25 Ekim 2015 Pazar

Bakış Acı'sı (... Bölüm)

  
  Bir kitapta okumuştum; “insan kaybetmeye görsün, diye başlıyordu paragraf. Bir yerden başladı mı kayıplar, arkası çorap söküğü gibi gelir. Kimi zaman hızına yetişemez olursun. Ardı arkası kesilmeden devam eder. Her kayıp, insanda üzerine vurulan balyoz etkisi yapar. Silkinip kalkmaya çalışsan üzerine bir diğeri iner. Gücün kuvvetin kesilir. Çaresiz kalırsın. Beden yorgun düşer. Düşünceler karma karışık, ruh kafesine sığmaz olur. Bedenden çıkıp özgür olmak ister lakin ona da izin verilmez. Sonunda teslimiyet...
  Kim bilir, belki de hayatın bir oyunu, kaderin insana çizdiği bir rota yol haritası idi. "Öldürmeyen acı güçlendirir" misali seni güçlü kılmaktı, mücadele gücünü arttırmaktı, gelecekte sunacağı acılara karşı dayanma gücünü test etmekti belki… Belki de umut, sabır, mücadele üçgeninde hayata tutunacak bir dal uzatmaktı güçsüz yüreklere... diyordu yazar.
   Bu yazı tam da bizi anlatıyordu sanki. Babamın ardından pek çok şeyimizi kaybetmiştik. Huzurumuzu, en yakınımız dediğimiz bile böyle yaparsa diyerek insanlara olan güvenimizi ve neden biz? Diye de yaşama sevincimizi kaybetmiştik. Ve daha pek çok şeyi…
  Sonra acaba dedim kendi kendime, " başımıza gelenler bizi güçlendirmek, sabrımızı, mücadele gücümüzü test ederek hayata bağlanmamızı mı sağlayacaktı?”
Evet öyle olmalıydı. Çünkü her şeyimizi yuvamızın direğini babamı kaybeden biz, onun acısını hissedemez ve  yaşayamaz olmuştuk. O acıyı unutturacak farklı acılarla mücadele etmekten...
  Kardeşlerim uyumuştu. Biz annemle demlediğim çay eşliğinde uzun uzun sohbet etmiştik. İçerik hüzün verse de inanılmaz keyif aldığım bir sohbetti. Bu sohbet bana, kendimi en az 5-10 yaş büyümüş gibi hissettirmişti…
   O bal rengi gözleri hüzne bürünmüştü annemin. Uzun ve derin bakıyordu. Orada endişeyi, korkuyu, karamsarlığı  görebiliyordum. Çayını yudumlarken;
  -İşimiz zor kızım, hem de çok zor, dedi.
Ardından hemen ekledi. Ama biz el ele verirsek bu zorluğu aşarız diyerek ümitsiz olmadığını ifade etmişti...
Ona bakarken gözlerinin altındaki torbacıklar, yüzünde yavaş yavaş belirginleşmeye başlayan çizgiler ve saçına  çok erken yaşta düşen aklar içimi acıtıyordu. O daha çok gençti. Şairin 
Yaş otuz beş!yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah'ım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
….
  Yaş otuz beş şiirinin  ifade ettiği gibi, daha otuz beşinde başlamıştı kayıplar hayatından birer birer. O, hayatın yükünü birlikte omuzladığı arkadaşını, eşini, can yoldaşını kaybetmişti. Bu genç yaşında, toplumun "dul" yaftasını yapıştırdığı, içeriğine binlerce anlam yüklediği ve eşinden ayrılan her kadının  özgürlüğüne ipotek koyan bir kelimeyle farklılaştırdığı; Adanalı teyze, Satı nine, Ayşe bacı, Fatma gelin, Müge hanım, Zeynep… gibi, yüzlercesinden biri olmuştu annem.
 Sonra çayını tekrar yudumladığında, derin bir iç geçirdi.
-"Ah keşke, keşke okusaydım! keşke bir meslek sahibi olsaydım." O zaman bunlara muhtaç olur muyduk hiç? Zira ekonomik özgürlüğünü kazanmış bir kadın, tüm özgürlüklerine de sahip olmuş demektir. Özgür kadın, özgür çocuklar yetiştirir. Özgürce sever, koklar, sahiplenir yavrularını, diyordu.
 Onu okutmadıkları için anne ve babasına sitemini kızgınlığını dile getirmede yetersiz kalıyordu kullandığı kelimeler...  konuşmaya devam etti.
- Kızlarını okuttular, beni böyle cahil bıraktılar. Ne olurdu beni de okutsalardı! Şimdi ben de hayatımı kimseye muhtaç olmadan sürdürürdüm. Yol bilmem iz bilmem nasıl baş ederim? yalanın dolanın, riyanın, kök saldığı bu çirkefe bulanmış hayatla, dedi.  
Ardından sitemini kadere çevirdi: 
-Kadersiz doğmuşum anamdan. Başta yüzüm güldü mü sanki, sonra gülsün.Tam her şeyi yoluna koymuşken, huzuru yakalamışken, babanı aldı elimden. Bizi böyle sorun yumağının ortasına bıraktı, dedi.
   Ben sadece ses çıkarmadan annemi dinliyordum. Mimik hareketlerimle belli ediyordum  duygu ve düşüncelerimi.  Ne diyeceğimi bilmiyordum. Ona nasıl yardım edebileceğimi de. Bunu zaman gösterecekti...
Annem kelimeleri toparladı. İçinde bulunduğu hüzünlü ve karamsar ortamdan çıkmış gerçeğe dönmüştü.
-Bak kızım, babandan bağlanacak maaş gecikebilir... 


Muhabbetle,
Hanife Mert
Not: Yeni kitap çalışmam "Bakış Acı'sı"ndan bir bölümde yorumlarınızı bekliyorum...

8 yorum:

bücürükveben dedi ki...

Hanife'ciğim öncelikle yeni kitabın hayırlı, uğurlu olsun.
Daha ilk bölüm ama insanı sarıyor, sade, akıcı, kadın sorunları, eğitimin önemine yer vereceğin belli...çok güzel, başarılar diliyorum canım.
Bücürük'le kocaman öptük, sevgilerimizi bıraktık.

Recep Altun; dedi ki...

Merhabalar.

Yeni bir kitap çalışmanız olan "Bakış Açısı" başlıklı (...bölümü) Okudum. Genç yaşta kaybedilen baba ile başlayan hikaye, hayatın acımasız sürprizleri ile gelişeceğe benziyor. İnsanın başına bir şey geleceği zaman tek başına gelmiyor. Art arda devam ediyor talihsizlikler. Bunun değişik olanlarını ben de yaşadım, oradan biliyorum.

Güzel bir kitap çalışması olacak inşAllah. Kaleminize ve yüreğinize sağlık ve mutluluk dileklerimle birlikte başarılar dilerim.

Selam ve dualarımla.

Hanife Mert dedi ki...

Çok teşekkür ediyorum Müjdecim. Evet kısmen kadın sorunları, kısmen de Elif'in dramını anlatmayı düşünüyorum. Bu ilk bölüm değil. Aradan seçtim burayı. İlerleyen zamanlarda ara ara paylaşmayı düşünüyorum... Canlarım ben de ikinizi öptüm.

Sevgilerimi yolluyorum..

Hanife Mert dedi ki...

Merhaba Recep Bey,

ismi kitabın ismi Bakış Açısı değil, Bakış Acısı diye başladım. İlerleyen zamanlarda değişir mi, yoksa böyle mi kalır. Zaman gösterecek. Evet kitabın konusu dram. Bakalım nasıl sonuçlanır, sonuçlandırabilir miyim, bilmiyorum.
Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim, sağ olun.
Saygılar, selamlar.

Hüseyin Güzel dedi ki...

Cervantes'ten bu yana roman okuruz. İnsan ilişkileri, yaşamı öteden beri taşlara, ağaçlara resmedilmiştir. Yaşanan zorluklara, sevinç ve acılara, yok oluşlara tanık olanların bıraktığı izlerdir bunlar. Otuz kırk bin yıl öncesinde kalan mağara resimleri, Orta Asya bozkırlarında gün yüzüne çıkarılan kaya resimleri tarihin sessiz tanıklarıdır.
Marquez ve Yaşar Kemal gibi anlatıcıların kalemleri sayesinde insan topluluklarını birer birey olarak algıladık. Okuduğumuz roman ve öykü kahramanları bulundukları toplumun bazen en acımasızı, bazen kaybedilen erdemlerin, kadim değerlerin sürdürücüsüdür.
"Kaybetmek" ve "kazanmak" bireylerin gerçeğidir. Lakin "teslimiyet" karanlığa hapsolmaktır. Birey karanlığa hapsolmamalıdır. Yaşanan acı ne denli zorlu olursa olsun dik durmasını bilmelidir. İnsanın başında yaşamı boyunca çok farklı olaylar geçer. Dayanılmayacak acıları çeker. Sevinçleri yaşar. Kaybettikleri "üzerine vurulan balyoz etkisi" yapar. Lakin o "balyoz etkisini" etkisiz hale getirmek yine ona düşer.
Öyle anlar vardır ki tutunacak dal kalmaz. Tutunulan dal elimizin altında, gözümüzün önünde kayıp gitmiştir. Ve işte tam da o anda, o kayıptan sonra, var olan boşluğa düşmemek için kalan dalların birbirine sıkı sıkıya sarılması lazım. Çevredeki ayrık otları, kuru dal parçaları asla yaklaştırılmamalıdır. O kuru dal parçaları ve ayrık otları iyi tanınmalı pes edilmemelidir.

Hüseyin Güzel dedi ki...

Yaşanan acı ne denli ezici olursa olsun insan o acıyı unutmadan, yaşananları unutmadan, ama akıllı ve bilinçli bir şekilde yaşamı devam ettirmesi için kendisine yeni yol haritası çizmelidir.
Bir Çin atasözünde "Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa, orada güneş batıyor demektir" denir. Güneşin batmaması için, karanlığın hakim olmaması için, aydınlığın devam etmesi için o küçük insanların büyümesini engellemek gerekir. Bunun yolu ise hiç kuşkusuz acı ve sıkıntılara, yok oluşlara rağmen dik durmaktan geçer.
Değerli yazarımız Hanife Mert'in "Bakış Acı'sı" romanının bir bölümünü okuduğumda hafızamda şekillenen düşüncelerdi bunlar. Umutsuzluğun yanı sıra umut dolu düşünceler.
Ana kızına şöyle der "İşimiz zor kızım, hem de çok zor, dedi. Ardından hemen ekledi. Ama biz el ele verirsek bu zorluğu aşarız diyerek ümitsiz olmadığını ifade etmişti..."
Eşini genç yaşta kaybeden bir kadının yaşadığı dram okuduğum bu kısa bölümde insanın içini acıtıyor. Genç yaşta "dul" kalan bir kadının mücadelesi ve çocuklarına verdiği öğütler insanı hüzünlendiriyor.
Anadolu topraklarında eşini kaybeden bir kadına toplumun acımasızca "dul yaftasını" yapıştırması sorgulanıyor. Eşini kaybetmiş, çocukları ile tek başına bozkırın sessizliğinde tek başına kalmış bir kadının okumadığı için, ekonomik özgürlüğüne kavuşamadığını ve muhtaç olmasının verdiği huzursuzluğu da satır aralarında görmek olası.

Hüseyin Güzel dedi ki...

Tutunacak tek dalı kendisi ve çocukları olan kadının çektiği sıkıntılar ve mücadeleler ilerleyen safhada nasıl bir rota izleyecek şimdilik öngörmemiz olanaksız.
Sayın yazarımız, bu kısa bölümden anladığım kadarı ile toplumsal bir olguyu güçlü kalemi ile karşımıza çıkarıyor.
Aslında olması gereken zor durumda olana sahip çıkmak, yardım elini uzatmak, acısına ortak olmaktır.
Ne yazık ki toplumun bir kesimi öyle bir bataklık içine düşmüş durumda ki, her yanı çamura bulaşmış. Pişkinlikle, utanmazlıkla, arsızlıkla, diğerinin yaşam alanının kısıtlanması ile, korumasız kalana baskıcı yöntemlerle devranını sürdürmeye çalışıyor.
Eşinin kaybı sonrasında ikinci darbeyi çevresinden yiyen o kadar insan var ki. Darbe vurmaya hazır o kadar vicdansız var ki.
Darbe yiyen kendi sessiz dünyasına çekiliyor. Kendini anlatamamanın, özgürlüğünü yaşayamamanın acısını yüreğinde duyumsuyor.
Genç bir anne, saçları erken beyazlamaya başlamış. Ve çocukları. Dolayısıyla, yoksulluk ve acı iç içe geçmiş. Sıkıntılardan nasıl çıkılır? Nasıl çıkılmalı? Roman kahramanlarının seçeceği yol haritası nasıl olacak? Sorularını kendi kendine soruyor okuyucu. Lakin yaşanan bir gerçek var ki onu değiştirmek kolay değil. Yani toplumun çok da olmasa belli bir kesiminin bakış açısı.
Annenin sözleri bilgece söylenmiş sözler. Büyük acısına rağmen yaşama tutunmaya çalışan bir ananın sözleri başka nasıl olabilir ki.
Saygılar.

Hanife Mert dedi ki...

Hüseyin Hocam, paha biçilmez güzellikteki yorumunuza cevabım gecikti. Kızımla birlikte rahatsızlandık. Hastane ilaç tedavi derken cevabım gecikti. Kaldı ki öyle güzel özetlemişsiniz ki, bu kadar özenle detaylı ve gerçekçi yoruma söyleyebilecek söz bırakmadınız. Çok teşekkür ediyorum değeri yorumunuzla katkınız için... Yüreğinize sağlıklar diliyorum. Kaleminiz hiç susmasın hep yazsın diyorum.

Selam ve saygılarımla..