16 Haziran 2015 Salı

Davul Bile Dengi Dengine!


...Sonbahar son günlerinin keyfini çıkarıyordu adeta. Ardı arkası kesilmeyen yağmur ve fırtına insanları evlerine hapsetmişti sanki. Yollar tamamen boşalmış, yerini arada sırada tek tük geçen arabalara, şiddetli yağmura, rüzgara ve soğuğa bırakmıştı. Evlerin önündeki dut, erik, kayısı, elma, şeftali ağaçları ile damlardaki asmalar da sarı kızıl renk tonlarının hakim olduğu yapraklarını tutamaz olmuş, hoyratça esen rüzgara, şiddetli yağan yağmura teslim etmişti. 
Pencereleri sımsıkı kapanmış, perdeleri çekilmiş, kapıları kilitlenmiş evler derin bir sessizliğe bürünmüştü. Tek tük tüten bacalardan çıkan dumanlar simsiyah kümelenmiş bulutlara ulaşmak istermişçesine salınarak gökyüzüne yükseliyorlardı.
 
  Evde her zamanki yerimde oturmuş, dışarıyı seyrediyor bir taraftan da düşünüyordum. Buraya geleli tam iki ay olmuştu. Bütün hayatımı derinden etkileyen, her şeyimi yerle bir eden iki ay... İnsan yarın ne yaşayacağını, başına ne geleceğini, onu bekleyen sürprizleri önceden kestiremiyordu.Tıpkı sonbaharda şiddetli yağan yağmurun esen rüzgarın doğa üzerindeki yok edici etkisi gibi. Oysa bir  müddet sonra ilkbaharda her şey yeniden hayat bulacak ve doğa tekrar canlanacaktı. Ya bizim hayatımız?.. Temelden sarsılan bu canlar, doğa gibi bir müddet sonra düzene girip tekrar can bulacak mıydı? Bunu zaman gösterecekti...

 Anneannemin benimle olan küslüğü hala devam ediyordu. Arada okul dönüşü evlerine uğruyor, ev işlerine yardım etmeye çalıştığımda izin vermiyordu. Yüzündeki derin çizgiler kızgınlığının da etkisi ile daha çok belirginleşiyor ve o tonton yüzü sertleşiveriyordu. Evi süpürmeye çalışsam elimden süpürgeyi alıyor, sert bir ifade ile “bırak işimi ben yaparım" diyordu.
Düşünüyorum da, bir insan nasıl bu kadar değişebilirdi,  anlamış değildim. Eskiden yaz tatillerinde ailecek izne geldiğimizde ne kadar sevecen davranırdı bize. Ağustosun yakıcı sıcağında evin önündeki dut ağacının altına koyduğumuz tahta divanın üzerine oturur, yol kenarındaki küçük kanaldan akan buz gibi suyun etkisiyle serinlerdik. Orada kimi zaman mahalledeki kızlarla birlikte annemin ören bayan ipliğinden başladığı danteli, radyoda çalan dinleyici istekleri programı eşliğinde örerdik. O zamanlar günler ne de güzel geçerdi, anlamazdık. Kimi zaman da  anneannemle dedemin anılarını dinler, onların birbirleriyle takışmalarını seyrederdik. Anneannem biraz huysuzdu. Hemen küsü verirdi. Bazen günlerce küstükleri olurdu. "Anneanne neden böyle yapıyorsunuz, niye basit bir şey için küsüyorsunuz?" diye sorduğumuzda, dedemi sanki azıcık küçümser gibi; "kızım haddini bilsin, ben ağa kızıydım. O kim ki, babamın yanında çalışan bir işçinin oğlu" derdi. Sonra babasından bahsederdi: 
 "Benim babam adı şanı tüm köylere nam salmış zengin bir ağaydı. Emrinde çalışan işçisi, amelesi, hizmetçisinin haddi hesabı yoktu. Evimizde  ocaktan yemek kazanı hiç inmezdi. Zengini fakiri yemeden gitmezdi. Babamın eli çok açık, çok yardım severdi. Düşküne, fakire, yetime, öksüze, dula, yolda kalmışa yardım etmeyi çok severdi" der sonra dedemle nasıl evlendiklerini anlatırdı. Dedemi göstererek; 
 "Bunun babası bizim işçimiz di. Babasının yanına gidip gelirken bana gönlü düşmüş. Bir iki derken, yalnız bulduğu bir yerde beni sıkıştırdı. Niyetini açıkladı. Ben, yok olmaz, babam beni sana vermez dediysem de vazgeçiremedim. Dedem hemen araya girer: "ya ya öyle, yalan söyleme çocuklara! senin de gönlün vardı da söyleyemezdin, istemem yan cebime koy misali... derdi. 
 Dedemle anneannem geçmişlerini yad ederken sık sık takışırlardı. Anneannem babasının zenginliği ile övünür, dedemi küçümserdi. Anneannemin tavırlarından bir insanın mizacının  kolay kolay değişmediğini anlamıştım. Hani derler ya, "bir insan yedisinde ne ise yetmişinde de odur" bu söz çok doğruydu.  
 Anneannem dedemle babasının itirazına rağmen kaçarak evlendiklerini, o gün bugündür, sırt sırta verdiklerini birlikte mücadele ettiklerini söylerdi. Dedem bazen itiraz etse de etkisiz kalırdı. Belli ki dedemi sindirmişti. "Davul bile dengi dengine çalar" diyenler haklı olmalıydı...

Not; Yeni kitap çalışmam "Bakış Acısı"ndan bir bölüm... 


Muhabbetle,

Hanife Mert

14 yorum:

Gamze Esra Ersöz dedi ki...

Hayırlı olsun, yine su gibiokuncak bir kitap olacağa benziyor :)

Hanife Mert dedi ki...

Çok teşekkür ederim Gamze Hanımcığım, inşaallah dediğiniz gibi olur.
Sevgilerimle, gönlünüzce bir gün diliyorum.
Sağlıcakla.

deniz derin dedi ki...

çokoş... :) güzel.. :)

peki puntosunun cinsini büyüklüğünü siz mi belirliyosunuz yoksa yayınevinden sabit mi oluyor onlar

Hanife Mert dedi ki...

Teşekkür ederim sağ ol.

Hazırladığım kitap dosyasını Times new roman yazı sitili ve 12 punto olarak ayarlamamı yayın evinin müracaat formunda belirtiyordu.

Recep Altun; dedi ki...

Merhabalar.

"Bakış Acısı" isimli yeni kitap çalışmanızdan "Davul Bile Dengi Dengine" başlıklı paylaştığınız bölüm (kurgu, tasvir, anlatım) çok güzeldi. Kaleminize ve yüreğinize sağlıklar dilerim. Kitap çalışmanızda ayrıca başarılar dilerim. Cenab-ı Hakk, emeğinizi zayi etmez inşAllah.

"Davul bile dengi dengine" diyen atalarımız da çok yerinde ve isabetli bir söylemde bulunmuşlar ve hala geçerliliğini koruyan bir atasözü olarak yerini muhafaza etmektedir.

Selam ve dualarımla birlikte hayırlı ve bereketli bir Ramazan ayı dilerim.

deniz derin dedi ki...

yani kitap basılırken nasıl oluyor? ben almadım henüz bilmiyorum okumadım :D 12 punto mu basıyorlar gene

Hanife Mert dedi ki...

Amin Recep Bey, çok teşekkür ederim, sağ olun.
Size de hayırlı bereketli ramazanlar diliyorum.

Selam ve saygılar.

Hanife Mert dedi ki...

Ya bak sevgili arkadaşım. Siz neden bu ayrıntılarla ilgileniyorsunuz anlamadım. Öncelikle kitabınızı yayınlatmayı gerçekte istiyor musunuz? Siz ona karar verin. Sonra dosyanızı internette yüzlerce hatta binlerce belki de onbinlerce yayın evinden birine yada istediğiniz kadara gönderin. Zaten gönderceğiniz yayınevinin sayfasında şartları v ar onları okuyup ona göre dosyanızı gönderiyorsunuz. Sonra uzun bir bekleme dönemine giriyorsunuz en sancılı dönem. Cevap gelmesi günlerce belki de aylarca sürüyor. Sonrasında çalışmanız basıma uygun görülürse size mail geliyor. Keşke kitabınızı yayınlatabileceğiniz bir yayınevi bulabilseniz. İnsanlar üstüne 3000-4000-5000 Tl para ödüyor. Siz bir de telif alacakmıyımın hesabını yapıyorsunz. Yayınevleri yeni yazarları pek önemsemyor. Şöyleki risk almak istemiyor. Bilmem anlatabildim mi? Yani bana sürekli sorusoruyorsunuz.İnanın ben de çok fazla bir şey bilmiyorum. Sizi yanlış yönlendirmek veya bilgilendirmek istemiyorum. Lütfen öğrenmek istediklerinizi ve durumunuzu yayın evine iletin ve en doğru cevabı onlardan alırsınız. Dilerim kitabınızı gönlünüze göre bastırabileceğiniz bir yayın evi bulursunuz... Başarılar...

Yazar Yildirim dedi ki...

Şiirsel bir anlatım olmuş..Elinize sağlık..Ayrıca yazarlık dünyasına katıldığınız içinde sizi tebrik ederim..İyi günler..

deniz derin dedi ki...

tamam daha yazmayacam son soru: sözleşme vs için ankaraya mı gitmek gerekiyor? bilgisayar başından olmuyor mu siz nasıl yaptınız ya da belki de sözleşme istemiyorlar mı

Hanife Mert dedi ki...

Yazar Yıldırım çok teşekkür ederim. Sağ olun..
Saygı ve selamlar.

Hanife Mert dedi ki...

Sözleşme sizin için önemli. Benim yayın evim sözleşmeyi bana netten mail olarak gönderdi. Okudum imzaladım tarayıcıdan gönderdim.. Bak arkadaşım kafana her ne takılıyorsa kitabını yayınlayacak yayın evine sormalısın. Çünkü ben seni yanıltabilirim.Yanlış bilgi verebilirim.O nedenle sen yayın evini ara ve sor...

bücürükveben dedi ki...

Hanifecim yeni kitabın hayırlı, uğurlu olsun canım, konu ilginç, hem evlenip hem de sonradan evlendiği kişiyi küçümsemek çok kötü bir şey...madem ağa kızıyım diye hava atacaktın evlenmeseydi di mi:=:)))kolay gelsin...
sevgiler, iyi bayramlar, öptük

Hanife Mert dedi ki...

Müjdeciğim kusura bakma yorumuna cevabım gecikti. Mersin dışındaydım... Çok teşekkür ediyorum canım. İkinci kitabımdan kısa bir bölüm paylaştım. Biz millet olarak ailemizle övünmeyi severiz... Ben de bu huyumuza dikkat ektim. Canım çok teşekkürler yorum için. Öptüm canım sevgiler.