9 Ağustos 2015 Pazar

Umut İşte!

Vakit öğleni geçmişti. İnsanın yüzüne alev alev vuran yakıcı güneş ışığının etkisi azalmıştı. Rüzgar yoktu, lakin derenin kenarındaki dut ağacının yapraklarının hışırtısı, dalların arasından dalga dalga etrafa yayılan ışık hüzmesi, masmavi gökyüzü ruhu dinginleştiriyordu. Küme halinde uçan serçelerin cıvıltıları ve çekirge sesi insana yaşama sevinci aşılıyordu.
Her zamanki gibi bebeğini kucağına alıp derenin kıyısına, dut ağacının dibine oturdu. İnsana huzur veren güzelliklerin farkında bile değildi. Zira aklı kocasında idi... "Ali'm nerededir, kiminledir, ne yer, ne içer..?" sorularının ardı arkası kesilmiyordu. Kafası iyice karışmıştı... Başını önüne eğmiş, gürül gürül akan suya dalmıştı mahzun gözleri. Sanki suyun binlerce metre derinindeki bir noktayı görüyor gibiydi. Neden olduğunu anlamadan birden ürperti hissetti. Başını kaldırdı, önce yavrusunun gözlerinin içine, sonra da ufka baktı; "Sanırım bu gün de gelmeyecek!" dedi sessizce. Sonra hiçbir şeyden habersiz mışıl mışıl uyuyan bebeğine döndü; "Baban" dedi "sanırım artık gelmez…"
Bakışlarını tekrar akan suya sabitledi... Uzaktan gelen köy minibüsünün korna sesi irkilmesine sebep oldu. Bebeğini kucakladığı gibi koşarak yola çıktı. Minibüs tam önünde durdu. Büyük bir heyecanla izledi inenleri. Tek tek her birinin yüzüne bakıyordu soran gözlerle… Artık son kişi de inmişti. Minibüste kimse kalmamıştı. Kapının yanına geldi. Şoföre baktı umutla… Şoför ise;"Yok bacım, kocan bu gün de yok" dedi.
Hikayede, eşini İstanbul’a çalışmaya gönderen ve kendisinden bir daha haber alamayan bir kadınının umudunu yitirmeden sabırla çaresiz bekleyişini okuduk.

 Onu gelmeyeceğini bile bile çaresizlik içinde, her gün yavrusu ile birlikte dere kenarına getiren sebep içinde kaybetmediği umuttu...

 Neydi ki umut? Çıkmayan candan vazgeçilmeyen inanç mı? Ya da aza kanaat eden fakirin sofrasındaki katık mı?
Umut sabırdır, mücadeledir, heyecandır, hüzündür, inanmaktır, hayal etmektir kısaca insanı hayata bağlayan ölüm ile hayat arasındaki köprüdür…
Eğer nefes alabiliyorsanız, içinizde umut ışığı hep yanacaktır, yanmalı da… İnsanın içinde yanan o ışık hayal gücü ile sabırla desteklenerek hayat bulur. Kimi zaman bir fakirin sofrasında ki çorbada, kimi zaman zenginin bankada ki hesabında, bir hastanın ilacında ki şifada, bir öğrencinin notunda, bir gencin geleceğinde, bir aşığın vuslatında, bir memurun emeklisinde, bir kuşun kanadında, bir toplumun savaşsız, barış, kardeşlik, sevgi duyguları ile bezenmiş çağdaş uygarlığı yakalamasında, soğukta titreyen evsiz bir yetimin sıcacık huzurlu bir evinde, huzuru tüketmiş bir ailenin saadetinde gizli…
İnsan umuda en fazla çaresizliğin pençesinde çabalarken ihtiyaç duyar. Çünkü umut çaresizliğin girdabında çabalarken anlamıdır. 


  Umut öyle bir şey ki çaresiz kaldığın en zor anlarda görülen küçük bir ışığa, tıpkı pervanenin ateşe koştuğu gibi koşmaktır...
Yapmak istediklerinizin peşine düşmek! Bu uğurda zorluklar, engeller, önünüze çıkan her ne varsa umutla, sabırla, kararlılıkla, azimle ve inançla mücadele etmek.
Bu çok kolay değil elbet… Hatta hiç kolay değildir. Kaldı ki önemli olan zoru başarmak değil mi? Zoru başararak istenilen hedefe ulaşıldığında duyulan mutluluğu tarif edebilmek mümkün mü? Düşünsenize her şey kolay olsaydı, o çok istediğimiz şeye ulaşmanın kıymetini anlayabilir miydik? Her karşılaşılan zorlukta vazgeçmek yerine umudunu güçlendirerek “olay daha bitmedi” diyerek mücadeleye ve yola yeniden devam etmek, yılmadan, yorulmadan…

 Kimi zaman da umut eder, hayal eder, sabreder, mücadele eder ama istediğimize ulaşamayabiliriz. Karamsarlığa kapılıp umuttan, hayalden vazgeçmek yaşamaktan vazgeçmek demek değil midir? Zira insan umut ettiği ölçüde yaşar. Aydınlık karanlığın bittiği yerde başlar...
   

 Bir gün savaşların kaybedip; barışın kazanacağına, zalimin kaybedip; mazlumun kazanacağına, cehaletin kaybedip; aydınlığın, bilimin, bilginin kazanacağına; herkesin herkesi anladığı, saygı duyduğu, iyiliğin,sevginin, hoşgörünün hakim olduğu müreffeh bir dünyaya sahip olacağımıza yürekten umut etmeli. İnsanların bir lokma ekmek uğruna birbirlerine zulüm etmediği, yerlerini yurtlarını terk edip uzaklara gitmek zorunda kalmayacağı bir dünyaya sahip olacağız diye umut etmeli. Sevgiyi bölüşe bölüşe çoğaltacağımız güzel günler gelecek diye... Her şey çok güzel olacak diye!..

Yaşamınızda umut ışığınız hiç sönmesin.

Muhabbetle,
Hanife MERT

4 yorum:

Hüseyin Güzel dedi ki...

Usta şair Nazım Hikmet'in bir şiirinde "Umuda kurşun işlemez" dizesi dikkat çeker. Usta şair'in yaşam yolculuğunu hepimiz biliriz. Vatanından uzak diyarda mezar taşını sert esen rüzgârlar serinletmekte.
Kim bilir belki de bu bağlamda söylemiştir o sözünü.
"Umut"a dair yazınızın son kısmında yazdığınız "insanların bir lokma ekmek uğruna birbirine zulüm etmediği, yerlerini yurtlarını terk edip uzaklara gitmek zorunda kalmayacağı..." cümlesi dikkat çekici.
"Umut"un kaybolmaması için bu söylediklerinizin olmaması gerekir.
Lakin, yaşanan gerçekler ne yazık ki bu düşüncenizi yerle bir ediyor sıklıkla.
Acımadan.
Zulüm ederek.
İnsan ölümlerini kendisine referans alarak.
Ucuz botlarla dalgalı bir denizde yüzlerce insanı yaşamdan kopararak.
Kimi zaman kahpece tuzaklanmış mayınlarla, bombalarla, molotoflarla kaos yaratarak, korku salarak "umudu" umutsuzluğa çevirerek yapıyor.
"Aydınlık karanlığın bittiği yerde başlar" cümlenize itiraz etmek cehaletin işi olsa gerek.
Cehalette kendini aşan, eli tetikte ne yaptığının bilincinde olmayanlara gel de anlat bunu.
Anlatabilir misin?
Anlasalar zaten bunca zulüm, bunca yoksulluk, yoksunluk,
Bunca katliam, bunca ölüm neden olsun ki?
Yazınız bir gerçeği yüzümüze çarpıyor.
Lakin o çarpan şeyin ne olduğunu bir kavrayabilsek, bir anlayabilsek,
Tüm yaşanan olumsuzluklar yerini barışa ve umuda bırakacak.
Şimdilerde "umut" çok daha uzak.
Saygıyla.

Hanife Mert dedi ki...

Çok mükemmel bir yorum. Yazımı özetleyen, düşüncenize sağlık Hüseyin Hocam. Bir iki cümle eklemek istiyorum. Hani yorumunuzun başında Usta şairimiz Merhum Nazım Hikmet'in "Umuda kurşun işlemez" diye. Evet umut yok olmamalı, umut öldürülmemeli. Aksi halde yaşam durur, insanın yaşayan ölüden farkı olmaz. Tüm yaşanan olumsuzluklar her ne kadar içimizi yakıp, yüreğimizi karartsa da işte tam da bu noktada umudu arttırmalı. Daha fazla umut etmeliyiz. Aksi halde karanlıktan aydınlığa çıkamayız. Yorumunuza kaleminize ve yüreğinize sağlıklar diliyorum Hocam...

Umudunuz hiç bitmesin. Zira insan umut ettiği oranda yaşar.

Sağlıcakla Hocam,
Saygılar.

Dostbahcesindenlezzetler dedi ki...

Hem kendi blog umu hem sizleri cok ihmal ettim biliyorum :(( sevgilerimi birakiyorum kocAMAN..

Hanife Mert dedi ki...

Biz de seni özledik Emelciğim. Ben de bu aralar bloğuma pek sık giremiyorum. Teşekkür ederim canım.

Öptüm, sevgiler.

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun

"Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun idare Cumhuriyet idaresidir." M. KEMAL ATATÜRK "Bir ulusun onuru, ...