4 Mart 2014 Salı

Dombra Türküsü ve Efsaneleşmiş Hikayesi(Daha önceki paylaşımımdan)




Son günlerde ülkemizde yaşanan yolsuzluk, hırsızlık, seçim telaşı, ses kayıtları gibi ülke insanımı yoran kaygılandıran, umutsuzluğa düşüren yoğun gündemin arasına birde; Akp nin seçtiği yerel seçim şarkısı olan "Dombra"adlı türkünün kendisine ait olduğunu savunan Kazak şarkıcı Arslanbek Sultanbekov ile  Uğur Işılak arasında yaşanan tartışma da katılmıştır. Onlar tartışa dursunlar. Size, bir nebze de olsa ülke dertlerine biraz ara verip, dombra türküsü eşliğinde,  dombra çalgısı  ve onun hüzünlü  efsaneleşmiş hikayesini okumanızı tavsiye ediyorum.

Eskiden bir hanın kızı fakir bir delikanlıya âşık olur ve gizli gizli buluşurlar. Bu durumu fark eden han, delikanlıyı öldürtür. Ölen delikanlıdan hamile kalan kıza  bir kız ve bir oğlan doğurur. Dedikodudan korkan han, çocukları jalmavuza, yani cadıya öldürtmeyi düşünür. Jalmavuz çocukları gözün görmediği, kulağın duymadığı bir yere götürüp yemyeşil yüksek bir ağacın başına; kızı doğuya, oğlanı batıya doğru çevirip bağlar. Çocukların gözyaşlarının ağaca değdiği yer çürümeye başlar…İki bebeğin kalp atışı durduğunda bu ağaç da yaşamını durdurur. 
Orta Asya Türk toplulukları pek çok alanda zengin bir kültürel kimlik oluşturmuştur. Efsane ve diğer anlatılar sayesinde de köken bilgilerini günümüze kadar taşımışlardır. Türkler kullandıkları müzik aletlerinin değişik sebeplerle meydana geldiğine ve her aletin kendine ait bir tarihi olduğuna inanmaktadırlar. Bu manada Kazakistan’da yaygın olarak kullanılan ve hatırı sayılır bir geçmişe sahip olan “Dombıra ve Kopuz”un çıkışı ile ilgili bir çok efsaneden söz etmek mümkündür. Günümüz Kazakistan’ında kullanılan müzik aletleri içinde dombıra ve kopuz, artık müzik yapımcılarımızın sık kullandığı, dizi müziklerimizin vazgeçilmez enstrümanları hâlini almıştır. Telli çalgılar arasında önemli bir yere sahip olan dombıra ile yaylı çalgılar grubuna giren kopuz, en yaygın kullanılan ve üzerine birçok efsaneler yazılarıdır. 

İki Telli Dombıra Evlerin Duvarlarını Süsler

Kazak Türkleri arasında dombıra en yaygın, değerli telli çalgılardan sayılmaktadır. Halk arasında bu çalgıdan atalarının kalbinin sesini, gönül şarkısını dinledikleri inancı yaygındır. O yüzden Kazakistan’da duvarında dombıra asılı olmayan ev yoktur. Bu aletin bu kadar yaygın olmasının en başta gelen nedeni kolay taşınabilir olmasıdır; ikinci nedeni ise yapılışının kolay oluşudur. Bu çalgı uzun ince saplı olup sap başından gövde ucuna kadar iki tel gerilmektedir. Gövde oyuk, üzeri ince tabakayla kaplıdır. Dombıra mızrapsız, parmak uçlarıyla çalınır. Gövdesi Kazak motifleriyle süslenen bu çalgı, bütün ağaçtan içi boşaltılarak yapılır. Telleri bağırsaktandır. Eski şeklinde kulak bulunmamakta, maytap yerine aşık kullanılmaktaymış. Müzikçilerin teknikleri arttıkça telli aletlerin eski şekli korunarak gelişmeye başlamış.

Ağacın İçindeki İki İp ve Hüzün Nağmeleri

Dombıranın çıkışıyla ilgili yaygın olan efsane hüzünlü bir hikâyeyi barındırır. Eskiden bir hanın kızı fakir bir delikanlıya âşık olur ve gizli gizli buluşurlar. Bu durumu fark eden han, delikanlıyı öldürtür. Ölen delikanlıdan hamile kalan kız, bir kız ve bir oğlan doğurur. Dedikodudan korkan han, çocukları jalmavuza, yani cadıya öldürtmeyi düşünür. Jalmavuz çocukları gözün görmediği, kulağın duymadığı bir yere götürüp yemyeşil yüksek bir ağacın başına; kızı doğuya, oğlanı batıya doğru çevirip bağlar. Çocukların gözyaşlarının ağaca değdiği yer çürümeye başlar. İki bebeğin kalp atışı durduğunda bu ağaç da yaşamını durdurur.

Kız ise halk arasında söylenenlere dayanamayıp ikizlerini aramaya yola çıkar. Gitmediği yer, çıkmadığı dağ kalmaz. Üzüntüyle günleri geceleri uykusuz geçer; umutla ayları, ağlamakla yılları geçer.

Sonunda yorgun, hâlsiz kalan kız dinlenmek için çürümekte olan ağacın altına gelip uzanır. Uyuyakaldığında onu büyüleyici bir ses uyandırır. İyice dinleyince sesin ağaçtan geldiğini fark eder. Kız gündüz ikizlerini arar, gece ise bu ağacın altında hem dinlenir hem de ağaçtan gelen sesle gönlünü avutur. Günün birinde etrafına bakmak için ağaca tırmanırken onu devirir. Çok geçmeden rüzgâr esince ağaç tekrar canlanır. Kız onun sırrını araştırınca ağacın tepesinden dibine kadar oyuk olduğunu görür. Ağacın tepesinde incecik çekilmiş ipi görür. Bu ipler onun iki çocuğundan kalan iplerdir. Batıdaki ip serbest, doğudaki ip ise sert çekilerek bağlanmıştır. Ölmüş ikizinin ipleri olduğundan haberi olmayan kız ağacın bu şekilde bu güzel sesleri verdiğini anlar. Sonra kendisi de ağacı oyup iki ip bağlayıp çalmaya başlar. Çalınca çok güzel ses çıkarır alet. Kız, ipin gevşek olanına hüzünlü sesinden dolayı oğluna koyacağı Munlık (hüzün) ismini, sert çekilmiş ipe de sesinin acı olmasından dolayı kızına koyacağı Zarlık (aşırı üzüntü, hüzün) ismini verir. Aleti gece gündüz elinden bırakmayıp, ezgi besteleyip, halk arasında dolaşıp ikizlerini ararmış.

Dombırayı İki Telli Hâle Getiren Cengizhan’ın Evlat Acısıdır

Dombıranın oluşumuyla ilgili başka efsane ise şu şekildedir: Cengizhan’ın büyük oğlu Joşıhan ava çıkar. Yaralı ceylanın peşini kovalarken vefat eder. Oğlundan habersiz kalan Cengizhan onun öldüğünü sezerek “Kim bana bu acı haberi söylerse onun boğazına kurşun dökeceğim.” der. Cengizhan’ın sertliğinden korkan vezirleri haberi vermeye cesaret edemezler. Buna daha çok sinirlenen Cengizhan tüm kahrını, acısını halktan çıkarmaya başlar ve halka zulmeder. Bu kadar ağır eziyetin altında kalan halkını bu ıstıraplardan kurtarmak ümidiyle Kerbuğa-küyşi Hanın huzuruna gelir, bildiklerini gizlemeden anlatmasını ister. Kerbuğa da bildiklerimi ben değil iki telim anlatsın der; “Aksak Ceylan” küyünü yazar ve dombırasıyla Cengizhan’a anlatır. Küyde Hanın katılığı, acımasızlığı, halkın çektiği ağır işkenceler, avcılık hayatı ve Joşıhan’ın ölümü anlatılır. Bunun hepsini çok iyi anlayan Cengizhan Kerbuğa’nın boğazına kurşun dökülmesini emreder. Fakat Kerbuğa acı gerçeklerin kendisi değil dombırasının ağzından çıktığını söyler. Böylece kurşun dombıranın gövdesine dökülür. Sıcak kurşuna dayanamayan dombıranın birkaç teli kopar, eskiden altı telli olan dombıra bugünkü iki telli hâlini alır.

Efsaneden anlaşıldığı gibi müzik dilinin derinliği, ustalığı gerektiren alet çalma tekniğinin gelişmesi, müzik aletleriyle ilgili efsanelerde önemli bir role sahiptir. 



Faydalanılan Kaynak: Bibigül OSPANALİYEVA

10 yorum:

Dostbahcesindenlezzetler dedi ki...

Hanifecigim bu yazini onceden de bugunde duygulanarak okudum, her iki hikayede yurek acisi..nerden nereye diyerekten bizlere bu guzel bilgilerti verdigin icin ve tekrar paylastigin icin tesekkurler ediyorum..(Son gunlerin sIkIntIsI sanirim hic gecmeyecek ve artarak cogalacak..) sevgiyle kucakladim..

Hanife Mert dedi ki...

Çok teşekkür ediyorum Emelciğim okuyan gözlerine sağlık canım. İçinde bulunduğumuz sıkıntı her geçen gün artıyor gibi gözükse de, er geç adaletin yerini bulacağına, ve bu kötü günlerin geçeceğine olan inancımı kaybetmedim.
Öptüm canım, sevgilerimi gönderdim.

Hüseyin Güzel dedi ki...

Yazınızda verdiğiniz bilgileri inanın ilk defa okuyorum.
Bu bağlamda teşekkür ederim size.
Okumak bilmek ve öğrenmektir.
Bunu daha iyi anlıyor insan okudukça, öğrendikçe.
Emeğinize sağlık.

Hanife Mert dedi ki...

Ben teşekkür ediyorum Hüseyin Hocam. Okuyan gözlerinize sağlık. Geçenlerde Uğur Işılak ile Kazak şarkıcı Arslanbek Sultanbekov arasında ki tartışmayı gösteren bir video izlemiştim. Onun üzerine aklıma geldi, daha önce yayınladığım dombra türküsünü ve hikayesini yayınladım. İlgilenenler için.
Yorum için teşekkürler.
Saygılar.

deeptone dedi ki...

sen hep böle şeler yaz kiii. yazdığın hiçbişiyi bilmiyorum çünküüüü :)

Hanife Mert dedi ki...

:)) Tabi ki ben kültürümüz ile ilgili bu yazıları siz değerli arkadaşlarımın okuması için araştırı derler sizlere sunarım. Yeter ki okunsun...
Teşekkür ediyorum sevgili deep.
Güzel günler tüm güzellikler sizlerin olsun..
Sağlıcakla.

Banu dedi ki...

Merhaba CanHanifem:) Kaç gündür aklımdasın bir türlü gelemedim ama bil kalbimdesin... Sen nasılsın güzel yürekli dostum...
Yine yaktıp kavuran bir yazıyla var okudum çok etkilendim vayyy vayyy ahhh ahhh...
Şimdik bunu çalmayı çok istedim zaten müziğini sesini yanıklığını çok sevdim müzik hocama bi sorayım belki bulur bi çare... Can Hanifem düşmüşüm bir geçim Hak arayışına sorma günler nasıl geçiyor bilmiyorum banada sanada Tüm Ülkemize birlik ve Adalet güneşi doğsun dileğiyle. Annem ve ben seni hasretle sevgiyle öptük...

Hanife Mert dedi ki...

Merhaba Banucuğum.
Çok teşekkür ediyorum güzel dostum. Allah kolaylık versin. Hayat mücadeleden ibarettir. Hep bir mücadelenin eşiğindeyiz. İnşaallah muaffak olursunuz. Dombra yı çalabilirsin elbet müzik aletlerine karşı ilgin ve yeteneğin varsa.
Ben de annene ve sana selam ve sevgilerimi gönderdim canım.
Sağlıcakla ve mutlu kalın.

bücürükveben dedi ki...

ayyyyyyyyy ilk hikaye çok acıklıydı yahu:((((valla efsane bile olsa sanki gerçekmiş gibi üzüldüm:((iki bebeğe nasıl kıyılır insan cadı bile olsa kıyamaz be! Sonrası da çok ilginç, ağacın o şekilde ses vermesi, müzik aletine dönüşmesi gerçekten çok ilginç, diğer hikaye de öyle..canım çok teşekkürler unutulmayacak bir hikaye öğrendik sayende.
kocaman öpüyoruz sevgilerimle:)

Hanife Mert dedi ki...

Müjeciğim bu efsaneler, hikayeler başka hiç bir millette olmayan sadece Biz Türklere has bir özellik. Bunlar bizim kültürel zenginliğimiz. Öyle ki bu günlere kadar gelmiş.
Ben teşekkür ediyorum canım ilgine ve değerli yorumuna.
Ben de ikinizi kocamnnn öpüyorum canım.
Sağlıcakla...