13 Ekim 2012 Cumartesi

Üç Günlük Dünya!!

“Geçmişimizi bu güne taşıdığımız sürece, bu gün yeni bir gün olmuyor. Geçmişin yükünden kurtulamadığımızda, her sabah yeni bir güne değil, düne uyanıyoruz…”
Üç günlük dünya deyimi; kimine göre “aman sen de, takma kafana her şeyi” düşüncesi ile dünyaya karşı bir boş vermişlik havası estirirken, kimine göre ise tam tersi “artık kafana taksan iyi olur, ömür sermayesi azaldı kendine çeki düzen ver” anlamında  bir uyarı olarak algılanır.. 
Üç gün dediğimiz dünya; dün,”geçmişimiz” bu gün, “yaşadığımız an” ve yarın “geleceğimiz” den oluşmaktadır. Dün geçti, iyisi ile kötüsü ile yaşandı ve bitti. Bu gün hali hazırda yaşanıyor. Yarın henüz gelmedi bilmiyoruz. Yarın hakkında konuşmak çok gerçekçi olmasa gerek. Çünkü yarın belirsiz ve sınırsızdır. 
Öyleyse dün geçti, yarının geleceği belli değil, bu günün kıymetini bilmeli insan. Çünkü bu günden geçen her dakika düne dahil olurken, aynı esnada gelecekle ilgili planlar peşinde koşmak da bize kaç tane bu gün kaçırtıyor bir bilseniz… Gitti mi gelmeyen bütün o anlarla geçmişi zenginleştirirken, keşkelerle dolu bir geleceğe de yatırım yapmış oluyoruz. Kötü anılarımız da iyi anılarımız da gelecek içinde kısa anlara dönüşürler. Örneğin günlerce okuduğumuz uzun bir kitabı, nasıl beş dakika içerisinde anlatabiliyorsak geçmiş de geleceğimizin içinde kısa anlardan ibaret aktarılır, bir günden diğerine… 
Dünde yaşamak ve bu güne dünden kalma şeylerle uyanmak, bu günden çok şey kaybettirir.Bu günün pırıl pırıl bir güne başlamanı engelleyenin; beklemediğin bir söze muhatap olman, uzun mücadelenin sonunda elde edemediğin bir başarı,zihninden atamadığın keşkeler, eşinle, çocuklarınla sağlayamadığın bir düzen,sahip olamadığın ev, araba, yazlık gibi insanı kısa süreli mutlu eden şeylerin olması... Sebep her ne olursa olsun dünü dünde bırakmak bu güne yeni umutlarla, isteklerle uyanmak gönlünü, sevgini insanlara, doğaya, bir kuşa, bir kediye, köpeğe sunarak başlamak ve devamını da getirmek hem kendimizi hem etrafımızda bizimle birlikte hayat yolculuğunda yol alan yol arkadaşlarımızı da mutlu huzurlu hissettirecektir. Bu silsile artarak çoğalacak ve yaşamın gayesini anlamak ve doğru anlamlandırmış bir vaziyette hayattan zevk alarak, sen de sana sunulan bu dünya sofrasında payına düşeni sunmuş olmanın huzurunu duyarsın. 
Kaldı ki, unutulmaması gereken; dünü değiştirmek gibi bir şansımızın olmadığıdır. Yaşanan bir olayı da tekrar yaşamak ya da, yaşanmamış saymak gibi bir lüksümüz de yoktur. Hal böyle iken neden ısrarla bu günde dün yaşanır ki? Dünü yaşamaya devam etmek, insanın psikolojisi üzerinde de olumsuz etkilere sebep olur. Nasıl ki, elinizin üzerini sürekli kaşırsanız, kaşınan yerdeki cilt tahriş olur, kızarmaya başlar ve bir müddet sonra yaraya çevirir.İişte geçmişte yaşanan olayların üzerini sürekli kaşımak da tıpkı elimizde açılan yara gibi, yüreğimizde, ruhumuzda tedavisi mümkün olmayan derin yaraların açılmasına neden olabilir... 
Peki düne hiç mi dönmeyeceğiz? Elbette döneceğiz, çünkü bir anlamda dünümüz geçmişimiz ve tecrübelerimizdir . Bu günümüze ve yarınımıza ışık tutan yaşanmışlıklarımız olarak kalmalı. Bu güne, taşıma gayesi, sadece dünden kalan deneyimlerimizi yeni bir günle birleştirerek hayatı güzelleştirmek, yapılan yanlışlardan ders almak olmalı. 
Kimi de gelecekte ne yaşayacağını bilmemesine rağmen, dün ve bu günden kalma yaşanmışlıklarına bakarak, hayalinde canlandırdığı, umut ettiği yaşayıp yaşayamayacağı belli olmayan bir konu hakkında endişelenerek bu gününü mutsuz etmek pahasına asıl gününü yaşamaktan kendini alıkoyar. Örneğin bir öğrenci başarısız olduğu bir dersten olumsuz etkilenerek artık o derste başarıyı asla yakalayamayacağı düşüncesi ile umudunu kaybedip, kendisini mutsuz ederek, tıpkı geçmişine takılıp günü kaçıranlar gibi, geleceğine takılıp da bu gününü yaşamaktan kendini mahrum eder. 
Şöyle bir hikaye anlatılır, köyün birinde bir aile akşam yemeğinde sofraya otururlar. Evin hanımı sofraya suyun getirilmediğini görür ve kızını kuyuya su çekmesi için gönderir. Aradan biraz zaman geçer suya giden kız gelmez. Hanım diğer kızını ablasına bakması için gönderir. Küçük kardeş kuyunun başına geldiğinde, ablasının ağladığını görür. Neden ağladığını sorduğunda; cevap ilginçtir. –Ben evlensem, çocuğum olsa ve burada oynarken bu kuyuya düşse ben nasıl dayanırım diye ağlamaktadır. Bu cevap üzerine iki kardeş kuyunun başında birlikte ağlamaya başlarlar. Sofrada su bekleyen aile kızlarının gelmemesi üzerine bu defa oğlunu gönderir. Oğlanda dönmez, bunun üzerine evin hanımı gider bakmaya o da dönmez. Artık evin beyi merak etmiştir giden dönmüyor. Kendisi gider ve bu defa gördüğü manzara karşısında şaşkındır. Evin hanımı çocukları ile birlikte kuyunun başında gelecekte olma ihtimali belki de hiç olmayacak bir olay için ağlamaktadırlar. Bu durum karşısında beyin cevabı . “Olsaydı ile bitseydiyi ekmişler HİÇ çıkmış” olmuş. Boş hayallerin peşinden gitmenin insana hiçbir şey kazandırmayacağını anlatmış., 
İşte böyle, ne tamamen dünyaya boş vermişlik felsefesi ile yaklaşmak, ne de tüm enerjinizi geçmiş ve gelecek üzerinde yoğunlaşarak tüketmek yerine, hayata anlam katacak işlerle zamanı yaşamak, pozitif hale getirmek amaç olmalı. Keşkeler ve iyi düşün iyi olsun, umutla bak, akışına bırak sözlerin yanı sıra yaşadığın ana hayata da anlam katmak gerekir. Hayatın sesi kahkahaya, kokusu bir çiçeğe, görüntüsü masmavi bir gökyüzüne, tadı da lezzete dönüşmelidir. Çünkü şu üç günlük dünyanın en güzel günü sadece bugündür. Bugüne bir şeyler katmayı bırakıp, dün ve yarın için kaygılanmak, “artık” sizin olmayanla, “zaten” sizin olmayan için kaygılanmaktan başka ne olabilir ki? 
Şu üç günlük dünyada, en güzel günün kıymetini bilme zamanıdır şimdi… Sarılmak istediğinize sarılın; seviyorum demek istediğinizde tereddüt etmeyin; tanımadığınız insanlarla konuşmaktan korkmayın; güzel dileklerinizi insanlardan esirgemeyin; yolda yürürken sadece önünüze değil, gökyüzüne de bakın; nefes alırken gülümsemeyi unutmayın ve her zaman mutlu olup anı yaşayın…
Hanife Mert 







4 yorum:

nurtendemirel dedi ki...

Merhaba Hanife'ciğim. Önce şunu söyleyeyim, ben senin yazılarına direkt ulaşamıyorum, ancak sayfanın bütününü görüntüleyince okuyabiliyorum. Neden bilmem, bilgisayarımda bir soen var desem değil. Neyse, sonuçta okuyorum.
Çok güzel, muhteşem hatta tam da benim bugünlerdeki ruh halime uygun bir yazı. Sabahın bu erken saatinde çok iyi geldi.Yeni bir gün doğdu, hayat yeniden yaşanacak bugün.

Çok öpüyorum, sevgilerimle canım.

yaren dedi ki...

Merhaba Nurtenciğim. Yazılarıma neden ulaşamadığını ben de bilmiyorum. Sanırım teknik bir sorun olabilir..Bir ara ben de aynı sıkıntıyı yaşamıştım. ÇÖzümü sayfamda blog listemi oluşturarak çözdüm.. Yeni yayınlanan yazıları oradan takip edebiliyorum.. Yazımı beğenmen beni mutlu etti. Gerçekten öyle çok rastlıyoruz ki; geçmişinde yaşadığı olaylara takılıp bu gününün farkına varamayan kimselerin sıkıntılarına tanık olduğum. Bu yazı ile bir nebze olsun düşünce ufkunu farklı şekle yöneltme amacımdı. Umarım okuyucu kendi yararına alması gerekeni almıştır. Senin içinde bulunduğun durumla örtüşmüş olması ve iyi gelmesi ayrıca sevindirdi.

Uzun zamandır görünmüyordun, merak etmiştim seni.Yine işlerin,dosyaların arasında diye düşündüm..:)Senin de söylediğin gibi;her gün yeni bir gündür,dünde yaşananı dünde bırakmak bu günü gereği gibi yaşamak amaç olmalı.. Her ne kadar söylemek yaşamaktan daha kolay olsa da..Düşünmek, bilmek ve istemek yapmanın yarısıdır. İnsan kendisini teşvik ve telkin ile hedefine ulaşabilir.

Nurtenciğim değerli yorumun ve katkıların için tekrar teşekkür ediyorum.Ben de seni çok öpüyorum.. Mutlu huzurlu gönlünce yaşıyabileceğin günler diliyorum, sevgilerimle.

siyahkuğu dedi ki...

Evet canım insan kendini nasıl yetiştirse öyle davranışlar sergiler ve o tipte insanlar olur genelde etrafında,siz dini konu anlatırken aklı havailikte olan biri sizin çevrenize yaklaşmaz bile.
Geçmişte takılıp temcit pilavı gibi ısıstıp ısıtıp gündeme getiren insanlar hep sorun yaratırlar,bir adım bile ileri gidemezler...
canım yüreğine sağlık.

yaren dedi ki...

siyahkuğum haklısın geçmişine takılan insanlar mutlu olamazlar. Mutlu olamadıkları gibi asıl yaşaması gereken bu günü de kaçırırlar. Hem dünden hem de bu günden olurlar..Canım teşekkür ediyorum senin de okuyan gözlerine yorumlayan yüreğine sağlık.. Teşekkürler.