5 Ekim 2016 Çarşamba

Ne Oldum Deme!

 ...Ahmet gittikten sonra bir müddet konuşmadık. İkimiz de radyoda çalan türküyle efkarlanmıştık. Songül Abla başıyla işaret ederek radyonun sesini açmamı istemişti. İlginç bir tesadüftü. Radyoda; Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar türküsü çalıyordu. Türküyü bitene kadar, konuşmadan dinlemiştik. 
O, duygulanmıştı. Gözlerinden yanaklarına doğru inen yaşı sildi elinin tersiyle...
-Elbette ağlarsa analar ağlar. Çünkü onlar özünden ağlar, dedi.
Songül Abla doğru mu söylüyordu? Gerçekten anneler özden mi ağlardı? Bana inandırıcı gelmemişti. Öyle olsaydı benim  annem de benim için üzülür, merak eder ve beni görmek için  gelirdi diye düşünmüştüm. 
 Elimi tuttu:
-Üzülme, dedi.
Çaresizlik insanı konuşamaz hale getiriyordu. Boynumu büktüm, başımı önüme eğdim ve sustum.
Songül Abla konuşmak, içinde sakladığı sıkıntılarını, acılarını, onu huzursuz eden dertlerini benimle paylaşmak, biraz olsun rahatlamak istiyordu. Bana laf gelmesinden de çekiniyordu  belli ki. Bir gözü yoldan gelip geçenlere, bir gözü de uzaklara bakıyordu:
-Sizinkiler ne zaman gelir? dedi.
-Bilmiyorum birazdan gelirler herhalde, dedim.
Songül Ablaya demelediğim çaydan ikram etmiştim...
Onun sıkıntılarını benimle paylaşması,bilgece sözleri, mücadeleci ruhu, kararlı, güçlü ve dik duruşu beni etkilemişti. Ama, Engin'in ablası olması sebebiyle de ona karşı içimde gizli bir hayranlık duyuyordum. 
Çayını yudumlarken konuşmaya devam etti:
-İşte böyle Elifçiğim, sadece çocuğumun hastalığı değildi beni yıpratan. Dert bir değil ki, kocanla ayrı mücadele et. Konu komşunla ayrı mücadele et. Annenle babanla, kardeşlerinle ayrı ayrı mücadele et... Zorundasın çünkü.  Böyle bir durumda kimseyi yanında göremiyorsun. Herkes karşında yerini alıyor, dedi. 
Ne demek istediğini anlayamamıştım:
-Nasıl yani, dedim.
- Ahmet hasta olduğu için hareketleri de normal bir çocuk gibi değildi. Konuşması, hareketleri, yemek yemesi hatta su içmesi bile bilinçsizdi. Yediği içtiği şeyleri döküp saçarak yiyordu. Bu durumdan konu komşu rahatsız oluyordu. Bu rahatsızlıklarını kimi zaman gizleseler de, kimi zaman dışa vurmaktan çekinmezlerdi. Onların bu tavırları bir ana olarak zoruma gidiyordu. Hangi ana yavrusunun böyle olmasını ister ki? Ahmet'imin böyle olmasını biz mi istedik? Allah'tan geldi, dedi.
  Onun durumuna çok üzülmüştüm.
-Sen haklısın Songül Abla, dedim.
-Haklı olmam insanların bize karşı tavırlarını değiştirmiyordu. Evlerine gelmemizi istemediklerini hareketleriyle belli ettikleri yetmiyormuş gibi, bizim eve de gelmek istemezdi. Kimi de çocukla dalga geçer, ona mahallenin delisi muamelesi yapardı. Hangi birini anlatayım ki sana; geçen gün Ahmet evden kaçıp gitmişti. Kızlarla birlikte aramadığımız yer kalmamıştı. Başına kötü bir şey gelmesinden korkmuştuk. Geç bir saatte eve geldi. Sırıl sıklam olmuş. 
-Ne olmuş? 
-Ne olacak, kendini bilmezin biri  su dolu kanala atmış. Ağlama sesini duyan merhametli biri, kanala girmiş, çocuğu çıkarıp eve getirmiş. Yani Elifciğim kötülerin olduğu kadar bu dünyada iyiler de var. Maddi ve manevi olarak bize yardımcı olmaya çalışan komşularımız, eş dost, akraba da yok değil hani. 
Yavruma söylenen acı bir söz, kötü bir bakış, ona karşı yapılan alaylı bir davranış yüreğime saplanan bir ok gibi canımı yakıyor dayanamıyorum, dedi.  
  Ben ne diyeceğimi, ona nasıl destek olacağımı, hangi sözcüklerin onu bir nebze olsun rahatlatacağını bilmiyordum. Bildiğim tek şey çok üzgündüm.
-Üzülme Songül Abla bu bir imtihan, deyiverdim.
-Haklısın kızım imtihan, imtihan da bizim sorumuz çok zor yerden çıktı be yavrum, dedi.

Muhabbetle,
Hanife Mert

2 yorum:

deeptone dedi ki...

ay dur bu neydi seri öykü müydüüüüü :)

Hanife Mert dedi ki...

:) Yok seri öykü değil sevgili deep. Bu yazmaya çalıştığım ikinci kştabımdan bir bölümdü. Pek yorum alamasa da...:)