6 Ekim 2015 Salı

Dünyanın çivisi mi çıkmış?


    Halk arasında sıra dışı gerçekleşen olayları anlatmak için "bu dünyanın çivisi çıkmış" deyimi kullanılır. İnsanlığın geldiği noktaya baktığımızda halka hak vermemek ne mümkün? 
 Zira nereyi tutsak elimizde kalıyor. İnsanlığın ele alınacak bir yanı kalmamış. Her yerden bela musibet yağıyor. Yaşadığımız dünyada ne düzen intizam, ne hak hukuk adalet, ne ahlak, edep, ne insana saygı, ne vicdan, merhamet, ne hoş görü... kalmamış. "İnsanlık" insanı terk etmiş, vesselam!..

   Şu içinde yaşadığımız ve burada kalışımız belirlenen bir günle sınırlı olan dünyada öyle olaylar yaşanıyor ve öylesine şahit oluyoruz ki; bırakın dudak uçuklamasını, içimizde öyle derin yaralar oluşturuyor ki, hafsalamız almıyor, kanımızı donduruyor, yaşama sevincimizi  bitiriyor adeta.

Güzel ülkem yangın yerine çevrilmişken, neredeyse her gün gencecik yiğitlerimiz kalleşçe şehit edilirken, toplum suni sebeplerle birbirinden ayrıştırılmaya çalışılırken, ülkeyi yönetenler koltuk derdine düşmüşken, dolardaki kontrolsüz yükselişler sonucunda s.o.s veren ekonomik gelişmeler sonucunda kriz kapıda beklerken, güzel ülkemde hak, hukuk, adalet  kişilere göre farklılık gösterirken, kadına şiddet, çocuğa şiddet, öğretmene şiddet, doktora şiddet, olmadı gazeteciye şiddet derken şiddet toplumu oluverdik     Kimse kimseyi dinlemiyor, anlamıyor. Ben haklıyım, ben doğruyum, ben bilirim, ben söylerim ben yaparım olur. Israrında "benlik" mücadelesine girmişken. İnsanın insana, insanın hayvana, insanın doğaya sevgisi, saygısı, hoşgörüsü, vefası... kalmamışken.  Konan kanunlara yasalara kurallara uymak yerine kendi kurallarını uygulayan insanların sayısı her geçen gün artarken, haklı olarak halkı gelecek kaygısı, hatta  günü yaşama kaygısı  sarmakta...

Kurallar insanların huzur içinde yaşamaları için konur. Bu konuda öyle uzun bir yol katettik ki, bırakın konulan kurallara uymayı adeta kendimiz kural koyar olduk. Sonrası malumunuz kazalar, ölümler, yaralanmalar. Gün geçmiyor ki trafik kazası ya da sıradan sebeplerle çekip silahı ateşleyen insanların haberlerini duymayalım...

 Hal böyle iken yana yakıla insanlığı arar durur, nerede bu insanlık diye sorarız da..! Çözümün kendimizde olduğunun farkına varmayız. Durumumuz umutsuz gibi gözükse de çözümsüz değil. İnsan kendindeki cevherin farkına varmalı. Özüne dönmeli, yaratılış gayesini hatırlamalı, "oku"malı, "düşünmeli", "akletmeli" "sorgulamalı" ki kaybettiği insanlığı ve onun erdemine tekrar kavuşabilsin. 

Kavuşabilmeli ki  kendinden sonra gelecek nesillerin  bu topraklarda huzur, barış, kardeşlik, sevgi, hak, adalet ve güven içinde yaşamalarına imkan sağlamalı. 

Muhabbetle,

Hanife Mert

16 yorum:

bücürükveben dedi ki...

Aynen öyle Hanifeciğim dünyanın çivisi çıkmış, birkaç yıl önce Amin Maalouf'un aynı isimli kitabını okumuştum, gerçekten felaket halde dünya...bu konuda en güzel yorumu dün bir internet sitesinde okudum ve demişsin ya okumalı, düşünmeli, akletmeli...AKIL..akıl çok önemli, insanlar doğduktan itibaren aile çevresi, arkadaş çevresi, komşu çevresi, akrabalar, siyasi bir çevresi oluyor ve etkileniyor, Ahmet, Mehmet ne derse öyle gidiyor çünkü insan etkilenen bir varlık, kolay etki altında kalan bir varlık ve bir kez etkilendi mi, kolay değişmiyor köklü bir hal alıyor habis ur gibi...şimdi lafı dağıttım o internet sitesinde şu yazıyordu: "MARX HAKLI ÇIKTI, DÜNYA KAPİTALİST SİSTEMİN SONUNDA OLİGARŞİYE DÖNÜŞTÜ". Bu yazında tarif ettiğin şey işte OLİGARŞİ. Yıllarca Marx haindir beyinlerine kazılmıştı, ABD ye gıkları çıkmazdı sağcıların, ülkücülerin, şimdi yavaş yavaş ülkücüler ABD nin dost değil düşman olduğunu görerek şoke oluyorlar, en azından kendilerine itiraf etseler solcular haklıymış, Marks haklıymış, işte oligarşi! Adam kaç yıl önce yazmış, böyle giderse oligarşi gelir dünya yaşanmaz bir yer olur diye. Herkes aklını kullansın ve yeniden düşünsün. Sol derken bölücü, pkk lı solcular hakkında ne düşündüğümü sen en iyi bilensin o yüzden beni anlarsın ama Marks'ın dediği fikirler doğruydu. Zaman onu haklı çıkardı. ABD nin kuyruğuna takılanlar gördüler olanı. Çok yazdım umarım gider yorumum. Kocaman öptüm sevgiler canım. Yazın harika. Eline sağlık.

Hanife Mert dedi ki...

Müjdeciğim öncelikle sana teşekkür ediyorum. Gecenin bu vaktinde yazımı okuyup yorumladığın için. Özlemişim yorumlarını. Bazı nedenlerden dolayı bloğuma eskisi gibi sık giremiyorum. İnşaallah şimdiden sonra ihmal etmem. Bu arada senin çizgi hikayeni de bloğa girdikçe okuyorum. Kimine yorum yazdım kimisine de yorum yapmadan okudum. Seni kutluyorum. Çok başarılısın. Devam et bence..

Yazımla ilgili yorumuna gelince, aslında yazılması gereken öyle çok şey var ki bu konuda. Çok uzun olur ve okunmaz düşüncesi ile genelleme yaparak detaya girmeden yazdım. Evet haklısın dünyada gücü elinde bulunduran kişi yada grup dünyayı kendi egemenliğine almaya çalışıyor. Bunun içinde elinden gelen her şeyi yapmaktan çekinmiyor. Uzağa gitmeye gerek yok. Ülkemizde yaşıyoruz bu durumu. Hükümetin gücü kaybetmemek adına yapılanları hepimiz biliyoruz. Ülkücülerle ilgili düşüncene katılmıyorum. Şöyle ki, onların Yabancı hayranlığı olmamıştır. Zira Kuva-yı milliye ruhu taşıyan ve vatanına milletine gönülden bağlı olanlara bu sözü yakıştırmak doğru olmasa gerek diye düşünüyorum. Ama Amerika hayranlığı kendilerini muhafazakar diye nitelendiren Turgut Özal, A. Menderes, T. Erdoğan gibi liderlerin görüşünde olanlar için söylemek daha doğru diye düşünüyorum. Neyse bu konuda polemiğe girmek istemem açıkçası. İnsanın yanlışının farkına varması ve yanlıştan dönmesi büyük bir erdem. Evet insan aklını kullanmalı, okumalı, düşünmeli, sorgulamalı. Başkasının fikrini düşüncesini taklit etmemeli, o düşünceye her ne olursa olsun fanatikçe bağlı olmamalı. Aslında bu konuda yazacak konuşacak çok şey var. BU değerli yorumun için sana çok teşekkür ediyor, bücürüğü ve seni sevgiyle kucaklıyor ve öpüyorum canım.
Sevgiyle kal.

Recep Altun; dedi ki...

Merhabalar.

Dünyanın çivisinin çıktığı bir gerçek. Ancak, bizleri nasıl bir gelecek bekliyor ve daha ne gibi bir sürprizlere gebeyiz bilemiyorum. Cenab-ı Hakk, hakkımızda hayırlısını verir inşAllah!

Selam ve dualarımla birlikte en Güzel'e emanet olun.

Hanife Mert dedi ki...

Merhaba Recep Bey,

Duanıza yürekten amin diyorum. Her gecenin sabaha ulaştığı gibi, gerek ülkemiz ve gerekse insanlık alemi karanlıktan kurtularak aydınlığa çıkar inşaallah.

Selam ve saygılar.

Hüseyin Güzel dedi ki...

Yazınızı okudum. Yazdıklarınıza aynen katılıyorum.
Bu arada yazdıklarınıza ek olarak;
Yaşadıklarımız aslında bir oyun. Yaşananlar da.
Oyunlarda yaşıyoruz maalesef.
Yaşadığımız oyunun kurallarını biliyor muyuz?
Nasıl yaşıyoruz bu oyun denen olguyu?
Ya da ayırdın damıyız, ayırdına varabiliyor muyuz gerçekten hep oyunlar içinde yaşadığımızın?
Ve fakat yaşadığımız coğrafyanın ve uzak coğrafyada yaşayanların bu oyuna katıldığını sezebiliyor muyuz?
Bireyler ve toplumlar gittikçe insanlıktan ve insana saygıdan uzak bir varoluş ve oyunsallıkla kendini duyurmanın, var olmanın peşinde.
Ne yazık ki insanlığımızı kaybederek bu oyunu oynamaya devam ediyoruz.

Hobistanya dedi ki...

Selamlar, Hanife ablacım,
Nerde o eski değerlerimiz derdi annem, ne demek bu şimdi der kızardım ,
Yeni nesili gördükçe aynı cümleyi ben de kullanıyorum artık..
neden ve nasıl kaybettik biz birbirimizi sevmeyi, saymayı, hanımefendiliği, beyfendiliği, nezaketi, modernleşme mi oldu bunun adı? Gerçekten çivisi çıktı..
Belki sayfasınızda çok yer kaplayacak ama Kanevski' nin çok sevdiğim bu sözleri tamda konuyu özetler cinsden..
"Bir gün insan "virgül"ü kaybetti. O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitlesince, düşünceleri de basitleşti.

Bir başka gün "ünlem isareti"ni kaybetti. Alçak sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya basladi. Artik ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu.

Bir süre sonra, "soru işareti"ni kaybetti ve soru sormaz oldu. Hiç bir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne evren ne dünya, ne de kendi apartmanı umrundaydı..

Bir kaç yıl sonra "iki nokta üst üste isareti"ni kaybetti. Ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti.

Ömrünün sonlarına doğru elinde yalniz "tırnak işareti" kalmıştı. Kendine özgü tek bir düşüncesi yoktu. Son "nokta"ya geldiginde, düşünmeyi ve konuşmayı unutmus durumdaydı."

Sevgilerle :)

Tülay gürdal dedi ki...

Merhaba Hanife Hanım,

Bu pervasızlığın bir bedeli olacaktır elbet.. Sevgiler

Hanife Mert dedi ki...

Çok haklısınız Hüseyin Hocam. Birileri kendinden güçsüz durumda olan ancak kendi menfaatine durumları ülkeler üzerinde oynanan oyunlarla yok etme çabasında bu sayede kendine rant sağlama adına kan göz yaşına ölümlere aldırmadan zulmetmekten uzak kalmıyor. İnsan menfaati uğruna insanlığını insan olmanın gereğini yok saymakta. Sizin de ifade ettiğiniz gibi yazıya eklenmesi gereken daha çok şey var...

Yorumunuz ve değerli düşüncenizi paylaştığınız için çok teşekkür ederim.

Sağlık ve esenlikler diliyorum.

Hanife Mert dedi ki...

Hobiciğim konuyu çok güzel özetlemişsin. Kanevski'nin sözleri de ayrı bir güzellik katmış. İnsan tüm değerlerini hırsına mağlup olduğunda kendi benliğini her şeyin önüne geçirdiği andan itibaren insanlığı ile birlikte her şeyi kaybetti.

Canım çok teşekkür ediyorum bu çok değerli yorumun için. Mersin'den sıcacık sevgilerimle kucaklıyor, insanın biran önce insan olma bilincine ve şuuruna tekrar kavuşmasını ve dünyada barış kardeşlik hak ve adaletle yaşanan bir yerde yaşamak dileğiyle..

Sevgiyle mutlu kal canım

Hanife Mert dedi ki...

Merhaba Tülay Hanım,

Onların yaptığı pervasızlığın bedelini masum insanlar ödüyor maalesef.Hepimiz çekiyoruz...

Teşekkür ediyorum yorum için.

Sağlık ve esenlikler.

~♡ηυяѕαℓкιмι™ dedi ki...

Umarım düzeliriz..

deeptone dedi ki...

böyle gidersek terörün şiddeti de artacak herhalde.

Hanife Mert dedi ki...

İnşaallah Nursalkımım, inşaallah bu kara günler son bulur. Huzur içinde yaşayabileceğimiz günlere olan umudumuzu yitirmeden birbirimizi ayrıştırmadan ötekileştirmeden yaşayabilecek günlere diyelim.

Hanife Mert dedi ki...

Evet maalesef önlem almazsak, toplum olarak ayrıştırmadan şucu bucu diye ayırştırmadan birliğimizi sağlamalı..

Ilhan Ucer dedi ki...

Dedikleriniz hepsi doğru tek ayrıldığım nokta ççzümün elimizde olduğu. Amerika'ya bağlı yaşdığımız sürece ki başka yolu yok bu durumda ne yapsak boş piyon olarak verilen görevleri yapıyoruz. Demokratik bir ülkede seçime bile müdahale oluyorsa biz vatandaş olarak ne yapabiliriz. Neyiz biz? Müslüman mıyız, değil miyiz, demokrasi var mı, yok mu, hukuk devleti miyiz, değil miyiz, kanunlar herkes için eşit mi, değil mi. Bunların net cevabı var mı sizce? Cevap net olmayınca da kargaşa oluyor, faili meçhul cinayetler oluyor, terör azıyor, kargaşa ortamı yoğunlaşıyor, normal yaşantımızı koruyamıyoruz, kendimiz için, çocuklarımız için endişelerimiz artıyor, psikolojimiz bozuluyor sonunda da böyle hastalıklı, kişiliksiz bir toplum oluyoruz.

Hanife Mert dedi ki...

İlhan Bey,
öncelikle blog sayfama hoş geldiniz. Yorumunuzun her cümlesine canı gönülden katılıyorum. Dış güçlerine öylesine kaptırmışız ki, elimizi çeksek kolumuzu kurtaramıyoruz. Ülkemiz her anlamda kendine yetecek bir güce sahipken, gelen yönetimlerin basiretsizliği, yanlış ve yanlı politikaları ile geldiğimiz nokta hepimizce aşikar. Bu anlamda kara bulutların dolandığı kaos ortamının sürekli yaratıldığı, savaş çığırtkanlığı yapanlara cevabımız, hiç bir ayırım yapmadan tek amacımız özgürce yaşayabileceğimiz vatanımız etrafında birleşmeli, ve birlikte mücadele etmekten başka şansımızın olmadığıdır. Bu anlamda umudumuzu yitirmeden, ruh sağlığımızı kaybetmeden, aklı selim düşünerek hareket etmeliyiz.
Yorum için teşekkür ediyorum.
Saygılar.