26 Mayıs 2013 Pazar

Her Çocuk İslam Fıtratı Üzere Doğar


İnsanın kendisi ile barışık olması 2 şekilde olur. Birincisi, hani her insan islam fıtratı üzere doğar. Bu şekliyle bu fıtratını devam ettirmesi kendisiyle barışık olması demektir. Orjinal halini koruması ona sahip çıkması ve onunla yaşamaya çalışması gibi. Diğeri de normal yaşamı boyunca, dini inancı gereği yaşantısı ile gurur duyması ve kim olursa olsun karşısında, onurlu ve dik durmayı başarması. Kendisini sevmesi güzel görmesi gibi...
Kibir değildir bu, gurur değildir bu. İnancıyla yaşantısıyla elinden geldiğince övünç duymasıdır. Bir yerde şükretmesidir, hamd etmesidir. Bir kalıba girmek ne kadar yetersiz, yani sadece namaz kılmak, sadece oruç tutmak, sadece kapanmak gibi... İnsanın bilgili olması neyi niçin yaptığını bilmesi, bir şekilde yaşayan din olması. Zaten İslamın da istediği bu değil mi?

(Yaşar Gedikli)
 Demişti rahmetli Yaşar Hocam bir sohbetimizde. Hocama Allah'tan rahmet diliyorum, mekanı cennet olsun inşa Allah... Peki öyleyse İslam fıtratı nedir?
 her insan yaradılış itibariyle günahsızdır, lekesiz tertemiz olarak iman ve İslam'a yatkın bir şekilde doğar.Daha sonraki yaşlarda kişi yolunu anne -babası ve çevrenin etkisiyle ya bu orijinal halini korur İslam'ın gereğine göre yaşar. Ya da başka bir dinin gereklerine göre yaşamını sürdürür.Bu konuda peygamberimiz (s.a.v) bir hadisinde;"Her doğan çocuk, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hırıstiyan, Yahudi veya Mecusi...yada başka bir dine mensup yapar."buyurmuştur.
Dünyanın her neresinde olursa olsun hayata gözlerini açan çocukların bedeni ve ruhi yapılarında ortak olan bir özellik vardır. Bu ortak özellik fıtri bir özelliktir. Ülkeler, kıtalar, ırklar, renk ve diller insanlar üzerinde farklılıklar meydana getirdiği halde ve birinin vatanı Arjantin, diğerinin Japonya, bir başkasının ki Habeşistan, İngiltere olmasına rağmen hepsinin, doğdukları andan itibaren aynı yaratıcı kuvvete tabii olmaları; tek bir gerçeğe işaret etmektedir. Bu da her doğan çocuğun Allah'ın birliği  üzerine ilahi tarzda kendiliklerinden Allah'ın varlığını kabule müsait olmaları, yani yaratılışta İslam fıtratı üzerine doğmuş olmalarıdır.
Yaşar Hocamın bahsettiği; Kişi günah işlemez ise en azından büyük günahları işlemekten kaçınır, Allah'ın emirlerine riayet eder. Edepli, güzel ahlaklı, adil, sevgi, şefkat ve vicdanlı, yoksula, yetime, düşküne yardım eden, ana babasına merhametle yaklaşan onlara iyi davranan yaratılanlara merhametli, şefkatli ve sevgi ile yaklaşan kimselerdir.Kaldı ki bu mizaca sahip kimseler vicdanlarını sızlatacak, onları rahatsız edecek,herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmadıkları için pozitif bir kişiliğe sahip olmaları kaçınılmaz. Dolayısıyla kendisi ile barışıktır.Doğuştan kazandırılmış bu orjinal halini koruyan kimse mutlu ve huzurludur.
Diğer taraftan dini inancının gereğini yerine getiren bunu yaparken başkalarının etkisinde kalmayan bu halini kimseden çekinmeden, sadece Allah'ın rızasına uygun olarak sürdüren, dinin gereğini yerine getirirken de şekle takılıp kalmadan neyi ne için yaptığını araştıran öğrenen ve bilgisinin gereğini yapan, yaşayan kimse kendisi ile barışık kimsedir. Zaten dinin istediği de budur...
Sevgi ve muhabbetle,

12 yorum:

ahmet suat yayla dedi ki...

lenf kanseri lenfoma bir yazı yazcaksan bu konu ile ilgili yaz işe yarasın

miyav kedicik dedi ki...

Allah güzel dinimizin gösterdiği yoldan ayrılmadan, daha da hergün Allah a yaklaşarak yaşamamızı nasip etsin inşaallah.. Çok güzel bir yazı olmuş çok beğendim..

Hanife Mert dedi ki...

Sn Ahmet Suat Yayla tavsiyenize teşekkür ediyorum. Ancak ileri sürdüğünüz konularda bilgi ve eğitimim müsait olmadığı için, bu konuda yazmayı uzmanlarına bırakmak daha doğru olacaktır. Ayrıca paylaştığım yazım ilginizi çekmemiş olabilir, faydalanmamış yada faydalanmak istememiş olabilirsiniz. Bu bağlamda okumak ya da yorum yazmak zorunda değilsiniz. Yine de zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ediyorum...

Hanife Mert dedi ki...

Amin sevgili miyav kedicik, öncelikle sayfama hoş geldiniz. Yazımı okuyup değerli düşüncenizi paylaşarak katkınızdan dolayı teşekkür ediyorum. Dinimiz çok güzel ancak aslolan bu güzelliği anlayıp, algılayıp yaşamak hepsinden daha güzel. Bir öcü gibi onu öğrenmekten, araştırmaktan ve yaşamaktan kaçıyoruz. Güzel dinimizi birilerinin istismar ve siyasi düşüncelerine alet etmelerinin sonucu ondan kaçar olduk. Oysa onu öğrenmek hepimizin üzerine bir borçtur. Doktorsunuzdur ama aynı zamanda kulsunuz, öğretmensinizdir, aynı zamanda kulsunuz, muhasebecisinizdir, ama kulsunuz, annesiniz, babasınız, ablasınız, kardeşsiniz, inanırsınız, inanmazsınız,ateistsinizdir ... Ama sonuçta kulsunuz dur. Hukukta bir müeyyide vardır. Hiç kimse yaptığı kanunsuz bir eylemden ötürü ben bu kanunu bilmiyordum diyerek suç işlediği suça karşı ceza almaktan kurtulamayacağı gibi; Allah'ın huzuruna çıktığımızda hesaba çekileceğimiz zaman "bilmiyordum" gibi bir mazeretle sorumluluklarımızdan kurtulamayız.Bizlere düşen daha henüz burada iken üzerimize düşeni yapmak en doğru şeydir diye düşünüyorum. Kusura bakmayın sevgili arkadaşım, yorumum biraz da sizden önce yorum yapan blog arkadaşa oldu.
Bu vesileyle değerli katkınıza tekrar teşekkür ediyor sevgilerimi iletiyorum..

bücürükveben dedi ki...

Hanife'ciğim yorumuma geçmeden önce izninle sana yorum bırakan Ahmet beye bir lafım olacak:
" Ahmet bey, size ne ayol arkadaşımın ne yazıp, yazmayacağına karışıyorsunuz? Ne isterse onu yazar, biz sizin ne yazıp yazmayacağınıza karışıyor muyuz? Blogun müfettişi misiniz?:)"


Hanife'ciğim şimdi sayfanda kavgaya sebep olmayayım diye burada kesiyorum.

bücürükveben dedi ki...

Canım her insan mutlaka ki masum, günahsız doğuyor, sonra da bir sürü farklı din mensubu oluyor, ama ben bilirsin dinleri önemsemem, isterse hiçbir dini olmasın Yaşar hocanın dediği gibi günah işlememeye dikkat ederek (en azından çok vahim günahları) işte tüm toplumlardaki genel kabul gören ahlak kurallarına uygun yaşasın, hak yemesin, (bizim kul hakkı dediğimiz şey), hayvana merhamet etsin,böbürlenmesin,insana merhamet etsin,ülkesine hainlik etmesin,düşmanla işbirliği yapmasın, hırsızlık,arsızlık etmesin, anasına,babasına evladına iyi davransın yani ilk aklıma gelenleri saydım benim için en güzel dindir o. Ama ne oluyor insanlar büyüdükten sonra nasıl oluyor o masumiyet kayboluyor, ondan da geçtim nasıl kedi yakan,köpeğe işkence eden, kendi evladına tecavüz eden yaratıklara dönüşüyor?:( en iyisi keşke hiç insan yaratılmasaymış...:(
canım sevgilerimle
Bücürük'le bir oyun oynadık az önce görsen koşmaca-kovalamaca çok hoştu:)öptük seni:)

Hanife Mert dedi ki...

:)) Müjdeciğim çok teşekkür ediyorum hayatım. Harikasın, işte bu yüzden seni çok seviyorum canım benim...Ahmet Bey kimdir bilmem, tanımam. Burada arkadaşlarımın arasında da değil. Bana nasıl yorum yazdı? onu da bilmiyorum. Aslında yorumunu silecektim acak, yaptığı yanlışı bildirmek gerekir diye yayınladım. Sanırım Ahmet bey yorumuna verilen cevapları görür de, yaptığı yanlışın farkına varır. Bir daha başkalarının paylaşımlarına ya gereği gibi yorum yapar, ya da hiç yapmaz. Açıkçası ben çok önemsemedim...
Yine de sana çok teşekkür ediyorum Müjdeciğim, canım arkadaşım benim..

Hanife Mert dedi ki...

Canım Müjdem senin ahlak kuralları olarak kabul ettiğim dediğin şeyleri zaten din emrediyor. Ahlak kurallarının temeli de din değil mi?
İşte canım ben de aynı şeyi soruyorum, insan tertemiz günahsız bir melek gibi dünyaya geliyor. Bir de bakmışsın bir den şeytanlaşıvermiş, canice eziyet eder hale gelmiş. İnsanın dinini öğrenemeyişi, araştırmayışı, bilgisizliğinin, cahilliğinin bir sonucu olsa gerek...
ne kadar güzel:)) hayranım size ikinizi de kocaman öpüyorum canım.
İkinize de sevgilerimi gönderiyorum canım..

Yaşamın kıyısında dedi ki...

Sevgili Yarencim,
öncelikle yazını çok beğendin.
Her insan dünyaya en önce melek olarak gelir takiii çevre etkenleri ile insan olana kadar. Çevreye uyum sağladığında insan olmuş demektir.
Ve her insan dünyaya vicdanı tam olarak gelir ve vicdanını tam olarak devam ettirebildiği takdirde en büyük dindar odur, ne dine sahip olursa olsun. Din, vicdan,ahlak,sevgi ve saygı üzerinedir. Ben Kuranı Kerimi arapça bilmediğimden iki kez mealini okudum ve her satırı yukarıda saydığım en temel kuralları üzerine yazılmış olduğunu gördüm.
Ve her insan dünyaya gelmeden evvel dünyaya gelme amacını bilerek gelir ve geliş sebebini yaşarken daima şükreder hamdeder. Çünkü geliş tercihini kendisi seçmiştir.
Kaderci değilim ama kadere de çok çok inanırım.
Sadece kendi düşüncem bunlar, ama en büyük dine biz sahibiz, bunu biliriz ve gereğini hiç yapmayan gene bizleriz:(

Hanife Mert dedi ki...

Çok teşekkür ediyorum Nur hanımcığım.. Her sözüne yürekten katılıyorum. Yorumun yazımın tamamlayıcısı olmuş. kutsal kitabımızı okumalıyız. Kaldı ki, Allah'ın kitabınde bize emrettiği ilk emir "oku" dur. Sizin de bildiğiniz gibi, Allah kutsal kitabımızın bir çok yerinde, "akletmiyor musunuz?" "düşünmüyor musunuz?" gibi sorularla düşünmemizi, araştırmamızı istemektedir.
Ayrıca kader konusunda da kadere inanmak durumundayız. Aksi halde dini inkar etmiş oluruz.
Sevgili Nur hanım, güzel düşüncelerini ne güzel ifade edip bize sunmuşsun. Tekrar teşekkür ediyorum.
Sevgilerimle,

bücürükveben dedi ki...

Hanife'ciğim sen benim Bir Garip Yolcuyum şarkısını çok sevdiğimi nereden biliyorsun?:))))))))hem de Emel Sayın'dan..şu anda açtım dinliyorum:)çok sevdiğim bir şarkı..teşekkür ediyorum...öptük

Hanife Mert dedi ki...

Müjdeciğim kalp kalbe karşıdır diye boşuna mı demişler? :)) Bu gün biraz nostalji dinlemek istedim. Öce Gönül Yazar'dan sonra Emel Sayın'dan bir de Behiye Aksoy'dan dinledim. Emel Sayın'ı da ekledim. Siz değerli sevgili arkadaşlarım da dinlesin diye.:))
Ben de çok öpüyorum ikinizi de canım benim..