördüysem o akşam, sessiz
O akşam gül vardı avuçlarında
Köklerinden servilerin ırmaklar geldi
Sarı sularında göründü yüzün
Nerede bulurum senin yurdunu
Hangi bağbozumu bekliyor beni
Sapsarı bulutlar, sümbül tarlası
Ruhumuza aşinaydı ellerin
Biliriz ki, her sonbahar bir göğün
O bembeyaz tohumlarıyla gelir
Anlarız ki, gökkuşağı renklerin
Yavaş yavaş tükendiği yerdedir
Bir zamanlar mevsim bizde, bahardı
İçinde sonsuzluk çeşmesi vardı
Önce dua döndü gittiği yerden
Sonra unutuldu tanyerinde köz
Her kıvılcım bir yangında şimdi
Dönüyoruz şimdi o son seferden
insanlar geldi duyulmamış ülkelerden
sonbaharın sabahında durdular
Sevgiye tutunup, sonra ansızın
Bir rüyanın esrarını sordular
Bir kadın gülmeyi unuttuğunda
Saçlarından süzülürmüş acılar
NURULLAH GENÇ
15 Kasım 2012 Perşembe
Mevlana'dan İnciler
"Uğraşma boşuna, seni ancak gördükleri ve duydukları kadar anlayacaklar. Kimse, bir sen daha olamayacak bu dünyada. Kimse tam anlamıyla sende seni bulamayacak. Gücün yetmeyecek herhangi bir icat edilmiş dilde kendini tam anlamıyla anlatmaya, gördükleri ancak kendi anladıkları kadarı olacak..."
- Hz. Mevlâna
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
BAYRAK İNDİRİLEMEZ!!
Bayrak sevgisi ve saygısı, bize atalarımızdan kalan kutsal bir mirastır. Yalnızca kendi bayrağımıza değil, tüm milletlerin bayraklarına da ...
-
TÜRKÜ SÖZÜ Bin cefâlar etsen almam üstüme Gayet şirin geldi dillerin dostum Varıp yad ellere meyil verirsen Kış ola...
-
TÜRKÜ SÖZLERİ Derdim çoktur hangisine yanayım Yine tazelendi yürek yarası Ben bu derde nerden derman bulayım Meğer şah elinden ola çar...
-
Türkü Sözleri Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar Ciğerim yanıyor aney gözlerim ağlar Benim zalim derdim cihanı yakar ...





