11 Kasım 2013 Pazartesi

Atatürk'ten gençliğe unutulmaz anılar..




Kırk asırlık Türk Yurdu Yabancı elinde kalamaz
-“Kırk asırlık Türk yurdu yabancı elinde kalamaz!” demesinden iki gün sonraydı. Mersin’de istasyondan şehrin içine doğru yavaş gidiyordu. Yolun üstüne siyahlar giyinmiş ve ellerinde büyük bir afiş tutan bir kaç genç kız çıktı. Afişte şu yazı vardı:
-“Suriye hemşerinizi de kurtarın.” Suriye, ancak din kardeşi olan bir milletin vatanıydı. Türkiye de artık dinci değil, milliyetçi bir devletti. Suriye içinde, bütün esir yurtlar için olduğu gibi, kurtuluş dilerdi. Ama kurtarmaya kalkmak gereksiz olurdu.
Etrafta hıçkırıklar ve gözyaşları yoktu; Atatürk’ün de gözleri ıslanmış değildi. Suriyelilerin 1. Dünya savaşında Türk düşmanlarıyla birleştiklerini, Türk ordusunu arkadan vurmaya çabaladıklarını, belki ihanet ettikleri için ihanete uğradıklarını düşünüyordu.
-“Her millet, layık olduğu yaşayışa erer...”Dedi ve yürüyüp gitti.1
Türk milleti hiçbir zaman esirlikte kalamaz
Damar Arıkoğlu, Adana anılarına şöyle devam ediyor:
-“Biraz daha yürüdük; Baraja giden yol kavşağına vardığımız zaman yolun solunda kadınlı erkekli siyahlar giymiş büyük bir kalabalık, siyah bayraklar ellerinde, başlarında Tayfur (Sökmen) Bey sıkıntı içinde ve feryatla Gazi’yi selamladılar. Bir kısmı da ağlıyordu. Tabii Paşa durakladı, bu kalabalık tamamiyle Hataylılardan oluşmuştu. 15–16 yaşlarında baştan aşağıya siyahlar içinde bir genç kız elinde bir siyah bayrakla yaklaştı. Gazi’nin karşısında gözyaşları arasında içten gelen, bağlı bulunduğu toplumun özlem ve ızdırabını temsil eden acıklı bir dille, Hatay’ın anavatandan ayrı kalmasını, Fransızların zulüm ve işkenceleri içinde kalan 500 bin Türk’ün feci durumlarını, cehennemi hayatlarını hem ağlıyor hem de ağlatıyordu:
-‘Ne olur Paşam bizleri de kurtar. Bu zalim Fransızların esirliğinde bizi bırakma. Sana yalvarıyorum, bütün Hataylılar yalvarıyor; bizi de hürriyete, anavatana kavuştur’ dedikten sonra hıçkıra hıçkıra ağladı. Doğrusu Gazi, önümüzde olduğu için onun gözlerini göremedim, fakat Latife Hanım da bizim gibi aynı halde olduğunu gördüm. Gazi tatlı bir sesle:
-‘Türk milleti hiçbir zaman mahkûmiyette ve esirlikte kalamaz; gönlünüz rahat olsun’ dedi. Bu şekilde bütün topluluğu ve hepimizi görülmedik bir sevince boğdu. Tayfur Bey, ilk Hatay başarısını burada temin etmiştir. Gazi Mustafa Kemal Paşa’dan, şerefli bir askerden kararlılık ifade eden bir söz almıştı.”2
Gazi Mustafa Kemal Paşa, 15 Mart 1923 tarihinde Hataylılara verdiği sözü, 20 Mayıs 1938 tarihinde Dolmabahçe’deki hasta yatağından kalkarak ve yaşamını riske atarak geldiği Adana’da gerçekleştirdi. Onun bu ziyareti, Fransızlara ve de Suriye’ye bir gözdağıydı ve sonuçta Hatay anavatana kavuştu.
1 Hilmi Yücebaş, Atatürk’ten Nükteler, Fıkralar ve Hatıralar, İstanbul 1973, s. 98.
2 Damar Arıkoğlu, Hatıralarım, İstanbul 1961, s. 307–308.
Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009
Sabiha Gökçen şöyle naklediyor: 
"10-11 yaşında idim. Bursa'daki evimiz Atatürk'ün köşküne çok yakındı. Bir gün Atatürk Bursa'yı şereflendirmiş, köşkün bahçesinde dolaşıyordu, ben de onu yakından görmek arzusu ile kıvranıyordum.
Yine bir gün bahçede dolaştığı sırada yerimden fırladım, Ona doğru koştum. Beni yolumdan çevirenlere ağlamakla karşı koymaya çalışıyordum, birden bir ses işittim: "Bırakın onu" diyordu, "Bırakın gelsin." Koşarak Ata'nın yanına gittim, ellerine sarıldım. Atatürk sordu: 
"Çocuk, sen okula gidiyor musun?" 
Harpler sebebiyle okulumu yarıda bırakmıştım ve bir yatılı okula alınmamı istedim.
"Ben seni yanıma alayım, gelir misin?" diye Atatürk sordu.
"Abime sorayım" dedim. Kabul ettiler, derhal çağırtarak onunla konuştu, anlaştılar. Böylece Çankaya'ya geldim.
Uzun zaman ayrı kaldığım okuluma yeniden başlamanın sevinci içinde memnundum. Çankaya Köşkü bahçeleri içindeki eski bir seyis evi düzeltilerek okul haline getirilmişti. Köşkte çalışanların, yaverlerin ve diğer hizmetlilerin çocukları ile birlikte ben de bu okula gitmeye başladım. 
Bir sabah, Ata'nın elini öpmek üzere yanına girdim. İşleri ile meşguldü. Bir süre ayakta bekledim birden, derin bir iç geçirdi ve "Allah!" dedi. (O, sık sık bu şekilde yapardı.) 
Atatürk hakkında evvelce çok şeyler duymuştum, bu tesirle olacak bir hayli şaşırdım. Onun ağzından Allah kelimesini duymak beni şaşırtmış ve heyecanlandırmıştı.
Ata'nın yüzüne şaşkın bir şekilde bakmış olacağım ki:
"Sen dindar mısın?" diye sordu.
Ben de ailemden aldığım din terbiyesi ile;
"Evet dindarım" dedim ve bu cevabımı nasıl karşılayacağını anlamak için ürkek ürkek yüzüne baktım. Cevabım hoşuna gitmişti.
"Çok iyi... Allah, büyük bir kuvvettir. O'na daima inanmak lazımdır" dedi ve bu konuda uzun uzun izahat verdi. Ben de o zaman anladım ki; Atatürk hakkında söylenenlerin aslı yoktur ve Ata, bütün söylenenlerin hilafına dindar bir insandır.
(Kaynak: S. Arif Terzioğlu, Yazılmayan Yönleriyle Atatürk, s. 88-89)
Türk, Kendi Düşer, Kendi Kalkar!
Fransızlarla Hatay konusunda anlaşma yapıldığı günlerden biriydi. Atatürk, Hatay’dan dönüşünde Eskişehir’de kaldı. Şereflerine Orduevinde bir şölen verildi. Şölende Eskişehirli bir genç aradı ve buldu. Ona Fransa hakkında bir şeyler yazdırdı ve okuttu. Bunda Fransızların savaşacak durumda olmadıklarından bahsediliyordu. Son derece neşeli ve heyecanlıydı. Yenildi, içildi. Milli oyunlara başlandı. Atatürk bir aralık büsbütün coştu. Zeybek havasına kendisini kaptırdı. Ayağa kalkarak oynamaya başladı. Coşkunluğu o dereceyi bulmuştu ki dizini yere vururken bir aralık sendeledi. Halk, onu kucaklayıp kaldırmak istedi. İşaretle onları durdurdu. Ve:
-“Türk, kendi düşer, kendi kalkar...” diyerek, zemberek gibi yerinden fırladı.1
1 BANOĞLU, Niyazi Ahmet, Nükte ve Fıkralarla Atatürk, Garanti Matbaası, İstanbul 1967., s. 448-449.
Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009


Ulu Önder Mustafa kemal Atatürk'ün ölümünün 75.yılı dolayısıyla, Atatürk'ten Türk Gençliğine unutulmaz anılar isimli eserden bir demet hazırladım. 


Gençlik Ata'sının anılarını okumalı öğrenmeli, ondan feyz almalı. O'nun gösterdiği çağdaş uygarlık yolundan ayrılmadan, özellikle Millet olarak ağır bir dönemden geçtiğimiz şu günlerde her zamankinden daha fazla, Ata'sına ve onun emanet ettiği cumhuriyete, vatana, bayrağına sahip çıkmalı. Bu ülkede yaşayan kendini Türk hisseden herkesin vefa borcudur.
Bu ülke bu millet sana minnetardır, Ataların Atası... Her insan doğar, büyür ve ölür. Kalıcı olan bıraktığı emanet, millet olarak bize bıraktığın emaneti canımız pahasına koruyacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. 

Silah arkadaşlarınla beraber kurduğun Cumhuriyet'inle kalbimizde yaşayacaksın..
Ruhun şad olsun, mekanın cennet olsun...

Hanife Mert

9 yorum:

miyav kedicik dedi ki...

Ne güzel söylemişsiniz. Ağzınıza sağlık inşallah..
Sevgili Ata'mızın ruhu şad olsun nurlar içinde yatsın inşallah..
Selam ve sevgilerimle..:))

Recep Altun; dedi ki...

Merhabalar.

Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün necip ve kahraman Türk milleti için yaptıkları unutulur mu? Asla!.. O her zaman bizim gönlümüzde ve yüreğimizde daim olacaktır.

Bu güzel paylaşımınız için teşekkür ederim. Elinize, emeğinize ve yüreğinize sağlıklar dilerim.

Selam ve dualarımla.

Hanife Mert dedi ki...

Amin sevgili miyav kedicik. Çok teşekkür ediyorum, sevgilerimle.

Hanife Mert dedi ki...

Merhaba Recep Bey,
Ben teşekkür ediyorum sağ olun. Okuyan gözlerinize gönlünüze sağlık.
Selam ve saygılarımla.

VuslaT dedi ki...

Sevgili Hanifem onun kurduğu ve bizlere emaneti her daim gözümüz gibi bakarak onu sevgi saygı ve rahmetle özlemle anacağız. Nur içinde yat Ata'm

Hanife Mert dedi ki...

Amin Vuslatcığım. İnanıyorum bu millet dün ne ise bu gün de o dur. Kendine görev düştüğü zaman dün nasıl sahip çıkmışsa vatanına bayrağına bu gün de aynı hassasiyeti gösterecektir. Onun yüreğinde ki iman vatan sevgisi her daim canlılığını korur.
Teşekkür ediyorum yorum ve katkı için.
sevgiler.

Hüseyin Güzel dedi ki...

Atatürk'ü anlatmak la bitmez.
Onu anlamayanlar ya da sevmeyenler; onun varlığı ve mücadelesi ile düşman çizmeleri altında dedelerinin ezilmediğini bilmeleri ve içleri
ne sindirmeleri lazım. Hoş sindiremeselerde önemli değil. Bu millet atasının değerini bilmektedir.

Hanife Mert dedi ki...

Evet Hüseyin Hocam bunu bu Millet 10 kasımda kanıtladı. Bu Millet gerçekten Atasını çok seviyor, değerini biliyor.
Yorum için teşekkür ediyorum, sağ olun.
Saygılar.

Adsız dedi ki...

Mustafa Kemâl sapına kadar TÜRK idi.
Onun kadar Türkçü, turancı, mlliyetçi, vatanperver İSLAM'ı koruyan insan az bulunur.
Mustafa Kemâl Atatürk'ün İslâmiyet üzerine söylediği güzel sözler, Erbakan'dan da, Erdoğan'dan da daha fazla ve daha derindir. O sadece din istismarına ve yobazlığa karşı idi. Lâikliği ide bu mânâda kullanmıştır.
Mustafa Kemâl'in telgrafla Peygamberimizin kabrinin yıkılmasını önlediği doğrudur. Murat Bardakçı, Engin Ardıç ve Kadir Mısıroğlu'nun yorumları yanlıştır. Mekke Şehir Planlaması projesinde ekipbaşı olan Orol Ataman, bu telgrafın metnini Medine Müzesi'nde görmüştür. Okuyun.

http://www.angelfire.com/mn/atakam/ndex/mezar.html