19 Ocak 2013 Cumartesi

Çift pırpırlı mektup!

Mustafa Mutlu
Konferans davetleri nedeniyle Anadolu’yu karış karış dolaşıyorum. En son gittiğim yerlerden birinde sohbet bittikten sonra yanıma altmışlı yaşlarda bir beyefendi yanaştı.
“Ben yıllarca devlete hizmet ettim. Bunu daha sonra okumanız için size vermek istiyorum ama lütfen şimdi açmayın” dedi.
Verdiği bir zarftı, katlayıp cebime koydum.
Bir gün sonra İstanbul’a döndüm, ceketimi çıkarıp askıya asmak için ceplerini boşaltmaya başladım.
O sırada fark ettim zarfı ve hemen açtım. İçinden önce askerlerin “çift pırpır” dedikleri bir çavuş rütbesi çıktı.
Daha da meraklandım ve zarftaki mektubu çıkarıp okumaya başladım. Aslında bu mektubu yayınlamayacaktım ama... Fransa’da öldürülen teröristlerin dünkü cenaze görüntülerini izledikten sonra, farz oldu:
“Mustafa Bey. Şehrimize geleceğinizi duyduğum günden beri bu mektubu yazıp yazmamak konusunda karar veremedim. Şimdi yazıyorum ama size verip veremeyeceğimi bilmiyorum. Belki son anda vazgeçerim.
Eğer okuyorsanız; cesaretimi toplamışım demektir.
Beyefendi.
Mektubumun kahramanı biricik oğlum S.
Bir de kızımız var Allah bağışlarsa.
O sadece mektubumun değil, annesinin, benim, bütün ailemizin ve şehrimizin kahramanı. Bugün geldiğiniz kentte adını taşıyan bir ilköğretim okulu bile var.
Meslek Lisesi’nde okudu oğlum, motor bölümünde.
Okulunu bitirir bitirmez de mesleğiyle ilgili bir iş buldu. Takım anahtarları elinde kelebek gibi uçuşurdu. Cin gibi bir çocuktu. Askerlik yaşı gelince koşa koşa gitti. Annesi biliyormuş ama ben sonradan öğrendim, sevdiği bir kız varmış, onunla bir an önce evlenmek istiyormuş. O yüzden askerlik engelini önünden kaldırmakmış niyeti.
Askere 1998’in Mart ayında uğurladık oğlumu davulla zurnayla. Acemiliğini Bilecik’te jandarma olarak yaptı. Orada onbaşı oldu. Sonra dağıtımı Şırnak’a çıktı. Dağıtıma gitmeden önce memlekete uğradı, öpüşüp koklaştık. Bu, onu son görüşümüz oldu. Çünkü 6 ay 19 gün sonra şehit olduğu haberi geldi. Meşhur karakol baskınlarından birinde can verdi.
Haberi duyduğumuzda kahrolduk tabii, o bizim tek oğlumuzdu. Cenazesi, şehit haberinden üç gün sonra geldi. Biz karımla ve kızımla bu sürede bir karar verdik:
Ne cenazede, ne de cenaze sonrasında ağlamayacaktık. Çünkü gözyaşlarımız oğlumuzun ruhunu huzursuz eder diye düşündük.
Söz verdiğimiz gibi; gözyaşlarımızı içimize akıttık. 
1998’in on ikinci ayından beri, geçen ayın ortasına kadar kimse bizim ağladığımızı görmedi. Ne zaman televizyonda bir şehit haberi duysak, günlerce uykularımız kaçtı ama ağlamadık.
Karım, oğlumuzu toprağa verdiğimiz günden beri oğlumun arkadaşlarıyla karşılaşmamak için sokağa çıkmıyor. 14 yılda sadece 16 kez sokağa çıktı:
14’ü oğlumuzun doğum gününde kabristana gitmek için, iki kere de zorla hastaneye götürdüm.
Balkona bile çıkmıyor. Kendisini eve hapsetti. Evet; söz verdiğimiz gibi ağlamıyor ama yaşamıyor da...
Geçen aydan beri ise durum değişti Mustafa Bey.
Gece gündüz, durmadan ağlıyor. Ne yapsak, ne kadar yalvarsak durduramıyoruz. Kızımın kocası doktor, sakinleştirici hap veriyor, iğne yapıyor ama o bana mısın demiyor.
Neden ağladığını ise tahmin etmişsinizdir sanırım.
Devletimiz, adını bile anmak istemediğim o alçakla kaldığı inde görüşmeye başladı ve bunlara genel af gibi söylentiler çıktı ya işte o yüzden.
‘Helaaaaalllll etmeeeem, helaaaallll etmeeeem. O köpeklerin elini eteğini öpenlere hakkımı helaaaallll etmeeeemm’ diyerek hıçkıra hıçkıra ağlıyor.
Elbette biz de vicdan ve insaf sahibi her vatandaş gibi akan kanın dinmesini istiyoruz Beyefendi.
Suça bulaşmamış olanların kazanılmasını da istiyoruz.
Ama söz konusu olan cinayetse af yetkisi sadece maktulün annesinde, babasında, karısında ve çocuğundadır. 
Biz affetmiyoruz Mustafa Bey...

Nasıl affederim ki, onlar sadece oğlumu öldürmediler; kızımın, karımın, benim hayatımızı bitirdiler. Soframızdaki bereketi kuruttular, yüzümüzü soldurdular. Bizi canlı ceset haline getirdiler.

Müebbet hüzne mahkûm ettiler.

Ne yediğimizi biliyoruz, ne içtiğimizi.

Karım her gün beş vakit namazdan sonra, ‘Al benim de canımı, kavuştur oğluma Allah’ım’ diye dua ediyor; bu duaya 12 yıldır günde beş kez tanıklık etmek nasıl bir duygudur bilir misiniz Mustafa Bey...

Son yıllarda karımın bu sesli duasını duyduktan sonra ben de her defasında ‘Beni de unutma Ya Rabbim’ diyorum.

Allah bize oğlumuzun katillerinin yüzünün güldüğünü göstermesin. Adaletsiz acı, kanayan parmak bırakmasın.
Ve Allah, bizi yönetenler dahil hiç kimseye böyle bir acı yaşatmasın Mustafa Bey...
Bu mektubu size verirken bu kadar kararsız kalmamın nedeni, yine karım.
Hani siz yayınlarsınız da ona da yazınızı okuyan komşular haber verir ve acısı katlanır diye endişe ediyorum. Bu yüzden ne olur oğlumuzun ve şehrimizin ismini, bizim isimlerimizi yazmayın. Bizi tanıyan komşulardan da rica ediyorum; lütfen karıma haber vermeyin.
Fakat siz bu mektubumu yayınlayın ki her gün ekranlara birilerini çıkarıp, ‘Şehit aileleri İmralı’da sürdürülen uzlaşma çabalarını destekliyor’ diye haber yapan televizyoncular biraz utansın.
Öyle düşünen aileler de olabilir ve onlara saygı duyarız. Ama biz oğlumuzu bizden alan katilleri affedeni affetmeyiz.
Bu dünyada hesabını soramazsak bile öbür dünyada iki elimiz yakalarında olur.
Allah sizi, tüm yakınlarınızı ve milletimizi, bizim yaşadığımız acıları yaşamaktan korusun.”

Bana “İmralı’daki gizli görüşmelerde konuşulan çok önemli detay” haberleri gelmez...

Anadolu’yu gezerim; bir beyefendi buğulu gözlerle yanıma yaklaşır, elime bir zarf tutuşturur...

Açarım o zarfı; içinden şehit bir çavuşa ait “çift pırpır”la, babasının yazdığı bir mektup çıkar...

Yani halkım gibidir, bizim kaderimiz:

Bize hep acı düşer!
*****
GÜNÜN SORUSU

Sorum İmralı’da cezasını çeken teröristle pazarlık yapan devlet görevlilerine:

Yukarıdaki mektubu yazan babanın bana gönderdiği “çift pırpır”ı içinizden birine göndermek istiyorum. Kabul edebilecek kimse var mı?

Mustafa Mutlu
http://haber.gazetevatan.com

12 yorum:

ahestebeste dedi ki...

Of ki of, ne söylesem boş biliyorum,
yetersizliğim had safhada bunu da biliyorum.
Allah bizi sınıyor mu diye de düşünüyorum.İnşallah Hak, yerini bulur, layıkı ile.

Hanife Mert dedi ki...

İnşaallah, eninde sonunda hak adalet yerini bulur buna inancımız tam... Haklısınız ben de aynı durumdayım. Şehitlerimizin kemikleri sızlıyor ona mı üzülelim, yüreği yanık acılı ana- baba ailesine mi.Yoksa düştüğümüz şu duruma mı? Allah daha beterinden saklasın inşaallah diyorum.
Bu gibi durumlarda Fuzuli'nin
"Söylesem tesiri yok,sussam gönül razı değil"...şiiri bana tercüman olur...
Bu arada sayfama hoş geldiniz.
Yorum için teşekkürler ahestebeste.
sevgiler..

siyahkuğu dedi ki...

Su testisi su yolunda kırıldı kimse utanmasalar şehit ilan edeceklerdi.
İçim acıyor Şehit annelerini bedelli askerlik yaptıran insanlar nasıl anlayacakki.
Allah sabır versin bu analara ,babalara.

Hanife Mert dedi ki...

Amin siyahkuğum. Haklısın o duruma geldik yani. Katilin kahraman, kahramanın ise suçlu göstrerildiği zamana.. Bu çok uzun sürmez. İlahi adalet yerini bulacaktır...
Yorum için teşekkürler canım
sevgilerimle..

bücürükveben dedi ki...

kızımın dediği gibi şehit ilan edecekler değil zaten akepe sivil şehit diye bir kavram da çıkarttı hani İmralı İmralı pazarlıklar yapıyorlar ya, bu haberi Gül arkadaşım da yazmıştı artık Allah'tan medet ummamak lazım, en azından o şehit aileleri ağlamak,üzülmek yerine benim kadar öfke duymuyorlar mı bunlar eminim duyuyorlardır, yahu toplaşıp çıksınlar o pkk lılar toplanıp çıkıyor bunlar ağlayıp üzülüp Allah'a havale ediyorlar böyle olmaz anacım, valla ben kendi kafamda 10 kişi bulsam bir tekne hatta kayık, içinde ne kadar silah,el bombası vs. varsa doğru geceleyin o adaya! Gerisini tahmin et...şöyle 150 kurşunla gebertip resmini gazetelere göndermek şart oldu...artık bu işin b....u çıktı halk isyan etmeli...bazı kafalar gitmeli yoksa eşek oldukça sırtımıza binen çok olur......


canım çok öfkeliyim şu anda nasıl yazdım yorumumu nokta virgül bakmadan etmeden öpüyorum kocaman, sevgiler...

Hanife Mert dedi ki...

Yazdıklarında haklısın ben de çok öfkeliyim. Bunun bu yapılanların bir sonu gelmeli mutlaka. Önce biz yapmamız gerekeni bir yapalım, biz bize düşeni bir yapalım. Gerisini sonucunu bekleyelim Allah'tan.. Olması gereken bu. E sen yan gel yat, hiç sesini çıkarma, tepkini verme. Haksızlıklara sessiz kalmamak lazım
yanlış yazman yada eksik yazman önemli değil hayatım. Keşke her yalnış dilbilgisi kurallarına uymadan yapılan yanlış gibi olsa..

bücürükveben dedi ki...

ben dayanamıyorum artık Hanifeciğim dediğin gibi yan gel yat, bloglarımıza yazmak, gazetelere yorumlarda öfkemizi kusmak filan artık işe yaramaz...eylem yapmak lazım..hem de öyle 100 kişi, 10.000 kişi değil milyonlar akmalı sokağa kimse sayamamalı...

Hüseyin GÜZEL dedi ki...

Son zamanlarda hiç ağlamamıştım...
Ya şimdi?
Bu mektubu okuyunca...
Ne yalan söyleyeyim...
Resmen ağlıyorum...

Hanife Mert dedi ki...

Haklısın Müjdeciğim...Sana yürekten katılıyorum..

Hanife Mert dedi ki...

Sizi ağlattığım için üzüldüm Hüseyin Hocam. Bu yazıyı dün gece okumuştum. Çok üzüldüm. Kendimi o annenin babanın yerine koydum. Bir de olanları düşündüm...Çaresiz hissettim kendimi. Sizlerle paylaştım...

nurtendemirel dedi ki...

Başlığı gördüğümde yazının içeriğinin böyle olduğunu hiç düşünmemiştim. Okudukça sinirlendim, okudukça gözlerim yaşardı. Benim de oğlum var, olmasa ne olur tabi, bu vatanın evlatları hepsi. Yazık bu ana babalara, nasıl verecekler hesabını öteki dünyada? Nasıl ödeyecekler üzerlerindeki hakları?
Offf canım ya,
Sağol, iyi ki paylaştın, yoksa haberim olmayacaktı.
Öpüyorum.

Hanife Mert dedi ki...

Haklısın Nurtenciğim, katilin kahraman, kahramanın ise suçlu konumuna getirilmeye çalışılan bir dönemdeyiz. İşin kötüsü izlemekten öte hiç bir şey yapamıyoruz.. Diyarbakır'da bayrağımızı yakmışlar.Olay çıkmasın diye ses çıkarılmamış. Buna bile tepki veremez olduk. Ancak nette küfürler hakaretler o kadar..
Herşeyde bir belirsizlik bir gariplik var. Nereye varır bunu sonu bilmiyorum. Allah hayra çıkarsın inşaallah..