30 Aralık 2014 Salı

Yeni Yıla Yeni Umutla...

Her bitiş yeni bir başlangıca gebedir. Bitişler hüzün, başlangıçlar ise umut ve sevinci müjdeler. Tek düze bir hayat yaşamıyoruz. Yaşadıklarımız  bizi sevindirip, mutlu ettiği,  hayattan tat almamızı sağlayacak türden  güzellikler  olduğu gibi, içimizi acıtan, üzen, bazen sinirimizi hoplatan, kimi zaman yaşamaktan bezdiren olaylar da geçmiştir başımızdan... İyisiyle, kötüsüyle, huzuruyla, huzursuzluğuyla, mutluluğuyla, mutsuzluğuyla, acısıyla, tatlısıyla, günahıyla  sevabıyla yaşanan her an geride, dünde kaldı... Bu gün yeni bir gün yeni bir yıl yeni bir umuttur.
Yeni yılda  yeni  umutlar yeşersin yüreğinizde, sağlık, huzur, mutluluk, dostluk, sevgi duyguları kök salsın gönlünüzde. Sevdiklerinizle birlikte, mutlu ve umutlu yıllar gezinsin ömrünüzde...

Ülkemiz ve insanlık alemine, göz yaşlarının son bulduğu, acıların, zulmün, tacizin, tecavüzün, haksız yere ölümlerin, savaşların, yolsuzlukların, yoksullukların, haksızlıkların son bulduğu, huzur ve güvenin, adaletin sağlandığı, sevgi, barış ve kardeşliğin hakim olduğu bir dünya diliyorum...

Mutlu Yıllar
Hanife Mert

27 Aralık 2014 Cumartesi

İnsanın Yaratılış Gayesi!

İnsanoğlu kendini tanımaya başladığından beri 'Ben neyim?,'Nereden geldim?', 'Niçin varım?, 'Nereye gideceğim? gibi sorulara cevap bulmaya çalışmıştır.
  Evet, insanın mutlaka bir yaratılış gayesi, bir varlık sebebi ol­malıdır. Gerçek akıl sahibinin kabulde tereddüt etmediği ilk gerçek bu­dur. Bu yüzdendir ki, insan denilen yaratık, ta ilk günden beri, 'Niçin yaratıldım? sorusunu cevaplamak için beyninin sınırları­nı zorlayıp durmuştur.


Bu anlamda kimine  göre insan, dünyaya gelir, her canlı gibi yer, içer, gezer, tozar gününü gün eder vakti gelince ölür ve sonra toprağa karışır gider. Yani, insan yaşamak için yaşar. Basit dünyevî hedeflerin ötesinde bir yaratılış amacı yoktur. O, ot gibi yaşayıp gideceğini, sonra ot gibi kuruyup yok olacağını düşünür. Oysa  İslam’a göre, insanın yaratılış gayesini Allah (cc) belirlemektedir:
“Ben cinleri ve insanları sadece bana ibadet etsinler diye yarattım” (51/Zâriyât, 56)
“Sizi boşuna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (23/Mü’minûn,115)
  İnsan, yalnız yemek,içmek, gezmek tozmak için  yaratılmış olsaydı onun herhangi bir hayvandan farkı olmazdı. Zira insan boş yere yaratılmamış ve başı boş da bırakılmamıştır. O,bir görevi yerine getirmek için yeryüzüne gönderilmiştir Kendisi gibi herhangi bir yaratığa kul, köle olmak için değil; yaratanını tanımak ve O’na ibadet etmek, dünyada Allah’ın hükmünü hakim kılmak, buna karşı çıkan engelleyici güçleri (fitneyi) bertaraf etmek suretiyle halifelik görevini yürütmek için yaratılmıştır. İnsan, nefsi için değil; Allah’a ibadet etmek için, şu fâni dünya için değil; ebedî hayat için yaratılmıştır. Allah'a ibadet için yaratılan insan, bu kulluğunun karşılığını hem dünyada hem ahirette alacaktır. Allah'ın emirlerine itaat, dünya ve ahiret mutluluğuna sebeptir.
İnsanın yaratılış sebeplerinden biri, en geniş anlamıyla yeryüzü yönetiminden sorumlu olmaktır. Halife olmanın anlamı budur. O halde insan, kendi toplumuna huzur ve adaleti hakim kılma görevinin yanı sıra, yeryüzünde yaşayan diğer canlıların hayatlarını devam ettirmelerinden, yeryüzündeki bitki örtüsünden, çevreden ve benzeri şeylerden de sorumludur. Aslında bu görevi de, Allah'a ibadet görevinin çerçevesi içinde görülmelidir. Çünkü namaz, oruç, zekât gibi şekli belirlenmiş ibadetler ve helal-haram gibi konularda Allah'a karşı görevini yerine getiren insanın, dünya hayatıyla ilgili çabaları da ibadet kapsamı içerisine girmektedir. Belirlenmiş ibadetlerini yerine getirmeyen, ahlâkî kurallara riayet etmeyen kimsenin, dünyayı imar görevini yerine getirmesi ise, kendisine manevî alanda herhangi bir değer kazandırmaz. Böylesi insanların hayvanlardan farkı yoktur. Çünkü hayvanlar da fesat çıkarmayıp yeryüzünün îmarına hizmet ederler.

Allah'ın emirlerini yerine getiren kimsenin, dünya hayatıyla ilgili çabalarının da ibadet olarak görülmesi, din-dünya ayırımını ve dine ait olan ile dünyaya ait olan gibi bir bölünmeyi de ortadan kaldırmaktadır. Böyle bir ayırım, insan şahsiyetini de parçalar; kişiliğinde birtakım bozukluklara sebep olur. Dünya hayatı, ahiret hayatının bir başalngıcıdır ve onunla sıkı sıkıya bağlıdır. Böyle bir bakış açısı, dünya hayatını olması gereken konuma oturtmuş olur. Bu takdirde dünya hayatı, aşağılık ve çirkef bir hayat değil; ahiret mutluluğunun kazanıldığı bir yerdir; kaçınılmaz bir aşamadır.  Bu bilgiler ışığında  bakıldığında, insan ya da insanlık ne kadar yaratılış gayesine uygun olarak yaşamakta ya da yaratılışının gereğini ne kadar yerine getirebilmekte?  İnsanlığın içinde bulunduğu duruma baktığımızda, insanlığın hüsranda olduğu ve  dünyanın kan gölüne dönüşmesi, acı, zulüm, gözyaşı, hak hukuk adaletten uzaklaşmış bir hayatın dünyaya hükmetmesi sonucu olarak, insanlığın yaratılış gayesinden tamamen uzaklaştığını söylemek sanırım yanlış olmaz. 
  İnsanlığın özüne dönmesi yaratılış gayesinin bir gereği olarak, sevgi, saygı, şefkat, merhamet, hoşgörü, adalet, barış ve kardeşliğin hakim olduğu, zulümleri bertaraf eden bir düzenin hüküm sürdüğü, huzurlu ve mutlu bir dünya hepimizin özlemi...

Muhabbetle
Hanife Mert

Yararlanılan Kaynak:[1] Ahmed Kalkan, İslam Akaidi: 192; Ahmed Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri





9 Aralık 2014 Salı

Değersizleştirilen Değerlerimiz!


İnsanların yaşam felsefesi, değer yargıları değişti. Artık kimse senin kişiliğinle, karakterinle, edebinle, ahlakınla, insanlara, canlılara verdiğin değerle, şefkat ve merhametinle, hoşgörünle, doğruluk ve dürüstlüğünle ,hak ve adaletli davranışınla, vefanla, bilginle, başarılarınla ilgilenmiyor ve önemsemiyor. Hal böyle iken, bir zamanlar erdem sayılan ve olmazsa olmaz olan değerlerin yerini mevki ve makam, para ve güç almış durumda.
  Paran varsa değerlisin. Hele bir de mevki makam sahibi isen deyme keyfine el üstünde tutulursun. Her türlü erdemi, tüm insani vasıfları üstünde taşı, ağzınla kuş tut. Eğer paran yoksa, hatırı sayılır bir mevki makama sahip değilsen pul kadar değerin yoktur insanların gözünde...
 Çünkü insanımız artık derin düşünemiyor. İnsanın içinde sakladığı cevheri görmek istemiyor. O sadece görünen dış yüzüyle ilgileniyor insanın...
  İnsanlar kişileri dış görünüşlerine, giyimine, kuşamına, mevkisine, makamına, rütbesine, malına, mülküne, kazancına göre değerlendirip insan yerine koyuyor..
  Görünüş ve madde insanların ruhlarına o kadar işlemiş ki. Bütün değer yargıları, şekil, görünüş ve madde üzerine bina edilmiş. Şeklin güzelse adamsın, paran varsa adamsın, zenginsen adamsın, mevki makam sahibi isen adamsın gibi.. Kaldı ki bizim kültürümüz edebi, ahlakı, ilimi, irfanı değerli görürdü. Medeniyetimiz erdem sayılan bu değerler üzerine kurulmuştu. Bu topraklar nakış nakış adalet, güzel ahlak, haya ve edeple inşa edilmiştir. Bu günlere kolay gelmedik. Lakin şuan baktığımızda, her türlü olumsuzluğu, yanlışı sadece izleyen, sorgulamaktan, hesap sormaktan yoksun, kutsal değerleri önemsemeyen bir toplum ile karşı karşıyayız. Kendimizi kapitalist dünyanın aldatıcı süsüne kaptırdık gidiyoruz. Her şeyimizi paraya endeksledik. Bizi bir arada tutacak ne kadar güzel değerler varsa onları sıradanlaştırdık. İnsana saygı hak getire. Vicdansızlık, merhametsizlik, edepsizlik, riya,adaletsizlik, kap kaççılık, adam kayırma, diz boyu.Yolsuzluk rüşvet tavan yaptı. Rabbena hep bana demekten, yardımlaşmayı paylaşmayı unuttuk.
Hal böyle iken mutsuzluk ve huzursuzluk peşimizi bırakmıyor. Tüm bu değer yargılarımızın madde üzerinde yoğunlaştırılması ile,toplumda saygı, sevgi, hoşgörü, dostluk, vefa, yardımseverlik gibi değerlerin kaybolmasına neden olduğunu görüyoruz.
  Yoldan geçen yayaya çarpıp kaçan sorumsuz, ruhsuz insanların olduğu gibi, yerde yatıp canı yanarak kurtarılmayı bekleyen kimseye yardım etmek yerine sadece bakıp geçen kişileri görüyoruz... İyinin- kötünün, haklının-haksızın, doğrunun- yanlışın, güzelin- çirkinin... birbirine girmiş durumda olduğu bir toplumda yaşamaya çalışıyoruz.
Belki çok genelleyici ve karamsar bir yazı oldu. Ancak sayıları günden güne azalsa da; değer yargıları ahlak, edep, ilim, irfan temelinde kurulu insanların olduğunu biliyorum ve benim saygı ve hürmetim onlara... Parasına, makamına, arabasına, yazlığına, kışlığına değer biçenlere, güçsüzü ezenlere, yetimleri yerenlere değil...

Muhabbetle
Hanife Mert