15 Şubat 2013 Cuma

SEVGİ YÜREK İŞİ...("Analık oğlak yarda oynar, Anasız oğlak yerde oynar")

....
Güneş yerini bulutlara bırakmıştı. Etrafı siyah ve kurşini rengin karışımına benzeyen bulutlu bir hava kaplamıştı. Yağmur yağmakla yağmamak arasında insanı tedirgin eden, kasvet veren bir hava halini aldı.İçi sıkılıyordu.Yüreğini sebebini bilemediği anlam veremediği bir kasvet bir hüzün kaplamıştı. Çamaşırı yıkadı tek katlı evlerinin damında ki çamaşır teline serdi. Biraz havalansın yağmur yağdığı zaman toplarım diye içinden geçirdi. Merdivenlerden indi, tahta kapının demir kolunu bastırarak açtı, içeri girdi.Oturma odasına geçti. Üzerinde şalvarı başında yemenisi ile pencere kenarında ki somyanın üzerine oturdu.Yorulmuştu, iş yaparken pek farkında değildi. Ama oturunca anladı ne çok yorulduğunu. Çayı çok severdi. Bazen bir demlik çayı tek başına içtiği olurdu. Kalktı mutfağa geçti.Küçük demlikte bir iki bardaklık çay demledi. Bir bardak çay içeyim sonra üzerimi değiştiririm diye düşündü. Bardağa  tavşan kanı gibi demli çayını doldurup oturma odasına geçti. Tek kasetçalarlı teybe Ferdi Tayfur’un son kasetini de yerleştirdi, düğmesine bastı. Bir taraftan Ferdi Tayfur’un “durdurun dünyayı başım dönüyor,felek halimize gülecek gibi”… şarkısını dinliyor bir taraftan da çayını yudumluyordu. Bir ses duydu. Teybin sesini kıstı. Kulak kesildi. Kapı çalıyordu. Kim acaba? aman bu yorgunluk üzerine kimseyi de çekemem diye hayıflanarak kapıya doğru gitti. Gelen komşusu Hicran hanım idi. Elinde yeşilin farklı tonlarında kısa kısa koparılmış iplikler vardı. 
- Buyur Hicran abla İçeri gel dedi. Hicran Hanım, 
- Yok Elif girmeyeyim işim var.  Elindeki ipleri göstererek, --sizde bu iplerden var mı? Etamin üzerine armutlu buz dolabı örtüsü işliyordum yetmedi. Sizin de işlediğinizi biliyorum belki vardır diye sana sormaya geldim dedi.

 Elif telaşla içeri koştu dolaptan Hicran Hanımın istediği iplerden ne kadar varsa getirdi. Al bunları Hicran Abla diye uzattı. Hicran şaşırmıştı. Teşekkür etti. Ağzında bir şeyler geveliyordu, yüzü de sanki solgundu. Belli ki bir şey söyleyecek lakin nasıl söyleyeceğini bilmez bir halde öylece durdu. Bir müddet kapıda hiç konuşmadan beklediler. 
Elif; 
- içeri gel Hicran abla çay içiyordum, buyur birlikte içelim dedi. Hicran Hanım Elif’in bu teklifinden cesaret alarak; 
- Şey dedi, elinde ki zarfı göstererek, 
- Elif iplik bahane! bunu sana Erdem gönderdi. İçinde ne yazılı  bilmiyorum dedi. Zarfı Elif’e uzattı. 
Erdem Hicran Hanımın küçük kardeşi. Elif ile lisede birlikte okudular. O Üniversite 3. Sınıfta okuyordu. Sömestri tatili sebebi ile memleketine gelmişti. Elif’e karşı saf ve temiz duygular besliyordu.Fakat bu düşüncesini cesaret edip söyleyememişti. Elif de Erdemi beğenirdi. Terbiyeli saygılı biri, ağır başlı bir duruşu var derdi.
 Erdem okuduğu derginin birinde; 14 şubatın dünya sevgililer günü olduğunu öğrenmişti.Ülkemizde henüz böyle bir kutlama yapılmıyordu. Kimsenin böyle bir günün varlığından haberi bile yoktu. Tarih 14 Şubat 1984 Erdem neden olmasın diye düşündü. Teklif etmenin tam zamanı dedi kendi kendine. Mektubu özenle yazdı, zarfa yerleştirdi.Ablasından yazdığı mektubu Elif'e götürmesini istedi. Hicran önce reddetti. Ben yapamam, kızın analığı anlar, Elif'e kızar yazık üzmeyelim kızı, başka bir yol bul dedi. Erdem ısrar etti. Hicran çaresiz kardeşini kıramadı mektubu götürmeyi kabul etti...
Elif zarfı görünce önce  üvey kız kardeşi  Deniz’in ödevi diye düşündü.Tereddütsüz zarfı aldı. Çünkü Erdem,Deniz’i Fransızca dersine çalıştırır, zaman zaman da onun ödevlerine yardımcı olurdu. 
Bir an  Hicran Hanımın, “ben içinde ne olduğunu bilmiyorum” cümlesi geldi aklına. İşte o zaman  “jeton düştü” Elif'te. O anda anladı zarfta farklı bir şeyin olabileceğini... Elif, 
-Gel Hicran abla içeri gel birlikte öğrenelim ne olduğunu dedi. 
Zarfı kenarlarını yırtarak açtı. İçinde bir mektup vardı. Mektubu görünce heyecanlanmıştı. Kalbi adeta yerinden çıkacak gibi çarpıyordu. Sanki bütün vücuduna kan hücum etmiş gibiydi.Elleri, ayakları titremeye başladı.Dili dolaştı.Kelimeleri yanlış okumamak için özen gösteriyordu. Yüzü hafif hafif pembeleşmeye başladı.Bir taraftan ateş basmış diğer taraftan da eli ayağı buz kesmişti. Midesi  de  bulanıyordu. 
Kenarları gül resimleri ile süslenmiş, özenle yazılmış bir mektup!. Şöyle başlıyordu: 
Merhaba Elif, 
Her halinle her şeyinle güzelsin, 
Hata bulmak kusur bulmak güç sende!. 

Tıpkı bu şarkı sözleri gibi kusursuz birisin...
Sana bu mektubu yazmadan önce çok düşündüm. Seninle ilgili temiz saf ve samimi düşüncelerimi, sana nasıl söyleyeceğimi bilemedim. Niyetim seni üzmek incitmek değil, bunu bilmeni isterim. 
Okulda ve mahallede beni iyi tanırsın. Ben de seni tanıyor ve beğeniyorum. Sana bazı sorular sormak istiyorum vereceğin cevap olumsuz ise, seni bir daha rahatsız etmeyeceğim. Şayet cevabın olumlu olur ise de yine günü gelene kadar asla ses etmeyeceğim. Uygun zamanda annem ve babamı size gönderip, oğlumuza kızınızı istiyoruz dedikleri zaman senin cevabın ne olur? onu öğrenmek istiyorum... 
Sen gönül eğleyecek değil, evlenecek birisin... 
Elif mektubu okurken şaşkınlığını, hayretini gizleyemiyordu. Zaman zaman, Allah Allah, hayret diyordu. Mektubun tamamını bitirmeden, tekrar katladı zarfın içine yerleştirdi. Hicran abla dedi; 
- Ben Erdem’dem böyle bir şeyi hiç beklemezdim. Biz onunla arkadaşız. Al sen bu mektubu kendisine geri ver. Şu anda böyle şeyleri düşünecek  durumda değilim dedi. Hicran  mahcup biraz da üzgündü.Bu cevabı beklemiyordu. Kusura bakma Elif, seni rahatsız ettim dedi ve oradan ayrıldı. Elif karma karışık bir ruh haline bürünüverdi. Kafası karışmıştı. Aslında hoşuna da gitmişti. Beğenilmek, sevilmek kimin hoşuna gitmez ki?… Lakin yapamazdı. O Sevgi denen bu asil,güzel duygularını açığa çıkaramazdı. Paylaşamazdı…Yaşayamazdı. Zaman ayıramazdı. Kendini şartlandırmıştı.Daha çok erkendi. Onun tek hedefi vardı okulunu bitirip biran önce içinde bulunduğu onu ezen, inciten, rencide eden insanların arasından kurtulmak, kendi ayakları üzerinde durup,  hayatını kurabilecek düzeye gelmekti...Bu tür olaylara ayıracak zamanı yoktu. Her ne kadar kendini şartlandırıp böyle düşünse de, iç dünyasında çok etkilenmişti.Kendisine yapılan teklif ilk değildi. Neden Erdem'in teklifi etkilemişti ki?
- Pencerenin önüne oturdu, düşüncelere daldı. O arada  olta takımı ile evin önünden Erdem geçiyordu.Kendisini görmemesi için, tülün arkasına gizlendi.
Biraz sonra yağmur atıştırmaya  başladı.Acelece yerinden fırladı, elinde leğenle dama çıktı.Hızlı hızlı çamaşırları topladı eve getirdi.  Erdem’in mektupta yazdığı sözler aklını meşgul ediyordu. Çok etkilenmişti. 
Erdem mektubu gönderdiğine pişman olmuştu. Elif'i üzdüğü için kendini affedemiyordu. Zaten kızın derdi kendine yetiyor birde ben üzüntü çıkardım başına diye kendini suçluyordu. Bu böyle olmayacak bir yolunu bulup özür dilemeliyim dedi. Direk Elif'lerin evine gidemezdi. Mahallede laf söz ederler diye düşündü. Öncelikle Elif'in büyük babası Hasan Amcalara gidip izin alayım dedi. Hasan Amca evinin önünde ki dut ağacının altında her zamanki gibi tahta sandalye oturuyordu.Yanına yaklaştı selam verdi. Bir kaç tane  kitap ismi sordu. Hasan Amca;

Yok evladım o dediğin kitaplar bizde ne arasın. Elif'e sor onlarda vardır belki dedi. Erdem bu cevabı bekliyordu teşekkür etti. Hemen yan tarafta bulunan Elifin  evine geldi.heyecandan ayakları titriyordu. Kapıyı çaldı.
Elif pencereden Erdem'in, büyük babayla  konuştuğunu görmüştü. Gelenin Erdem olduğunu biliyordu.Kapıyı açtı.Sert bir ifade ile ne istiyorsun der gibi baktı yüzüne.. Erdem;
Hasan Amcaya sorduğu kitap isimlerini Elif'e de sordu. O kitaplar olmasına rağmen hepsine yok dedi. Erdem;
-Elif kitap bahane ben senden özür dilemek istedim dedi. Elif cümlesini bitirmeden daha;
-Ben senden böyle bir şey beklemezdim diyerek kapıyı Erdem'in yüzüne kapattı.
 Özür dilemesine rağmen Elif Erdemi sert bir şekilde reddetmişti. 
Bu sevgililer günü vesilesiyle, yazmakta olduğum “ANASIZ OĞLAK” isimli öykümden bir bölüm paylaştım. 

İnsan sevgisiz yaşayamaz.Çünkü onun Özü  de sözü de sevgidir.Sevgide zaman sınırı olmamalı. Şu gün bu gün diye bir kısıtlama getirilmemeli. Alabildiğince sınırı genişletilmeli.  Dünya üzerinde yaşanan bir çok kötülük sevgi ile bertaraf edilir.Ruhun gıdası, insanın mayasıdır sevgi. Yürekler arasında yaşanan coşku selidir.Bilek işi değil, yürek işidir.Ticari bir alış veriş değil, pazarlık yapılamaz. 
Şartsız sevgilere aşk denir.Öyle yüce bir duygu ki; Mevlana’yı cezbeden asıl güneşin Şems kılığına bürünmüş sevgi olduğunu, Yunus Emre’yi hak ateşiyle coşturup diyar diyar gezdirenin sevgi olduğunu, Şirinine kavuşmak için Ferhat’a dağları deldiren gücün sevgi olduğunu, Leyla’sını ararken çöllere düşen Mecnuna Mevlasını bulduran şeyin sevginin gücü olduğunu unutmayalım. 

Sevginizi sevdiklerinize söylemekten, paylaşmaktan ve yaşamaktan asla vazgeçmeyin. 


Muhabbetle,
Hanife MERT









-


4 yorum:

asyayazar dedi ki...

Kısa öykünüz beni güldürdü, ama kendime:)

bücürükveben dedi ki...

Sevgiyi tanrı yarattıysa, sevgisizliği, nefreti, kıskançlığı, öfkeyi, öldürmeyi kim yarattı diye düşünüyorum? :((

belki de her şeyin karşıtı olmasa değerini anlamayacaktık bilemiyorum...

Bugün moral sıfır bende:((bu moralle nasıl yorum yazacağım bilemiyorum:( ülkenin hali yine cinlerimi tepeme çıkarttı, görmüşsündür dünden beri Atatürk'lü duvar halısını paspas olarak kullanan mı istersin? Şuna karar verdim, bir ülkede etnik kökeni farklı ve o yüzden geçmişte birbirini boğazlamış insanların sayısı ne kadar çoksa o ülkenin hali de o kadar karmaşık ve kötü olur, iyiye gitmez. Saklamayan ve Türklerden nefret eden o kadar çok kişi aramızda ki, çoğunun adı-soyadı Türk, hatta soyadı Türkoğlu, Türk. (bdp'de de var ya böyle soyadı Türk olan vekil!!)zamanında soyadlarını mahsus Türk yapmışlar çünkü savaş-iç savaş o şekilde canlarını kurtarmışlar, onlar bizi,biz onları kesmişiz..bunun intikamını şimdi alıyorlar...bunlarla nasıl mücadele edilir bilemiyorum..düşman dışımızda değil, içimizde...yine paşalar içeri almışlar...orduda paşa bırakmayacaklar...pilotlar istifa etmiş...artık bunların karşıtı bir hareket olup kimi kafalar kesilmeden iflah olmayız diyorum..gittikçe beter oluruz...

neyse canım senin de başını ağrıtmayayım..:((
sevgilerimle kocaman öptük

Hanife Mert dedi ki...

Teşekkür ediyorum Asya Hanım. Öyküm kısa değil, daha önce yazmaya başladığım anasız oğlak isimli hikayeden bir bölümü paylaştım.Yazmaya devam ediyorum.

Hanife Mert dedi ki...

Sevgiyi de, nefreti de, kıskançlığı, öfkeyi, kini de yaratan Allah. Ama insanlar islerine gelen, hayatlarına alıyor. Hayatlarında ön plana çıkarıyor.
Hafta sonu Anamur'da kayınımın kızının nişanı vardı. Oraya gittik. Dolayısyle da gündemden uzak kaldık. bahsettiğin şeylerden haberim yok. Kaldı ki, artık hiç bir şey sürpriz değil.Yok estağfurllah Müjdeciğim başımı ağrıtmıyorsun. Ben de öpüyorum sizi canım, sevgilerimle.