12 Haziran 2014 Perşembe

BERAT KANDİLİNİZ HAYIRLARA VESİLE OLSUN!




Berat kelimesi; borçtan kurtulma, temize çıkıp aklanma, ceza veya sorumluluktan kurtulma gibi anlamlara gelmektedir. Berat kandili, Allah"ın ekstra rahmet, lütuf ve mağfiretiyle tecelli ederek, kullarına bağışlanma, kapılarını ardına kadar araladığı; müminlerin dualarına icabet ettiği, günahlarını affettiği, yapılan ibadetleri normal zamanlardan kat kat fazla mükâfatlandırdığı gecedir.
Müslümanlar bu geceyi ibadet ve taatle geçirmenin pek çok sevabı ve feyzi olduğuna inanır. Bu konuda peygamber Efendimiz (S.A.V)şöyle buyurmuştur:
"Şaban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Ve o gecenin gündüzünde (kandilden sonraki gün) oruç tutunuz. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ o andan fecir oluncaya kadar: 'Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım. (Bir belâ ile) müptelâ olan yok mu, ona kurtuluş vereyim' buyurur." (İbn Mâce)
Berat gecesi, Kur'an-ı Kerim'in Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise Peygambere ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da Tenzil denir.
Ayrıca Kur'an-ı Kerim'de' Apaçık Kitaba yemin olsun ki, Biz Kur'an-ı mübarek bir gecede indirdik. Biz, gerçekten uyarıcıyız. O mübarek gecede, her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir...'(Duhan, 44/1-4)
Ayette geçen, 'mübarek gece'den maksat; Berat Gecesidir. Kur'ân bu gecede, Yedinci semadan dünya semasına indirildi. Kadir gecesinde ise ilk kez Peygamber Efendimize indirilmeye başlandı.
Resûlullah (sas): "Allah Tealâ tüm şeyleri Berat Gecesi’nde takdir eder. Kadir gecesi gelince de bu şeyleri sahiplerine teslim eder." buyurmuştur. Berat gecesinde eceller ve rızıklar; Kadir Gecesi’nde ise hayır, bereket ve selametle alâkalı işler takdir edilir. Kadir Gecesi’nde sayesinde dinin güç-kuvvet bulduğu şeylerin takdir edildiği; Berat Gecesi’nde ise o yıl ölecek olanların isimlerinin kaydedilip ölüm meleğinin teslim edildiği de söylenmiştir. (12)
İslâm Alimlerine göre Berat Gecesi’nin için de beş özellik bulunmaktadır:
1- Her önemli işin bu gecede hikmetli bir şekilde ayrımı ve seçimi yapılır.
2- Bu gece yapılan ibadetin (kılınan namazların, okunan Kur'ân'ların, yapılan dua ve zikirlerin, tevbe ve istiğfarların), gündüzünde tutulan oruçların fazileti çok büyüktür.
3- İlâhî ihsan, feyiz ve bereketle dopdolu bir gecedir.
4- Mağfiret (bağışlanma) gecesidir.
5- Resul-i Ekrem'e şefaat hakkının tamamı (şefaat-ı taamme) bu gece verilmiştir. (13)
Bazı hadis-i Şerifler de ise bu gece her tarafı kaplayan rahmet ve mağfiretten ve ayrıca aşağıdaki kimselerin tövbe etmezlerse affedilmeyecekleri ve Allah’ın rahmet ve sonsuz şefkatinden mahrum bırakılacakları haber verilmektedir.
1- Allah'a ortak koşanlar.
2- Kalpleri düşmanlık hisleriyle dolu olup insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler.
3- Müslümanların arasına fitne sokanlar.
4- Akraba bağını koparanlar.
5- Gurur ve kibir sebebiyle elbiselerini yerde sürüyenler.
6- Anne ve babalarına isyanda devam edenler.
7- Devamlı içki içenler. (14)
Şayet, bu kimseler Allah’a tövbe eder ve günahlarından vazgeçerlerse, elbetteki ilahi rahmet onları da saracak ve şu ayetin müjdesi onlara da ulaşacaktır.
Yüce Allah"ın Kur"an-ı Kerim"de; “De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah"ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O,çok bağışlayan, çok merhamet edendir” müjdesinin farkına vararak kendi özüne dönmeli, ümitlerini canlandırmalı,bağışlama ve bağışlanma duygularını güçlendirmelidir.
‘Allah’ım! azabından afvına, gazabından rızana sığınıyorum. Sen’den yine Sana iltica ediyorum. Şânın yücedir. Sana yaptığım senayı Senin kendine yaptığın senaya denk bulmuyorum. Sana lâyık bir surette hamd etmekten âcizim.’

Allah’ın rahmet ve mağfiretinin bizleri kuşatacağı, bütün manevi kirlerimizden temizlenme imkanı bulabileceğimiz ve Ramazan ayının son müjdecisi Mübarek Berat Kandili ülkemize, milletimize ve tüm islam alemine barış kardeşlik adalet ve hayırlara vesile olsun... Beratimiz olsun... Dualarda buluşmak ümidi ile, kandilimiz mübarek olsun...
Kaynak: Derleme

9 Haziran 2014 Pazartesi

Bayrağıma Uzanan Eller Kırılsın!



Bayrak bir Millet için NAMUSTUR, ONURDUR, ŞEREFTİR, ÖZGÜRLÜKTÜR...  Kısaca her şeydir. Canlar verilir asla yere düşürülmesine, gönderinden indirilmesine izin verilmez. Şanlı Bayrağımız hiç bu günkü kadar mahzun olmamıştı. Soysuzların elinde oyuncak olmamıştı. Bu kadar tavizin sonu budur. Çözüm ayağına Milleti çözmeye, ayrıştırmaya, ötekileştirmeye çalışan bir hükümet... Diyarbakır Lice olaylarını protesto eden pkk terörist  Hava Kuvvetleri Komutanlığında ki Bayrağımızı indirecek kadar cesareti gücü kendinde bulabilmiştir. Tarihte böyle bir girişimide bulunanlar bedelini canları ile ödemiştir. Şimdi değişen ne ki? Sus pus seyirci olunuyor.

Bayrağıma uzanan hain eller
Birer birer kırılsın
Ona yan gözle bakan
Bütün gözler kör olsun!!!
l4 Ağustos 1996 tarihinde Magosa sınır kapısında protesto eden daha sonrasında ise Kıbrıs Cumhuriyeti'nin etkin olduğu topraklardan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) topraklarına geçerek sınırda asılı olan Türk Bayrağı'nı indirmeye çalışan Rum. Olayın devamında Türk askerinin "Dur" emrini ve göndere tırmanırken yanından geçen uyarı ateşini dinlemeyip eylemine devam etmesi ve akabinde bayrağı indirmek üzere iken boynundan vurularak öldürülmesiyle son bulmuştur. O günden bu güne ne değişti? Bu soysuzu gören bir Türk olmadı mı acaba?



''Bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyorlarmış. Kimseyi zorla Büyük Millet Meclisi'ne davet etmedim. Herkes kararında özgürdür. Ben, kutsal davaya inanmış bir insan olarak hiçbir yere gitmemeye karar verdim. Hepiniz gidebilirsiniz! Asker Mustafa Kemal olarak ben; mavzerimi elime alır, fişekleri göğsüme dizerim. Bir elime de bayrağımı alır, Elmadağ'a çıkarım. Orada tek kurşunum kalana kadar vatanı savunurum. Kurşunlarım bitince değersiz vücudumu bayrağıma sarar; temiz kanımı, kutsal bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. Ben buna ant içtim!'' MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


Acaba bizim canlarımız çok mu değerli ki, tepkisiziz, utanıyorum Atam!!!

Bayrağımızı gönderinden indirme cesareti gösteren pkklı soysuza ona sessiz kalan hükümete, TSK ya ve sessiz kalanlara yazıklar olsun, lanet olsun. Onlara inat birleşelim birlikte hareket edelim evlerimizi profillerimizi bayrakla donatalım.   



Hanife MERT


4 Haziran 2014 Çarşamba

Son pişmanlık fayda etmez!

   
Bu gün işten biraz erken çıktı. Anlam veremediği bir sıkıntı peydah olmuştu yüreğinde. "Dinlenmeliyim, yarın büyük gün" diye geçirdi içinden. Hiç bir yere uğramadan direk eve geldi. Üzerini değiştirmeden somyanın üzerine uzandı. Bir müddet hareketsiz yattı. Beynini kemiren düşünceler huzur vermiyordu. İçini hüzün birazda kasvetle karışık bir his sarmıştı. Yüreği sıkılıyor, sanki kalbinin  üzerinde tonlarca ağırlıkta bir yük vardı. Nefes almakta zorluk çekiyordu.  Yattığı yerden kalktı. Ağır ağır mutfağa doğru yürüdü. Mutfak tezgahının köşesinde ki, ağzı kapatılmış kabın içinden tabağa bir dilim beyaz peynir, yanına biraz nane, biraz roka ve biraz da maydanoz koydu. Su şişesi ile birlikte iki tane ince belli uzun su bardağı ve camekanlı dolaptan da bir büyük rakı şişesini aldı, oturma odasında ki küçük masanın üzerine koydu.
  Müzik olmazsa olmaz dedi ve pikaba somyanın üzerine dağıttığı plaklardan Suat Sayın'ın "nereden sevdim o zalim kadını" isimli plağı yerleştirdi çalmaya başladı. 
Nereden sevdim o zâlim kadını
Bana zehr etti hayâtın tadını
Sormayın söylemem asla adını
Bana zehr etti hayâtın tadını
Şarkının da etkisiyle biraz çakır keyif olmak istedi. Son dönemde yaşadıkları iyiden iyiye bunaltmıştı. Deşarj olmaya ihtiyacı vardı. Gittikçe artan heyecanla karışık  hisler ve beynini kemiren düşünceler, vicdanını sızlatan sorumluluk duygusu karabasan gibi sarmıştı tüm bedenini. Kendini o karanlıktan kurtarmak nefes almak istiyordu. Dayanacak gücü kalmamıştı. "Ne olacaksa olsun artık" diye haykırdı. 
  Zaman bir hayli ilerlemişti. İçkinin ve Suat Sayın'ın buğulu sesi ile söylediği şarkı ile  biraz gevşemiş rahatlamıştı. Masadan kalkmaya çalıştı kalkamadı. Başı döndü olduğu yere oturuverdi. İkinci hamlede kalkmayı başardı. Kendine güldü. "Ey koca kurt yaşlandın gari, dertler seni senden etti. Bir duble de yerinden kalkamaz oldun", dedi. Pencerenin önüne doğru yavaş yavaş yürüdü. Pencereyi açtı. Temiz hava ve hafif esen rüzgarı ciğerlerine çekti. Başını pencereden dışarı çıkarıp gökyüzüne baktı. Koyu bir karanlıkta yanıp sönen yıldızları seyretti. Bir müddet öylece gökyüzüne baktı. Hava serindi üşüdüğünü hissetti. Pencereyi kapatıp masasına döndü. Masanın üzerinde duran sigara paketinin içine baktı. Paket boştu. Eliyle buruşturup, içi sönmüş sigara izmaritleri ile dolmuş kül tablasının içine koydu. 
  Ablası Melek'in anlattıkları aklından çıkmıyordu. Zeynep'in hayali gözünde belirdikçe pişmanlığı ve suçluluk duygusunun sardığı vicdan azabı canını acıtıyordu. Ben sebep oldum, benim yüzümden o duruma düştü diyordu. İnsanın öyle düşünceleri  ve hisleri vardır ki, kendinden bile gizler. İşte Hasan da alkolün etkisi ile olacak ki,sürekli reddettiği, kabul etmediği kusurlarını kendine itiraf etmeye başlamıştı. Lakin bu itiraf bir işe yaramadı. Zira olan olmuştu, artık hüküm verilmişti. Son pişmanlık fayda vermez olmuştu.
Bir bir gözünün önünden geçti, Zeynep'le ilk tanışmaları ve sonrasında birlikte geçirdikleri bir ömre bedel altı yıl... Onda kısa süreli mutluluk, uzun süreli ömrünün sonuna kadar izi geçemeyecek acıyı hem yaşamış hem de yaşatmışlardı...
 "Şu hale bak durumumuz içler acısı. Ben kaybedenlerden oldum. Ne yuvasına ve nur topu gibi yavrularına sahip çıkabilmiş bir  baba, ne de Zeynep'e layık bir koca oldum" dedi.
 Zira, Zeynep'i akıl hastanesine, Mustafa ve Savaş'ı  kara toprağa gönderdim. Elif ise; dedesinin babaannesinin yanında sığıntı gibi hayata tutunmaya çalışıyordu yavrucak. Kime kızayım kime sitem edeyim diye hayıflanıyordu. 
 Her şeyi bir kenara bırakıp yuvasını kurtarmayı düşündü... Bu fikirden vaz geçti:
" Bu asla mümkün olmaz" dedi. Zira talak ile boşadı. Tekrar kabul etmesi çok zordu...  Sonra Mustafa geldi gözünün önüne, paytak paytak koşuyordu kollarını açarak ardından, çok fazla tanıyamadan kara toprağa verdiği Savaş, simsiyah gözleri ile bakıyordu. Ardından Elif'in mahzun bakışı geçti gözünün önünden... Gözleri nemlendi. Yaşlar göz pınarlarından yanaklarına doğru akmaya başladı. Kendine hakim olamıyordu. Hıçkırdığını fark etti. Engel olmadı...
 Zaman bir hayli ilerlemişti. İçinde yaşadığı bu gel- gitlere bir son vermeli idi. Rakının da etkisi ile iyice dağıtmıştı kendini. Hafif  hafif başı dönüyordu. Başını masanın boş yerine koydu ve orada sızmıştı.

Hayat kararlardan ibarettir ve verdiğiniz kararlar doğrultusunda şekillenir. Hayat hata kabul etmez. Doğru yerde ve doğru zamanda verilen  doğru kararlar kişileri mutlu ederken, düşünmeden, bencilce ve güdük verilmiş yanlış kararlar ise, sonu gelmeyen pişmanlıklara ve keşkelerle örülü bir hayal dünyasında mutsuzluğa mahkum eder...

Kararlarınız mutluluk getirsin...

Muhabbetle
Hanife Mert