15 Kasım 2014 Cumartesi

Tüm Şevki Kırılmışlara...

Fakir bir genç adam geceleyin kulübesinde uyurken, uyku ile uyanıklık arasında odasının ışıkla dolduğunu görür. Gaipten gelen bir ses ona şöyle der: “Bundan böyle Allah için çalışacak ve kulübenin önündeki büyük kayayı bütün gücünle iteceksin!”
  Bunun Allah’tan gelen bir emir olduğuna inanan adam, ertesi sabah kayayı itmeye başlar. Daha ertesi gün ve izleyen haftalar güneşin doğuşundan batışına kadar taşı itip durur. Aylar süren uğraşı sırasında kaya yerinden bile kımıldamaz. Adam gece kulübesine yorgun-argın dönerken, gününün boşa geçtiğini düşünüyordur artık.
  Onun şevkinin kırıldığını hisseden şeytan kalbine vesveseler vermeye başlar: “Ne kadar zamandır bu kayayı itip duruyorsun, bir milim bile kımıldamadı. Kendine bunun için niye yazık ediyorsun? Onu yerinden oynatman zaten mümkün değil..”
  Böylece, gence görevi yerine getirmesinin imkânsız olduğunu, dolayısıyla başarısızlığa uğradığı duygusunu aşılamaya çalışır.
  Bu tür düşünceler onun şevkini daha da kırar ve ümidini gitgide yitirir. “Doğru ya, kendimi bu iş için niye paralıyorum ki?” diye kendi kendisine söylenir. “Bundan sonra azıcık bir kuvvet harcayacağım. Bu da yeter de artar bile. Koca kaya yerinden kımıldamayacağına göre.”
  Ve kararını duâsında Allah’a bildirir. “Allahım, uzun zamandır durmadan dinlenmeden Senin dediğin gibi hareket ettim. Bütün gücümle istediğin şeyi yaptım. Hergün yoruluyorum, ama kayayı bir milim bile kımıldatamıyorum. Neden böyle? Neden başaramıyorum?”
  Gaipten bir ses şefkatle cevap verir: “Ey kulum, uzun zaman önce sana emrime uymanı istediğimde kabul etmiştin. Sana görevinin kayayı bütün gücünle itmek olduğunu söylemiştim ve sen de yapmıştın. Ben sana hiçbir zaman onu yerinden oynatmanı beklediğimi söylemedim ki! Senin görevin onu itmekti. Şimdi gücünün tükendiğini, başarısızlığa uğradığını söylüyorsun. Kendine bir bak bakalım. Kolların daha da güçlendi, pazuların büyüdü. Sırtın ağırlığa dayanıklı hale geldi. Bacakların kalınlaştı ve kuvvetlendi. Taşı itmeye başladığından çok daha kuvvetlisin şimdi. Evet, kayayı kımıldatamadın. Ama senden istenen emre itaat etmen ve onu sadece itmendi. Kayayı yerinden oynatacak olan Ben’dim.”
  Hatasını anlayan genç, ertesi gün kendi görevinin kayayı yerinden oynatmak değil, onu var kuvvetiyle itmek olduğunu düşünerek verilen görevi yerine getirir. İkinci gün, üçüncü gün derken, kaya birden yerinden kımıldar. O zaman kayayı yerinden kımıldatanın kendisi değil Allah olduğunu anlar. Biraz daha uğraştığında, kaya biraz daha oynar ve kenara yuvarlanır. Altından da kendisine ömür boyu yetecek kadar büyük bir hazine çıkar.”
  Yukarıdaki öyküyü daha önce okumuş olmama rağmen, geçenlerde katıldığım bir dost buluşmasında yeniden hatırlayınca, ilk kez duyuyormuşcasına etkilendim. Bilmek ile idrak etmek farklı çünkü. Bilginin inancı beslemek ve doğru biçimlendirmek için vazgeçilmezliği şüphesiz. Ve bazen bilgiyi mucizevî kılan, onun tam da ihtiyacınız olduğu anda karşınıza çıkması ve idrâk edilmesi. Bunun hikmetten bir cüz olduğuna inan biri olarak, bildiğimiz, yanı başımızda duran pek çok detayın veya okuduğumuz bir öykünün, dinlediğimiz bir sohbetin veyahut hayatımızın kıyısından teğet geçen herhangi birinden duyduğumuz bir cümlenin, bazen ne büyük mânâlar ifade edeceğini bilirim. İnsan olarak, hangi rol ve kimlikler içinde hayatımızı idâme ettiriyor olursak olalım, bazen büyük bir heves ve ümitle başladığımız şeylere olan inancımızın zayıfladığını görüp, sarsılırız. Ne zaman böyle duygulara kapılsak, baktığımız yerden gördüklerimiz canımızı yakar. Aslında, gördüklerimiz yanlış değildir; baktığımız noktadan bundan gayrısını görmek mümkün değildir çünkü. Ancak yanlış taraftan baktığımızı fark ettiğimizde, manzara tamamen değişir. Şeytanın “bak” dediği yerden görmek ile, Allah’ın “bak” dediği yerden görmek arasında adına “hakîkat” denilen küçük (!) bir fark vardır vesselam.
Kaynak: Derya Güney


Her kıssada alınacak mutlaka bir hisse vardır. Her fırsatta dostlarımla severek paylaştığım bir hikaye... 

Hanife Mert



20 yorum:

Deren dedi ki...

Çok güzel bir ders oldu bu bana.Hatırlamam gerekiyor böyle şeyleri.Verdiğimiz emek her zaman bize bir şeyler katar asla boşa gitmez.

Hanife Mert dedi ki...

Evet çok doğru Derenciğim eğer faydalı olmuşsa paylaşımım mutlu oldum...

Havva Peynirci dedi ki...

bugün bunu hatırlamak bana güç verdi
teşekkürler

Hanife Mert dedi ki...

Ben teşekkür ederim, zaman ayırdığınız için. Ayrıca fayda görmüşseniz de mutlu oldum.
Sevgiler.

bücürükveben dedi ki...

Hatırladım ve yeniden okumaktan keyif aldım Hanifeciğim, bu öyküyü ülkemizin haline de uyarlayabiliriz sanırım, bugün Tenten izlemiştim orada duyduğum bir söz çok hoşuma gitti "kabullenmek yenilmektir, duvara toslarsan yıkıp geçersin" diyordu.
Senin hikayen bunu aklıma getirdi, kaya ya da duvar, yıkıp geçmeliyiz, kabullenmemeliyiz...
eline sağlık canım, Bücürük'le öptük..:)

Hanife Mert dedi ki...

Haklısın Müjdeciğim. Mücadelede umutsuzluğa kapılı vaz geçmek yok. Sonuna kadar mücadele etmek ve sonunda Allah karşılığını verecektir inşaallah. Benim de çok okurken keyif aldığım şevkimi arttıran bir hikaye olmuştur. Küçük kızım bu yıl üniversite sınavlarına girecek. Bazen karamsarlığa kapılıp. Umudunu yitirir ben de bu hikayeyi anlatıveririm. Haklısın der tekrar çalışmaya başlar. Senin de okuyan gözlerine e yüreğine sağlık Müjdeciğim. Mutlu pazarlar, öptüm ikinizi de..:)

bücürükveben dedi ki...

Sınava mı girecek? Hadi hayırlısı, sınavı duvar farzetsin, toslarsa yıkıp geçecek. Tenten'de Kaptan Haddock'un dediği gibi, duvara toslarsan yıkıp geçersin. 'ay karşımda duvar var yapacak bir şey yok' demesin:)azmetsin kazanacağım desin sakın moralini bozmasın:) şimdiden başarılar:)

Hanife Mert dedi ki...

Evet Müjdeciğim bu sene küçük üniversiteye girecek, büyük üniversiteden mezun olacak inşaallah. O yüzden bu yıl stres hat safhada bizde anlayacağın... tavsiyelerin için teşekkürler canım...:)

deeptone dedi ki...

ah ah ne doğru öyküymüş yaa :)

şu kitap konusu var ya. kitapları eğer bir ücret vererek bastırırsanız işiniz kolaylaşabilir ki. kolay kolay basmıyolar yaaa. olmazsa bana sorun taam mı. yani istanbulu tanıyom biraz işte bu açıdan :)

Hanife Mert dedi ki...

Çok teşekkür ediyorum ilgine sevgili deep... Sanırım kitap bastırmak yazmaktan daha zor. Dediğin gibi paralı bastırmak istedim benim açımdan sıkıntı vardı (özel) sonra vaz geçtim. Bir kaç yayın evine gönderdim. Tam kesin olmamakla birlikte bir yayınevi kabul etti gibi, şuan iki yayınevi de incelemeye aldı. Sanırım biraz zaman alacak. Ne diyelim, hayırlısı olsun. Beklemedeyim bekliyorum...
İlgine tekrar teşekkür ediyorum, sevgiler...

Dostbahcesindenlezzetler dedi ki...

Guzel hikayen ve paylastigin icin tesekkurler Hanifecigim..Kizlara basarilar ve sanada tabiki..Kitabini elime alacagim gunu sabirsizlikla bekliyorum..hayirliisnla olsun insallah..sevgiler yolladim.buzzz gibi karli geceden:)))

özlem dedi ki...

çok güzel teşekkürler
sevgilerimle

Hanife Mert dedi ki...

Çok teşekkür ediyorum Emelciğim. Sağol canım. Üniversiteye hazırlanan yada herhangi bir sınava hazırlanan tüm gençlerimize Allah başarılar versin, emekleri boşa gitmesin inşaallah.. Kitabımı şuan beklemedeyim kısmetse oda olur inşaallah. Ben de öpüyorum sevgilerimi gönderdim taaa Kanada'ya... Burası daha iyice soğumadı. Yani kış daha gelmedi... Sevgiler canım.

Hanife Mert dedi ki...

Ben teşekkür ediyorum Özlemciğim zaman ayırdığın için... Sevgiler.

Gülçin nur dedi ki...

böylesi etkileyici bir hikayeyi daha önce hiç okumadım ve dahi duymadım senin sayfanda bunu okumanın tadı çok başka zaten..eminim çok farklı düşüncelerle yorumlar olmuştur. çünkü çok anlamlı..Bazen nerelerden nerelere gidişimizin anlamını belki o an için anlayamıyor olabiliriz bende bilmediğim bir durum yada olayla karşılaştığımda aklıma her zaman hızır a.s. ve hz.Musa gelir bilmediğimiz şerrin içinde kimbilir ne hayır var diye düşünüyorum. tıpkı bunun gibi bir hikaye senin anlattığın..Umutuzluk ölümün diğer adı sanıyorum ne yaşarsak yaşayalım ayağa kalkmamız ve inancımızı asla kaybetmememiz gerekiyor.Yüreğine emeklerine ellerine sağlık..sayfanı görmek beni çok multu etti, sevgilerimle öpüyorum :)

Hanife Mert dedi ki...

Senin de okuyan gözlerine yüreğine sağlık sevgili Gülçinciğim. Ne güzel bir yorum ve yazıyı farklı açılardan tamamlayan... Evet Hızır as ve Hz Musa a.s kıssası da çok ders verici. Bizim bilmediğimiz hayır olarak gördüğümüz şeylerde şer, şer olarak gördüğümüz şeylerde de hayır vardır biz bilmeyiz.
Seni ve içten samimi yorumunu özlemişim. Teşekkür ediyorum canım, öptüm sevgiler sana...

Recep Altun; dedi ki...

Merhabalar Yaren.

Bu çok değerli ve güzel kıssayı bizlerle paylaştığınız için size teşekkür ederim. Kaleminize, emeğinize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim.

Siz de bu kıssayı bizlerle paylaşarak taşın itilmesine katkı sağladınız, yardımcı oldunuz.

İnşAllah siz de hak ettiğiniz hazineye kavuşursunuz.

Selam ve dualarımla.

Hanife Mert dedi ki...

Merhaba Recep Bey,
Eğer yardımcı olmuşsam ne mutlu bana. Güzel duanıza Amin, bilmukabele diyorum.
Selam ve saygılar,
sağlık ve mutluluklar.

Ertuğrul Yıldırım dedi ki...

Güzel ve anlamlı bir hikaye olmuş.Elinize sağlık..

Hanife Mert dedi ki...

Teşekkür ederim Ertuğrul Bey, sizin de okuyan gözlerinize sağlık..