16 Ocak 2014 Perşembe

Güzel Gören Güzeli Düşünür...


Her ne kadar güzellik göreceli bir kavram olup kişiye göre farklılık gösterse de, insan sağlıklı bir ruh yapısına sahip olabilmesi için iç güzelliğine, ruh güzelliğine önem vermeli. Ruhunu güzelleştiren ona uygun gıdalar veren insan, yaratılan her şeyde güzeli arama, güzeli görme ve güzelleştirme eğilimindedir. 

   İnsan her ne yaparsa yapsın illaki öncelikle sağlıklı bir ruh yapısına sahip olmalı. Bu durum kişinin kendi ile  barışık yaşamasını, insanları, birlikte yaşamak zorunda olduğu diğer  canlıları ve hayatı sevmesini, onlara karşı sorumlu, saygılı, dürüst şefkat ve merhametli davranmasını gerekli kılar. Bu bağlamda insan Pozitif düşünmeli, kendini çıkmaza sokacak eylemlerden uzak durmalı. Zira" Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayattan tat alır."

   Her insan  huzur ve güven içinde yaşamak, dostluğun ve sevginin var olduğu ortamlarda olmak ister. Bulundukları yerlerde sevgi, saygı huzur, mutluluk, barış,kardeşlik,  hak ve  adaletin   özlemini duyar.  Lakin özlediği bu ortamın oluşması yönünde  kendisi gayret  göstermek istemediği gibi, dostluğu, güler yüzü, güzel sözü  karşısındaki  kişilerden bekler ya da bu ortamları sağlayacak birilerinin çıkmasını bekler durur. Bu yönüyle de insan toplumsal bir varlıktır. Yaşadığı  toplumun  olmazsa olmaz  taşlarından biridir. Kendini yaşadığı toplumdan ve o toplumu ilgilendiren değerlerden soyutlayamaz. Hal böyle iken toplumun bir parçası konumunda olan   her birey de, özlemini duyduğu  değerlerin oluşması, yerleşmesi, gelişmesi ve devamlılığının sağlanması adına  üzerine düşeni yapması gerekli değil mi? Herkesin  imkanları doğrultusunda, büyük küçük, az çok yapabileceği mutlaka bir şeyler vardır. Bunun için biraz duyarlı olması yeterli...
   Yolda gördüğü kırık bir cam parçasını kaldırıp çöpe atmak, bu soğuk kış gününde açlıktan susuzluktan takatı kesilmiş hayvanlar için evinin bir köşesine bir tabak yemek veya su koymak, yaşlı ve kimsesizleri ziyaret edip gönlünü almak, birilerine selam vermek, tebessüm etmek,  insanlara iyi niyetli dürüst davranarak dostluk için küçük kapılar aralamak,  birliği güçlendirmek, milli manevi değerlere sahip çıkılması yönünde önderlik ve örneklik ederek  teşvik etmek, haksızlık karşısında onurlu ve dik duruşunu muhafaza etmek, evinde sokağında, mahallesinde hoş olmayan göze hoş görünmeyen olumsuzlukları düzeltmek gibi yükte ağır pahada hafif  erdem sayılan güzel davranışları yapmak insana ne kaybettirir?  Hiç bir şey... Yapıldığında hem kendine ve hem de yaşadığı çevreye çok şey kazandırır. Nedendir bilinmez,  bunları yapmak  insana zor geliyor. Kolay değil elbet  gönüller  arasında pencere açmak sevgi, dostluk bağları kurmak emek ister, sabır ve özveri  ister.
Eğer herkes kendi çıkarlarını düşünerek hareket eder, konuşur ve  kendi çıkarlarına göre davranışlarda bulunur, yalnızca kendi rahatını düşünerek yaşarsa, bencil, huzursuz, mutsuz, agresif insanlardan oluşan bir toplum halini alır.
Hak hukuk adaletin kişilere göre farklılık   gösterdiği bozuk ve bozguncu bir düzen hakim olur. 
Zira, toplumun yetiştirdiği  her ferdin o topluma karşı ödemek zorunda olduğu bir vefa borcu vardır. Yaşadığı toplumu güzelleştirmek,temel değerlere sahip çıkmak, yaygınlaştırmak, geliştirmek, çağdaş uygarlık seviyesine çıkarmak ve  kendinden sonra gelecek kuşaklara  en güzel şekilde bırakmak insanlık görevidir. Fıtratı bunu gerektirir.   
    Oysa  biz  ney yapıyoruz? Kapitalist dünyanın aldatıcı büyüsüne  kaptırdık kendimizi gidiyoruz. Her türlü kazanımlarımız "BEN" merkezli...Hayatımızda yer eden her şeyi maddi bir değerle ölçüyor, her insana bir etiket yapıştırıyoruz. Son yılların iletişim ve teknoloji çılgınlığı, televizyonların ışıltılı dünyası da bizim maddeciliğimize çanak tutuyor. Pahalı en iyi son moda olan ne varsa alıyoruz, ve doymak bilmiyoruz. Hep bir tarafımız aç. Giderek hep tatminsiz, mutsuz ve yalnız insancıklar olduk. Bizler küçüldükçe faturalarımız büyüdü, borçlarımız kabardı ama biz hala küçücüğüz, büyüyemedik.
Biz bu yaşama alıştık veya alıştırıldık. Artık kazanmanın yerini  emek sarf etmeden, alın teri dökmeden  kolay yoldan kazanmak aldı. Güçsüzü ezmek, zalimi alkışlamak,güçsüzün  kafasına vurup elinden ekmeğini almak,kolay kazanmak uğruna başkalarını kullanmak, kırmak  başarılı akıllı insan oldu. Hak hukuk hak getire...
    İçimizde büyüttüğümüz hırslarımız, bizi küçülttü. İnsanlığımızı, dostluğumuzu, dostlarımızı, saygınlığımızı, toplumsal benliğimizi   kaybettirdi. Düzensiz, sistemsiz, kalitesiz bir yaşam sürmemize neden oldu. İnsana verilen değer neredeyse kalmadı. İnsanın kazandığı paranın değil, paranın kazandığı insanların değeri arttı…Araç amacın önüne geçti...

Gözlerin, kulakların zihinlerin açılması ve  insanlığın kazandığı insani değerlerin  artması,göreceğiniz güzelliklerin çoğalması dileğiyle.

Muhabbetle,

Hanife Mert



12 yorum:

bücürükveben dedi ki...

Hanife'ciğim bu yazıya yorum yazmaya gerek yok, ancak tebrik edebilirim, eline yüreğine sağlık diyebilirim, söylenecek her şeyi o kadar güzel anlatmışsın ki...

Hakikaten ruh sağlığı olacak, güzel bakmasını bilecek insan, ben bunun bir örneğini maalesef şu an oturduğum apartmanda yaşıyorum...toplam 14 daireyiz bir kişi hariç kimseyle bir alıp veremediğim yok..o bir kişi de ruh hastasıymış, beni tıp dilinde obsesyon derler takıntı olarak kullanıyor...daha okuma yazmayı yokmuş düne kadar, başka komşulardan öğrendim tek kişi söylese dedikodu der inanmazsın ama bir kişi değil anlatan en samimi komşusunun yuvasını yıkmış, ben sonradan öğrendim..gerçekten kadın kavga gürültü ve eşinden ayrılıkla taşınmıştı apartmandan...dilerim sonradan bir araya gelmişlerdir..iki çocukları vardı çünkü..şimdi de benim kedilerin suyunu döker, kediler yokken başka bir sudan sebepten kapıma zabıta çağırmış, zabıta bile beni haklı buldu gitti, konukomşu geçmiş olsuna geldi hani zabıtayla muhatap etti diye...bir komşum var aynen şöyle dedi "kadın Müjde'yi görünce kuduruyor" yani durum gerçekten böyle...ben ne kadar muhatap olmak istemesem de o bir şey buluyor bulaşacak...artık Allah'a havale ettim Allah bildiği gibi yapsın ruhu çok çirkin, kin, nefretle mayası yoğurulmuş çok acayip hasta birisi...Allah kimseye böyle komşu vermesin diyorum...komşuluk ilişkileri üzerine bir yazım vardı onu değiştirdim bu olanları yazdım...ibret olsun diye..

canım yazın benim dertlerimi dökmeme sebep oldu başını ağrıttıysam kusura bakma

kocaman öpüyoruz Bücürük'le...
sevgiler

Hanife Mert dedi ki...

Estağfurullah Müjdeciğim ne kusuru ne baş ağrıtması. Sıkıntı paylaşman hoşuma bile gitti. İşte benzer ruh halinde olan insanlar ne kendileri huzurlu, mutlu olur ne de başkalarını mutlu huzurlu ederler. Ruhu hasta olandan her şey beklenir. Dünyanın her yerinde yaşanan zulümler, katletmeler sağlıksız bir ruhun ürünü. En basiti ülkemizde son zamanlarda yaşananlar sence sağlıklı ruha sahip insanların yapacağı şeyler mi? Canım zor belki ama mümkün olduğu kadar uzak dur karışma derim. Allah yardımcımız olsun.
Öpüyorum seni ve bücürüğü.Güzel bir hafta sonu diliyorum.
Yorumuna cevabımı geciktirdim özür canım. Dün evde yoktum.
Tekrar sevgilerimi gönderdim.
Sağlıcakla kal..

Hüseyin Güzel dedi ki...

Hanife hanım yine çok güzel bir konuya değinmişsiniz.
Hem de her daim güncel olan, olması gereken, hafızalardan çıkarılmaması gereken bir konuya.
Anlatımlarınıza aynen katılıyorum.
Lakin katılmayanlar var ki toplum bu duruma geldi.
Kapitalist çarkın dişlileri toplumu gelenek göreneklerinden, ahlâk anlayışından, yardımseverliğinden ne yazık ki uzaklaştırdı.
Çarkın dönmesi için algı yanılsaması yaratarak reklâmlar aracılığıyla toplumu olmayanı harcamaya, gereksizi almaya yönelttiler.
Yaşlımızı, muhtacımızı, hastamızı, komşumuzu, akrabalarımız aramaz sormaz duruma geldik.
Çıkar ilişkileri vıcık vıcık toplumun ana arterlerine yayıldı.
Rant avcılığı yapanların sessizce seyredildiği, tepkinin verilmediği bir yapı oluşturuldu.
Toplum mühendisliğine soyunanların dizayn etmeye çalıştığı toplum, dizayn edene benzemeye başladı.
Biat ve sadaka kültürüne alıştırıldık.
Bu konulara yazınızda değinmişsiniz zaten.
Lakin gelinen noktada toplumun kendi geleceğine yazınızda dile getirdiğiniz konularda duyarlı kalarak yön vermesi kaçınılmaz olmalıdır.
Giderek bir kabile anlayışı bizleri sarıp sarmalıyor.
Kabile reisi ne derse o hesabı.
Yalakalık, üç kağıtçılık, adam kayırmacılık, "ben" merkezli
davranışlar bu topluma yarar getirmez.
Konu gerçekten çok yerinde bir konu. Saygı ve selamlarımla.
Kalemine sağlık.

Hanife Mert dedi ki...

Çok teşekkür ediyorum Hüseyin Hocam. Yazımı açıklayıcı ve tamamlayıcı yorumunuz için... Sizin de okuyan gözlerinize yüreğinize sağlık.
Selam ve saygılarımı ilettim ailenize de...

Recep Altun; dedi ki...

Merhabalar Yaren (Hanife Mert)

Şu anda toplumun kronikleşmeye yüz tutmuş, habis bir tümöre dönüşmüş hastalığını anlatan yazınızı okudum. Kaleminize ve yüreğinize sağlıklar dilerim.

Kendisiyle barışık, güzel bakan, güzel gören ve düşünen bir toplum olma yolunda Cenab-ı Hakk, yar ve yardımcımız inşAllah!

Selam ve dualarımla.

Dostbahcesindenlezzetler dedi ki...

Hanifecigim herzamanki gibi cok cok guzel bir paylasim cok guzel bir konu ve cok guzel bir anlatim..keske herkes hemm yuregi guzel olsa hem dusuncesi guzel olsa hep guzel seyler yapabilse..eline dusuncene yuregine saglik canim sevgiler gonderdim en sicagindan:)

Hanife Mert dedi ki...

Merhaba Recep Bey, güzel dileklerinize Amin diyorum. Ayrıca yazımı beğendiğiniz için de teşekkür ediyorum. Okuyan gözleriniz yüreğinize sağlıklar diliyorum.
Selam ve saygılarımla.

Hanife Mert dedi ki...

Aynen Emelciğim düşüncene yürekten katılıyorum. Keşke insanlar düşüncelerini güzelleştirse güzel görse güzel düşünse her şey daha farklı olurdu. Okuyan beğenen yüreğine gözlerine sağlıklar diliyorum canım.
Öpüyorum sevgilerimle.

Özgür Tatlar dedi ki...

Önemli olan dünyaya güzel bakmak. Kimi insan var dünya güzeli baktikca bakarsın ama hali tavırları o kadar çirkin olabilir ki.Kimi de var ne cirkin dersin ama tatli fili, ,zekas, , güzel kalbiyle can dostun olur.kim güzel bakarsa güzel odur.

Gülçin nur dedi ki...

evet yine vicdan ve merhamet duyguları ön planda ki olması gereken de bu..bu açıdan senin her zaman yazılarını ve duyarlığını çok beğeniyorum ve hatta birbirimizi görmesekde aynı düşünceler içinde arada bir bağ olduğunu düşünüyorum :) kötü olmak ve günah işlemek çok kolay öyle değilmi? aslında iyi olmak çok daha kolay çünkü Allah önce niyetlerimizle bizi sorgulayacak mahkeme demeyelim buna, kader defterimiz diyelim yukarıdaki hikayenin başlangıcındaki yaprakların dökülmesi nasıl kaderiyse öyle..açıkcası küçük şeylerle mutlu olan insanın kötülük yapabileceğini düşünmüyorum kış gününde kuşlara ekmek ıslatıp vermek değil mesele; onların o ekmekleri yerken çıkardıkları mutluluk cıvıltılarını izlemek karınlarının doymasına bir parça yardım etmek değilmidir aslolan..yüreği güzel arkadaşım bir gün diliyorum çok iyi yerlerde olacaksın kitabının imza gününde ki bunu siyah kuğu içinde diliyorum sıraya girip imzanı almak nasib olsun :) çünkü gerçekten çok değerli bir insansın özünle beraber, sevgilerimle öpüyorum seni..

Hanife Mert dedi ki...

Çok doğru sevgili özgür tatlar insanın ruhu dışına yansır. Yüreği güzel olan yüzüne yansır. O güzelliği görebilirsin.
Yorum ve katkın için teşekkür ediyorum.
Sevgiler.

Hanife Mert dedi ki...

Sevgili Gülçinciğim, hakkımda ki güzel düşüncelerine çok teşekkür ediyorum. Senin de yüreğin gönlün çok güzel. Dost canlısı... Dosta ve dostluğa değer veren güzel arkadaşım.
İnsan hayata nasıl bakarsa öyle düşünür. Bizler hayatın güzel yönünü görelim güzelleştirelim hayata anlam katalım.
Ayrıca imza günü ile ilgili bölümde gülümsetti beni.
Öpüyorum seni gönülden sevgilerimi gönderdim canım.
Sağlık huzur ve mutluluk diliyorum.