20 Ekim 2012 Cumartesi

Mutluluk küçük ayrıntılarda gizlidir!


Mutlu olmanın yolu aslında kendini keşfetmekten geçer. Kendini tanıdıkça ve olumsuzluklarını olumluya dönüştürdükçe mutlu olur insan. Maddi unsurlarla yani parasal kaynaklı unsurlarla kendini mutlu edeceğini düşünenler yanılır. Çünkü maddi kazanımlı mutluluklar anlıktır ve geçici bir mutluluktur. Bir süre sonra sıkıcı bir ayrıntıdan öteye gitmez.

Bir grup kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler. Sohbet, sonunda işin ve hayatın stresinden şikayetleşmeye döner. Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör mutfağa gider ve yanında büyük bir termos içinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden, pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik kahve bardakları ile gelir.Herkes bir bardak seçince, profesör şöyle söyler :
'Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı. Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı aslında. Emin olun ki, bardağın kendisi kahvenin kalitesine hiç bir şey katmaz. Çoğu zaman, sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar. Hepinizin aslında istediği kahveydi, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız. Sunu bir düşünün: Hayat kahvedir. Is, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar. Onlar hayati tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yasadığımız hayatin kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de. Bazen sadece bardağa odaklanarak Tanrının sunduğu kahvenin tadını çıkarmayı unuturuz. Kahvenizin tadına varın! 
En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar.

Bizler  de bu hikayede ki gibi hayatlar yaşıyoruz ve mutluluklarımızın sadece görüntülerle biçimlendiğini sanıyoruz. Oysa unutuyoruz ki; paket ne kadar büyük ve görkemliyse genellikle içi o kadar küçük ve değersizdir. Hayatımızda yer eden her şeyi maddi bir değerle ölçüyor, her insana bir etiket yapıştırıyoruz. Son yılların iletişim ve teknoloji çılgınlığı, televizyonların ışıltılı dünyası da bizim maddeciliğimize çanak tutuyor. Biz daha iyisinin, en pahalı olanda olduğunu zannediyor, Pahalı en iyi son moda olan ne varsa alıyoruz, ve doymak bilmiyoruz.. 
Farkında mısınız hep bir tarafımız aç. Giderek hep tatminsiz, mutsuz ve yalnız insancıklar olduk. Biz küçüldükçe faturalarımız büyüdü, borçlarımız kabardı ama biz hala küçücüğüz, büyüyemedik. Büyütmedi bizi akıttığımız milyonlar ve büyütmedi pahalı edindiğimiz o şeyler. Hepsi sadece hırsımızı,ve yalnızlığımızı çoğalttı.İnsanlığımızı, dostluğumuzu, dostlarımızı kaybettirdi. Dolayısıyla İnsanın kazandığı paranın değil, paranın kazandığı insanların değeri arttı…
Hanife MERT

10 yorum:

Newbahar dedi ki...

Sanırım samanlığın seyran olduğu günler eskilerde kaldı.

Anlamıyorum artık. İnsanlar için para araç değil amaç oldu. Kölesi olduk şaşalı bardakların.

Sevgiler Newbahardan

yaren dedi ki...

Kesinlikle öyle oldu, newbaharcığım...Gönlü de samanlığı da geçmişte bıraktık. Parayı amaç yaptıkça gözümüzde para büyürken, mutsuzluğumuz arttı ve insanın değeri düştü.
Seni sayfamda görmek ne güzel, uzun zamandır görünmüyordun. Hoş geldin, yazıma değerli katkın için teşekkür ediyorum. Sevgiyle kal, dostça kal..

Asya Yazar dedi ki...

Asgari düzeyde bir yaşam kalitesi mutluluğun temeli. Ama bunun ötesinde bir yoksunluk duygusu var hepimizde ve tatmini zor. Bir de bazı insanlar mutsuz olmaktan mutlu oluyorlar ki, patolojik bir durum ama çok var onlardan. Mutluluk umutluluk sözcüğünden türemiş diye okumuştum (ama dil bilimciler daha iyi bilirler,doğru da olmayabilir).Mutlu olmaktan ne anladığımız kişiye göre değişen bir durum nihayetinde. Sevgiler

Hüseyin GÜZEL dedi ki...

Yazınızı baştan sona okudum Hanife Hanım...İçeriğine Felsefi olarak bakış açısına katılmakla birlikte, farklı yaklaşımda bulunmak isterim. Gerçi derler ki "aklın yolu birdir". Günümüz çevre, yaşam koşulları, bölgesel farklılıklar bu yaklaşımı aşmaktadır. Yazıda maddiyatın ön plana çıkarıldığı ele alınmakta ve bu yaklaşımın sonuçları irdelenmekte. Bakınız Nasrettin Hoca ile ilgili bir fıkra anlatımı vardır. Derler ki"bir gün N.Hoca yemeğe davet edilir. Hoca eski ve hırpani giysilerini giyer ve davete icabet eder. Davet yerinde bu kılıkla hocayla kimse ilgilenmez. Hoca bu ya...Eve dönüp en güzel kaftanını giyip tekrar davet yerine gider. Bu kez hoca kapıda karşılanır ve baş köşeye oturtulur. Hoca kaftanına döner ve 'ye kürküm ye, bu iltifat bana değil sana 'der." Kıssadan hisse. Diğer yandan günümüz şartlarına bakıldığında kapitalist düzende "para"nın geçim aracı olduğu gerçeği ile karşılaşırsınız. Devletler ekonomilerinin güçlülüğü ile caydırıcıdır. İnsanlar çocuklarının geleceği için paraya ihtiyaç duyarlar. Geçen yıllarda Fethiye'de dershaneye giden genç bir evladımız dershane parasını ödemediği gerekçesiyle "annesi" tutuklanınca intihar etti. Aile perişan oldu. Üniversite eğitimini kazanan aileler, genel giderleri karşılamakta zorlanmaktadır. Parasal gücü yeterli olanların evlatları ile fakir ailelerin evlatlarının eğitim olanakları çok farklı. Parası olan toplumlarda saygı görmekte, sözü dinlenmekte. Parası olmayanın ne sözü geçerli ne de toplumda yeri var. Zenginin attığı çöpü fakir fukara toplayıp geçimini sağlamanın derdinde. Kalabalık ortamlarda gözlem yapıldığında cebinde yeterli parası olmayanın ezildiğini gözlemlersiniz. Yazının anlattığı felsefi ve ahlaki açıdan doğru olabilir. Lakin günümüzün yaşam şartlarında ne o felsefi yaklaşımın ne de ahlaki yaklaşımın geçerliliği yok maalesef. Konuya verdiğim örnekleri çoğaltmak mümkündür. Hayatın gerçeği ile sözcüklerin gerçeğini birbirinden ayırmanın huzurunu içimizde hissetmemiz lazım. Yoksulluk, yoksunluk zordur. Gösteriş diyeceksiniz, o bardakların seçilmesine. Maalesef haklısınız. Lakin fakir fukara o gösterişi de yapamamakta. Nasrettin Hoca gösteriş için yeni "kaftan" giymiştir. Ya günümüz geçim derdinde olanlar hocanın yaptığını ne derecede yapabilmektedirler. İsterseniz konuyu birde bu yönü ile ele alıp yorumlayalım. Sevgi ve selamlarımı iletiyorum...

yaren dedi ki...

"her nimetin bir külfeti vardır" diye bir söz var..Eğer mutluluğu maddi şeylerde ararsak külfetine katlanmak gerekir.Asgari düzeyde yaşam kalitesi mutluluğun temeli, günümüzde ise ileri düzeyde tüketim toplumu oluşumuz insanlar arasında iddialaşmalara, kıskançlıklara neden olması insanın içinde ki daha fazlasına sahip olma hırsını açığa çıkarıyor ve dolayısıyla mutsuz huzursuz insanların çok olduğu bir toplum haline gelmemiz kaçınılmaz oluyor ve asıl araç amaç haline dönüyor. Haklı olabilirsiniz umutlu olan insan mutlu olur..
Asya Hanım değerli katkılarınız için teşekkür ediyorum. Sevgiler.

yaren dedi ki...

Saygı değer Hüseyin Hocam, yorumunuzun tamamına katılıyorum.Yazımda hikayede ki, profesörün vermeye çalıştığı mesaj ile benim serzenişlerim ve sizin yorumunuz farklı açılardan da olsa verilmeye çalışılan mesajın ortak olduğunu düşünüyorum...Bizler insan olarak toplum olarak sadece kendini düşünen, çok kazanmak ve çok şeye sahip olmak belki yaşam kalitesini çok fazla yükseltmek adına, gözümüz lükste şatafatta olan üretmekten aciz çok fazla tüketen bir toplum olmamız insanımızı rahatına düşkün bir toplum yaptı...Verdiğiniz Nasrettin Hoca örneği de bu tezimi doğrulamaktadır. İnsanlarımızın bu türlü davranışları ekonomimiz üzerinde de olumlu gibi görünse de, toplumumuzun bazı kesimleri üzerinde olumsuz etkilere sebep oluyor. Adil olmayan bir gelir dağılımına halkın milli hasıladan alacağı payın düşmesine daha bir çok ekonomik olayların kişiler üzerinde olumsuz olaylara neden oluyor. Sizin de ifade ettiğiniz gibi bir tarafta haddi hesabı yapılamayan çöplere atılan yiyecek israfı, zevk uğruna havalara saçılan paralar, yıkılan yuvalar, intiharlar sayamayacağımız çok fazla toplumsal olumsuzluklara neden olurken, bir taraftan baktığımızda açlık ve sefalet içinde yaşayan insanlar.Lüks yaşama isteği ve hırsı insanı bazı insani değerlerden de uzaklaştırıyor. Paylaşma, yardımlaşma, merhamet, şefkat, vicdan, ahlak gibi kutsal değerlerin gözardı edilmesine neden oluyor. Haklısınız aklın yolu birdir deniyor. Ancak günümüzde kendi söylediği sözün ya da gitti yolun akıllıca olduğunu savunan o kadar çok insan var ki, aklın yolu sanki bin gibi görünüyor. Sonuç değişik yollardan bire ulaşmaktır. Her yol BİR'e çıkar...
Hüseyin Hocam umarım yorumum açıklayıcı olmuştur. Bu vesileyle değerli katkılarınız için teşekkür ediyorum.. Ailenizle birlikte gönlünüzce bir pazar geçirmenizi diliyorum.. Selam ve saygılar..

siyahkuğu dedi ki...

Yüreğine sağlık canım,Bende her şeyin insanın kendinde başlayıp bittiğine inananlardanım canım, doğruyuda biz seçiyoruz yalnışıda tamam tabi ki kader diye bir şey de var fakat başımıza gelen her kötü olaydada kaderi suçlayamayız.
Sevgilerimle kocaman öptüm güzel bir pazar diliyorum.

yaren dedi ki...

Yorum için teşekkür ediyorum siyah kuğum. ben de öptüm seni, sana da gönlünce bir pazar diliyorum..sevgiler

~♡ηυяѕαℓкιмι™ dedi ki...

Ne kadar haklı bir yazı..
Ne yazık ki insan nefsi doyumsuzdur hep ister. İstediklerini elde ettikçe daha büyüğüne yönelir. Bu hikayede ki gibi aslında hayat bam başka bir yerde ellerimizin içinden kayıp giderken biz onu koyduğumuz bardaklarla uğraşmaktan farkedemiyoruz bunu.

yaren dedi ki...

Çok doğru bir yorum nursalkımı..Bunun nedeni hayatın anlamını çözemeyişimizden kaynaklanıyor.Hayati yeme içme, giyme gezme, eğlenme olarak algıladığımız için. Bizim için araç olarak sunulanları amaç haline getirerek.amaç araç birbirne karışmış durumda.
Katkın için teşekkürler canım. Öptüm sevgiler..