29 Ocak 2014 Çarşamba

Halimiz Ahvalimiz...

                     

   Her insanda bir yere ait olma duygusu vardır. Doğuştan getirdiğimiz bu duyguya insan, türünü devam ettirebilmek ve diğer canlılarla ortak yaşam alanını paylaşmak için gereksinim duyar. Zira her insan bir yere ait olmak ister. Bir aileye, bir mahalleye, bir bölgeye, bir millete, bir devlete, bir dine, bir spor kulübüne ya da bunların tamamını karşılayabileceği bir toplumun ferdi olmak ister. Zira bu aidiyet bağı insanı mutlu eder, ve ona bir takım hak ve sorumluluklar yükler.
Öncelikle ait olduğu ülke  çıkarlarını korumak, milli ve manevi değerlerine sahip çıkmak önde gelen sorumluluklarındandır. 
 Acaba vatandaşlık bağı ile bağlı olduğumuz ülkemize karşı sorumluluklarımızın ne kadarını yerine getirebildik? Ülkemizin çıkarlarını ne kadar koruyabildik?  Milli ve manevi değerlerimize ne kadar sahip çıkabildik? 
Zira, özellikle son yıllarda milli ve manevi değerlerimiz göz ardı edildi. Yok sayıldı. Yüzyıllarca bir arada sorunsuz yaşadığımız farklı etnik guruplarla aramıza nifak tohumları atıldı. Ayrıştırıldık, ötekileştirildik, farklılaştırıldık.  Olmayan sorun sorun haline getirildi. Tüm bu olanlara karşı bizler  ne yaptık? Sadece izledik, dinledik ve sustuk. Bana değmesinler de... İşime, aşıma, kariyerime, sahip olduğum yaşam standardıma bir zarar gelmesin de... Sadece sustuk ve izledik. Konuşanlar da tesirli olamadı.
 Özellikle son dönemlerde idarecilerimizin seçiminde önceliği  kişisel çıkarlarımıza verdik.Toplumsal çıkarlarımız geri planda kaldı. Verdiğimiz oyumuzun akibetini araştırmadık, sormadık, sorgulamadık. Başa getirdiklerimizi efendimiz, kendimizi maraba kabul ettik. Oysa efendi olanın kendimiz olduğunu hissettiremedik.
 Oyumuzu alana kadar halkı tanıdılar bildiler. Seçildikten sonra kendilerini seçenleri unutup, koltuk derdine düştüler. Kendilerini ilgilendiren kararları bir çırpıda, halkın menfaatine olanlar ise sürüncemede  bıraktılar.
 Özellikle 17 aralıkta maruz kaldığımız olaylar,neredeyse 17 Ağustos depremini aratmayacak türden can yakıcı endişe verici idi.Hırsızlık,yolsuzluk, kumpas, balyoz, Ergenekon, cemaat- hükümet arası sürtüşmeler ve akabinde de hükümet yetkilerinin aklanma çabaları,hakimlerin, savcıların, emniyet birimlerinin yerlerinin değiştirilmesi, kan gölüne dönen şehitsiz bir gün geçmeyen, olmadı canlı bombalarla hayatlarına son verilen masum insanlar, kaçırılan tecavüz edilen hırsını alamayıp yakılan gençlerimiz, kelli felli insanların küçük çocuklara yaptıkları akıl almaz, vicdanlar kabul etmez halleri, kendi gibi düşünmeyenleri yok sayma, yok etme çabaları bunlara karşı sessiz tepkisiz izlemek... Artık insanlarımız yarınından değil bu gününden endişeli. Bu ve benzer nedenlerden dolayı pamuk ipliğine bağlı olan ekonomimiz tehlike sinyalleri vermeye başladı. 
Doların, euronun Türk Lirası karşısında değer kazanması enflasyonun tırmanması ile kriz endişesi, hükümete, güvenlik güçlerine, adalete olan güvensizlik gibi nedenler halkımızı  olumsuz etkilemiştir.Yarınından umutsuz,gelecek, iş- aş, yer, yurt kaygısı taşıyan,stresli, gergin, agresif insanların bir arada olduğu bir toplum haline getirmiştir. 
 Gün geçmiyor ki, sıradan nedenlerle birbirini bıçaklayan, öldüren, intihar eden, kadına, çocuğa şiddet uygulayan, açlıktan, soğuktan sefillikten ölümlerin yaşandığı, sevgi,şefkat, merhamet yoksunu, araştırmayan, okumayan, üretmeyen kendini karanlığa cehaletin bağrına teslim etmekten çekinmeyen insanların sayısı artmasın... Bu artış alınan önlemlerin yetersizliğinin göstergesi.
Bir kaç gün önce tv kanalının birinde sabah haberlerinde bir uzmanın "Panik atak" hastalarına haberleri izlememeleri yönünde uyarısını izledim.Uzmanın bu uyarısı ilginçti. Acaba bu uzmanlar toplumun s.o.s veren gidişatı hakkında  idarecileri de uyarıyor muydu? 
İnsanımız uyanmalı gözünü açmalı. "Nasıl olsa battık, bir daha düzelmez" tarzı cahilce düşüncesinden vaz geçmeli. Zararın neresinden dönülürse kardır. Düşüncesinde olmalı. Vatandaşlıktan doğan sorumluluğunu mutlaka yerine getirmeli ve üzerinde ki kamburdan kurtulmak için gereğini yapmalı.
Muhabbetle
Hanife Mert

12 yorum:

Hüseyin Güzel dedi ki...

Hanife Hanım;
Yazınız bir gerçeği daha hatırlattı bizlere. Belki de birden fazla gerçeği.
Her canlının yaşam alanı vardır. Her canlı o yaşam alanında yaşayanlarla vardır.
İnsan da da durum benzerdir.
İnsan çevresi ile, ailesi ile, komşusu ile, mahallesi ile, yaşadığı kent ile, bulunduğu ülkesi ile vardır.
Millet ve vatanı ile vardır.
Ve bu yaşam alanı sizin de belirttiğiniz gibi insana belli sorumluluklar yükler.
Hiç kimse o sorumluluktan kaçmamalıdır.
Sorumluluğunu savsaklayan, bencillik duygusuna esir olan, başkalarının sırtından geçinmeye çalışan;
hırsızlık, yolsuzluk, yalakalık, üç kağıtçılık, erdemsizlik, onursuzluk yapanların bulunduğu çevreye ve illa ki vatanına yararı değil zararı dokunur.
Vatandaşlarına yararı olmaz bu davranışı benimseyenlerin.
Ülke çıkarları yerine şahsi çıkarlarını düşünmek isteyenlerin var olduğu unutulmamalıdır.
Milli ve manevi değerlerine sahip çıkmayan toplumlar emperyalist güçlerin etkisine girmekten kurtulamazlar.
Bu bağlamda milli ve menevi değerlerimize, tarihimize ve kültürümüze sahip çıkmalıyız.
Bir ülke içerisinde yaşayan vatandaşların hepsinin aynı dili konuşması yerine farklı dil ve lehçeleri konuşması bir çok çeşitlilik ve kültürdür.
Farklı inanç ve mezheplerin varlığı da öyledir.
İnsanları dillerinden, inançlarından , kültürlerinden dolayı farklı muameleye tabi tutmak o ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.
Ayrıştırmadır, ötekileştirmedir, farklılaştırmadır dediğiniz gibi.
İzlemek ve susmak yerine doğru olanı konuşmak gerekir.
Onurlu ve erdemli olmanın gereği de doğru olanı dile getirmek değil midir zaten.
Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik durum ne yazık ki toplumun tümünü etkileyecektir.
Dolar ülkemizde bağlayıcı para birimidir. Belirleyici bir rol oynamaktadır.
Satın alınan, ithal edilen, ihraç edilen mallar dolar üzerinden işlem görmektedir.
Dolar arttıkça ekonomi zora girecektir.
Faizler arttıkça işsizlik artacaktır.
Enflasyon artacaktır.
Tüketim mallarına başta gıda olmak üzere zam üstüne zam gelecektir.
Sıkıntıyı toplum çekecektir.
Ekonomiyi dışarıdan gelen sıcak para ile yıllarca yönetenlerin;
Ülke kaynaklarını satıp savanların;
üretime dayalı olmayan;
tüketime dayalı ekonomik modeli benimseyenlerin;
saman ithal etme gereğini bir tarım ülkesi olan ülkemizde duyanların;
kıyılarımızı;
madenlerimizi;limanlarımızı satıp savanların;
fabrikalarımızı satanların;
enerji üretimini özelleştirenlerin
hiç kuşkusuz ekonominin kötü gidişinde sorumlu oldukları yadsınamaz.
Saygı ve selamlarımla. Kalemine sağlık diyorum.








bücürükveben dedi ki...

aynen katılıyorum canım, sahipsiz kalan vatanın batması haktır:(((şu halimizi özellikle son günlerde olanları düşündükçe valla vatansever insanları tımarhanelere gönderecekler! Buram geldi artık! Bir de bugün duydum "hepimiz Bilal'iz' diye bağırıyorlarmış! ! ! Allah diyorum artık ben deistim Allah yardıma koşar mı emin de değilim ama bunları birbirine düşürdü ya belki koşar inşallah
canım sevgilerimle öpüyoruz
kocaman...:)

Hanife Mert dedi ki...

Hocam ben teşekkür ediyorum yazımı tamamlayan yorum ve katkınız için. İnsanımız uyanmalı gözünü açmalı. "Nasıl olsa battık, bir daha düzelmez" tarzı cahilce düşüncesinden vaz geçmeli. Zararın neresinden dönülürse kardır. Düşüncesinde olmalı. Vatandaşlıktan doğan sorumluluğunu mutlaka yerine getirmeli ve üzerinde ki kamburdan kurtulmak için gereğini yapmalı. Aksi halde sizin de yazınızda belirttiğiniz gibi" gemi batarsa hepimiz batarız." Kaçınılmaz olur.
Selam ve saygılarımla,
sağlık ve huzurlu günler diliyorum.

Hanife Mert dedi ki...

İnşaallah düzelecek Müjdeciğim. Çünkü dünyada her şeyin bir sonu var. Artık bundan sonra her şeye rağmen bu millet aynı yönetimle devam etmeyi tercih ederse, mallesef kendi hazin sonunu hazırlamış olur. Bu ihtimali düşünmek bile istemiyorum.
Hz Ömer ile ilgili yazdığım kıssayı karşılaşma yapmak için paylaşmıştım. Halife Ömer oğlunun devesinin diğerlerinin devesinden daha şişman olduğunu görünce, oğlunu çağırmış senin deven neden diğerleinin devesinden daha semirmiş. Müslümanlar sen Ömerin oğlusun diye sana iltimas geçmişler, sat deveyi payını al fazlasını devletin hazinesine koy demiş. Bir de bizimkilere baktığımızda gizlemek için ortalığı bir birine katıyorlar.
Müjdeciğim ümidimizi yitirmemeliyiz. Bu günlerin geçeceğine inancımı yitirmedim. sen de öyle yap.
Öpüyorum canım ikinizi de. Selam ve sevgilerimle, sağlık ve huzurlu günler diliyorum.

Recep Altun; dedi ki...

Merhabalar.

Siz yeterince memleketimizin durumunu tasvir etmişsiniz. Ülkemizi seçim öncesi sokağa döküp bir iç savaş hortlatma çabasında olanlar var. Türk milleti bu oyuna gelmeyecektir.

Bu ülkenin bir vatandaşı olarak bu vahim tablo karşısında üstümüze düşen görevi layıkıyla yerine getirmemiz gerekir.

Umutsuz ve karamsar değilim. Elimden geldiği kadar her şeye dolu tarafından bakmaya gayret ediyorum.

Cenab-ı Hakk, inşAllah ülkemiz ve milletimiz hakkında hayırlısı neyse onu nasip ve müyesser eyler.

Selam ve dualarımla.

Hanife Mert dedi ki...

Merhaba Recep Bey,
Evet Recep Bey,içinde bulunduğumuz durumu özetledim. Naçizane görev ve sorumluluklarımızı hatırlatmak istedim. Herkesin üzerine düşeni illaki yapması gerektiğini, bilinçli olmamızı, geçmişte yapılan yanlışların bedelini ödediğimizi anlatmaya çalıştım. İç savaş konusu Allah korusun ben de sizinle aynı fikirdeyim. Milletimiz oyuna gelmeyecektir. Ben de her şeye rağmen ümidimi kaybetmek istemiyorum. Duanıza yürekten amin diyorum. Yorum ve katkınız için teşekkür ediyorum.
Selam ve saygılarımla.

deeptone dedi ki...

ufff haklısın yaaa seçimler var ya yine büyüklerimiz yine çıkar ego peşinde. ne kötü bişi ya bizler halk olarak bizi yönetenlere hiç bir zaman inanmıyoruz güvenemiyoruz ya.

Hanife Mert dedi ki...

Aynen öyle sevgili deeptone. Bizler bizi yönetenlere hiç güvenmiyoruz. Buna rağmen onları seçerken çok dikkatli olmalı. Ülke ve milletin menfaatini en çok koruyacak, düşünecek olanı seçmeliyiz.
Bir musibet bin nasihatten daha iyidir ata sözünde olduğu gibi, yaşanan musibetleri göz önünde bulundurmalıyız seçimimizi yaparken.
Yorum için teşekkür ediyorum.
Gönlünce bir hafta sonu diliyorum.
Sağlıcakla kal.

yildiz dedi ki...

yalniz bizim ülkemizde degil.tüm dünyada fitne-fesat,yolsuzluklar ve daha neler neler almis basini gidiyor.Elbet tüm bu yapilanlarin hesabinin sorulacagi gün gelecek.
Bu dünya fani,kursagimiza ha bir lokma ekmek fazla girse ne olacak girmese ne olacak...Hepimiz gidecek ve gidincede ne olacagini görecegiz.Demek ki bu Dünyada sonsuza kadar kalacak olacaklarini sanan zavallilar var..
Güzel bir haftaya baslaman dilegiyle sevgiyle ve dostca kal
sevgili Hanife...

Hanife Mert dedi ki...

Yıldız Hanım öncelikle sayfama ziyaretinizden dolayı teşekkür ediyorum.
Yorumunuzu biraz garipsedim doğrusu... Şöyle ki, öncelikle insan yaratılış gayesini iyi idrak edebilmeli. Ne için yaratıldım? sorusunun cevabını verebilmeli. Dünyanın her yerinde yolsuzluk, hırsızlık, yalan, dolan, riya, edepsizlik, ahlaksızlık sarmış olması bu bize her şeye boyun eğ, sessiz kal kabullen anlamına gelmiyor. "Hiç ölmeyecek gibi dünya için, yarın ölecek gibi ahiret için çalışın" uyarısını göz ardı etmek ne kadar doğru? Diğer taraftan"bir yanlış görüne onu elinle düzelt, gücün yetmezse dilinizle düzeltin, ona da gücün yetmezse kalpten buğuz edin" uyarılarını gözardı etmiş oluruz. sizin mantığınıza göre. Hep böyle aman ne olacak canım... düşüncesi bizi bu duruma getirdi.
Yorum için teşekkür.
Selam ve sevgiler.

Yaşamın kıyısında dedi ki...

"Sahipsiz kalan vatanın batması haktır" aslında cümleyi iliklerimize kadar düşünerek okursak çok acı ama bir o kadar da gerçek.
Vatana sahip çıkabilmemiz için tek yolumuz sandık desek bile onu da kaptırdık.
Ne yapabiliriz diye çok düşündüğümde yol bulamıyorum. Ve beni en çok yakan, yıkan babalarımızın dedelerimizin dişiyle, tırnağıyla, kemer sıkarak
taş taş üstüne koyup yapabildikleri tüm kamu mallarının yok olması, çevrenin bu denli hırpalanması, gençlerimizin hayatlarının hiçe sayılması.
İsyanımız evimizin içinde duvarlara vurup bize geri dönmesi daha da acıtıcı oluyor. Bazen ben geldim gidiyorum en güzel Cumhuriyeti bizim kuşakta yaşadık ne yapayım derken kendimi sorgulayıp gelecek kuşakları çocuklarımı torunlarımı hiçe saymanın da acısını yaşıyorum.

Hanife Mert dedi ki...

Çok doğrusunuz sevgili Nur Hanımcığım. Her ne kadar zaman zaman karamsar olsam da, geçmişimiz tarihimiz bu karamsarlığımı umuda çeviriyor. Hepimizce aşikar çok zor çok çetrefilli dönemleri yaşıyoruz. Şurasını unutmayalım bu millet her türlü zorluğu birlik beraberlik e yüreklerinde ki vatan sevgisi sayesinde aşmış.İnanıyorum ki bizler de aynı şekilde aşacağız. umudumuzu kaybetmek başta yenilgiyi kabul etmek anlamına gelir. Bu vatan için canını feda etmiş, 70-lik 80 lik dedeler ninelerle kazanmışız. Onlar bizi düşünerek mücadele etmiş. Biz de bizden sonraki nesilimizi düşünerek mücadele etmeliyiz.
Yorum ve düşüncelerinizle katkınız için teşekkür ediyorum.
Sevgiler...