19 Mart 2013 Salı

Türk Kültüründe Nevruz...

Nevruz Bayramı, Türk Milleti’nin yüzyıllar ötesinden devam edip gelen geleneksel bayramlarından biridir.
Nevruz Bayramı, Türk Milli Kültürü’nde baharın müjdecisi, gece ile gündüzün eşit olduğu ve tabiatın en adaletli günü olarak kabul edilir. Türkler’in yaşadığı en uzak bölgelerde dahi 21 Mart, Nevruz Bayramı olarak çeşitli yöresel etkinliklerle kutlanır.
Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı “ana” olarak vasıflandıran Türk Düşünce Sisteminde “Baharın gelişi” elbetteki önemli bir yere sahip olacaktı.
Kaşgarlı Mahmut, “Bayram” kelimesinin anlamını Divan-ı Lügat-it Türk’te “Bedhrem, halk arasında gülme ve sevinme, bir yerin ışıklarla ve çiçeklerle bezenmesi ve orada sevinç içinde eğlenilmesi” olarak tarif eder.
Bayramlar, insanlar arasında karşılıklı sevgi ve saygının perçinlendiği günlerdir.
Bayramlar, insanların birbirleriyle olan dargınlıklarını unuttukları, barıştıkları, kardeşçe kucaklaştıkları gündür.
Bayramlar, toplumlarda milli birlik ve beraberliğin, bir arada yaşama arzusunun kuvvetlendiği günlerdir.
Bayramlar, milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulandığı, sergilendiği, bir toplumda millet olma şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği günlerdir.
Eski Türkler’le İranlılar’ın “yıl-başı” kabul ettikleri gün, Farsça bir kelime olan “Nevruz” terimiyle ifade olunmaktadır. Ancak kelime anlamı bakımından “yeni gün” demektir. Araplar’a İranlılar’dan geçen bu adet, başta Oniki Hayvanlı Türk Takvimi’nde görüldüğü üzere Türkler’de çok eskiden beri bilinmekte ve bugün törenlerle kutlanmaktadır.
Türkler’de çok eskiden beri baharın gelişi, tabiatın canlanışı, destanlarda masallarda, türkülerde şiirlerde, aşıkların kopuzlarında terennüm edilir ve bahardan coşkunlukla söz edilirdi. Baharın gelişi; suların çoğalması, dünyanın nefesinin ısınması yani havaların ısınması, türlü çiçeklerin açılması, yeryüzüne yemyeşil bir ipek kumaşın serilmesi, hayvanların çoğalması olarak yorumlanmaktadır.
Türk topluluklarında Nevruz geleneği yaygındır. Türkler, Nevruz’u “Nevruz-ı Sultani”, Sultan Nevruz” veya Orta Asya Türk topluluklarında görüldüğü üzere “Sultan Navrız” olarak kutlamaktadırlar. Türkler’de Nevruz’la ilgili görülen rivayetlerin en önemlisi bu günün bir kurtuluş günü olarak kabul edilmesidir. Bu bakımdan bu gün Ergenekon veya Bozkurt Bayramı olarak kabul edilmektedir.
Ergenekon Destanı’na göre düşmanları Türkleri bir hile ile yenerler ve çoğunluğu öldürülür yada tutsak düşer. Kurtulanlar kimsenin bilmediği dağlık ,verimli bir yer olan Ergenekon’a gelirler. Zamanla nüfusları çoğalınca buradan çıkmak istediklerinde etrafın demir dağlarla çevrili olduğu görülür. Bunun için büyük ateşler yakıp dağları eritirler ve tekrar eski yurtlarına dönerler. İşte Türk Kültürüne göre Nevruz , takvim başlangıcı olan Ergenekon’dan çıkış günüdür. Bu adet Türkler’deki demirciliğin milli sanat olması ve demir kültü ile açıklanabilir. İşte Türk Kültürüne göre Nevruz, takvim başlangıcı olan Ergenekon’dan çıkış günüdür.
O günden beri yeni yılın başladığı gece Kök-Türkler’de adettir, o günü bayram sayarlar. Bir parça demiri ateşe salıp kızdırırlar. Önce Kağan bunu kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Ondan sonra beyler de öyle yaparlar. Bunu mukaddes bilirler, böylece Tanrı’ya şükretmiş olurlar.
Nevruz, Türkler’in tabiatın dirilişini alkışladığı, yıl esaslı zaman değişiminin başlangıcı saydığı, değişmeler için Tanrıya şükrünü ifade ettiği özel bir törendir. Bu kutlama sarı, kırmızı, yeşilin yan yana gelmesiyle oluşan sembolleşme ile tamamlanır gibidir.
Sarı, kırmızı ve yeşili bir inanış ve varlık dünyasını yorumlayış sonucunda yeşili; dirilik, tazelik gençlik, sarıyı; merkez, hükümranlık, kırmızıyı; Tanrı, koruyucu ruh, ocak (ev), dirlik, bağımsızlık, hürriyet anlamlarının sembolü halinde yorumlayan sadece Türk kökenli halkalardır.
Türk boyları, söz konusu bayramda çeşitli eğlenceler düzenlemekte ve bir çok pratiği de yerine getirmektedirler. Mesela; Nevruz’da pişirilen özel yemekler, oynanan oyunlar, güreş müsabakaları, yarışmalar, musiki makamları, şiir söyleme gelenekleri gibi faaliyetler yüzyıllardan beri yapılmaktadır. Nevruz, bu özellikleriyle Türk boyları arasında tam manasıyla sanat, edebiyat, spor ve musiki erbabının hünerlerini gösterdikleri bir bayram haline dönüşmüştür.
Tarihi bakımdan Hun, Göktür, Uygur, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde Nevruz, bir örfi bayram olarak kabul edilmiş, çeşitli eğlence ve merasimlerle idrak edilmiştir.
Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk’ün önderliğinde 1922, 1923, 1924 ve 1926 yıllarında Ergenekon Bayramı adıyla kutlanmış, daha sonraki yıllarda bu kutlamalar mahalli seviyede olmuştur.
Ülkemizin Batısında Mart Dokuzu, Hıdrellez veya Kakava Şenlikleri adıyla kutlanan Nevruz Bayramı, bizleri birbirimize daha çok yaklaştırır. Ortak bir kültüre, birlik ve beraberlik içinde sahip çıkar ve aynı kültürün insanları olarak kaynaşmamıza, birbirimizi sevmemize yardımcı olur.
Nevruz geleneği ne Sunilikle, ne Alevilikle, ne Bektaşilikle doğrudan bağlantısı olmayan, İslamiyetten çok öncelere giden bir gelenektir. Yani bir dinin ve mezhebin bayramı değildir. Bu yüzden herhangi bir şekilde bir mezhep adına, bir din adına, bir etnik menşe adına bağlı gösterilmesi, istismar edilmesi, bir ayrılık unsuru olarak takdim edilmeye çalışılması yanlıştır. Tarihin ve kültürün bütün gerçeklerine aykırıdır.
Milli Kültürü yozlaştırmak, yok etmek, milli kültür unsurları üzerinde şüphe yaratmak, milli tarih konularında spekülatif yayınlarda bulunmak bugün Türklük düşmanlarının en çok takip ettikleri metod bulunmaktadır. Kaleleri içerden ele geçirmek yani ülkeleri parçala, böl, sonra yok et prensibi emperyalist politikaların hedef seçtikleri ülkelere karşı uyguladıkları genel bir stratejidir. Bu strateji içinde milli kültür düşmanlığı, milli kültürün dejenere edilmesi, milli kültür değerleri üzerinde başka sahipler aranması en geçerli bir silah olarak kabul edilmektedir. Özellikle yurt dışında Türkiye ve Türklük aleyhine faaliyet gösteren Marksist-Leninist ve bölücü unsurlar sun’i bir topluma mal edilmeye çalışılan Ergenekon/ Nevruz Bayramı’nı Türk kültürü bünyesinden koparmak istemekte ve bu konuda gayret göstermektedirler. Bu durumda bizlere düşen görev tarihimizi ve kültürümüzü daha iyi öğrenip sahiplenmektir.
Atatürk’ün tarih öğrenmenin önemi üzerine söylemiş olduğu şu söz yukarıda izah etmeye çalıştığımız konunun önemini daha iyi açıklamaktadır.
“TÜRK ÇOCUĞU ECDADINI TANIDIKÇA DAHA BÜYÜK İŞLER YAPMAK İÇİN KENDİNDE KUVVET BULACAKTIR”
1990 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetlerinde Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan ile Rusya Federasyonu bünyesindeki Tataristan 21 Mart Ergenekon/ Nevruz Bayramını “Milli Bayram” olarak ilan etmişlerdir. Bu günün coşkuyla kutlanmasına büyük önem vermektedirler.Türk Kültüründen kaynaklanan Ergenekon/Nevruz Bayramı, her yönüyle Türk gelenek ve görenekleriyle zenginleşmiş, an’anevi ve temeli beş bin yıllık Türk tarihine dayalı milli bir bayramdır.Türkiye’de de 1991 yılında Türk Dünyası ile birlikte ortak bir gün olarak resmi tatil olmaksızın bayram ilan edilmiştir.
Nevruz, Türk insanını birbirine kenetleyen, bağlayan, Ergenekon’dan demir dağları eriterek dirilen ataların ruhuyla yanan bir ateştir. Bu ateş hiç sönmeden binlerce yıl yandı ve gelecekte de kıvılcımlarından binlerce gönlü tutuşturarak ortak kültür ocağında binlerce ruhu ısıtacaktır. Avrasya’nın, Türk aleminin Nevruz toyu kutlu olsun, Nevruz gülleri geleceğe umutlar taşısın.
21 Mart Nevruz Bayramı, genç nesillerimize mutlaka öğretilmeli ve dünya durdukça Türk Milleti’nin geleneksel bayramı olarak yaşatılmalıdır.

KAYNAKLAR:
1.Meydan Larousse “Nevruz” maddesi
2.Atatürk Diyor ki
3.Reşat GENÇ:Türk İnanışları İle Milli Geleneklerinde Renkler ve Sarı-Kırmızı-Yeşil
4.Abdulhaluk M.ÇAY:Türk Ergenekon Bayramı Nevruz
5.Bahaeddin ÖGEL:Türk Kültürünün Gelişme Çağları
6.Mehmet Emin BATUR:Nevruz 22 Mart 2004
7.İsa ÖZKAN:Uygur Efsanelerinde Nevruz
8:Enver MUHAMMET:Uygurlar’da Nevruz Geleneği, Türksoy Dergisi, Mayıs 2003
9.Hatice Emel AŞA:Nevruz’un Türk Dünyasındaki İsimleri-Türk Kültüründe Nevruz, Yeni Avrasya Dergisi Mart-Nisan 2000

12 yorum:

Recep Altun; dedi ki...

Merhabalar,

Geleneklerimize ve bayramlarımıza sahip çıkmazsak bu değerlerimizi ya yok ederler, ya da elimizden alırlar.

Şimdiki AKP hükümetinin milli bayramlar konusundaki tutumuna bakınca ne diyeceğimi bilemiyorum.

Kendimi bildim bileli Samsun'dan bir sevgi bayrağı ile toprak yola çıkar bizim memleketimizden de geçerek Ankara'ya ulaştırılırdı.

Biz de öğrencilik yıllarımızda bu sevgi bayrağını ve toprağı taşıyarak bir sonraki komşu ilin atletlerine teslim ederdik.

İşte AKP hükümeti bu güzel 18 Mayıs Bayrak Koşusu olarak adlandırdığımız bayramı da iptal etti.

Ben bir Türk vatandaşı olarak hükümetin bu bayram düşmanlığına çok üzülüyorum. Cenab-ı Allah ıslah eylesin ve hidayet versin, ne diyelim.

Selam ve dualarımla.

Hanife Mert dedi ki...

Yorumunuz için teşekkür ediyorum Recep Bey, sağ olun.

bücürükveben dedi ki...

Aman Yarencim nevruz kelimesini duymak bile istemiyorum, malum pislikler bu güzel günün içine ettiler ve aklıma hemen onlar geliyor:(((bilgiler için çok teşekkürler canım..
Bücürük'le sevgilerimizi bıraktık..
öptük:)

Hanife Mert dedi ki...

Müjdeciğim hep öyle dediğimizden değil mi ki? değerlerimize sahip çıkamıyoruz. Birileri de sahipleniyor. Nevru deyince akla gelen yanan lastikler, kırılan dökülen camlar, zarar verilen kamu binaları, tazyikli su, biber gazı geliyor aklımıza.. Oysa bu bizim geleneğimiz bayramımız bahar bayramı. Hem de 1991 yılında milli bayramımız olarak kabul edilmiş. Diğer Türk Devletlerinde kutlanıyor. Bizim sahiplenip çocuklarımıza gençlerimize anlatmamız hatta kutlmamız gerekli.
Öptüm ikinizi canım, sevgilerimle...

VuslaT dedi ki...

Canım geç okudum ancak senin yazın çok ayrıntılı, çok kapsamlı olmuş.. Her merak eden bilgileri toplu bulabilir burada.. 21 Mart bahar(nevruz) bayramını kutlarım.. Çook öptüm.

Hanife Mert dedi ki...

Çok teşekkür ediyorum Vuslatcığım, okuyan gözlerine sağlık. Sahip çıkmalıyız kendi değerlerimize... Senin de kutlu olsun canım. Ben de öptüm sevgilerimle,

Gülçin nur dedi ki...

yazını okuyamadım sadece seni çok özlediğimi bilmeni isterim başımdan atabilirsem sıkıntı ve stresi rahat bir şekilde mutlaka yazılarını okuyacağım sevgilerimle..

Hanife Mert dedi ki...

Teşekkür ediyorum Gülçinciğim. Ben de seni özledim. İnşallah üzerinde ki sıkıntıların en kısa zamanda seni terk eder canım. Kendine çok iyi bak. Sen mutlaka o güzel yüreğinin karşılığını alırsın inşaallah. Bilirsin ki; her sıkıntı bir mutluluğa gebe. Her sıkıntının sonu ferahlıktır. Dilerim en kısa zamanda feraha, refaha erersin canım, öptüyorum sevgilerimle..

nilay dedi ki...

Bayramlarımızı sahip çıkmıyoruz. Ondan sonrada başkalarına kaptırıyoruz işte böyle
Ellerine sağlık süper bir yazı olmuş
Sevgiler

Hanife Mert dedi ki...

Haklısın nilaycığım. Okuyan gözlerine sağlık. Teşekkür ediyorum sevgilerimle,

anne eli gibi dedi ki...

eskiden ne güzeldi nevruz kutlamaları,çocukken mahallede yaktığımız ateşin üzerinden atlardık ne mutlu olurduk ama sanki şimdi bir anlam değiştirdi,insanlar kutlamaya korkar oldu halbuki ne güzel günlerdi :(
çok güzel bilgiler vermişsin emeğine sağlık canım..

Hanife Mert dedi ki...

Elbette ben de hatırlıyorum İstanbul'da idik o zaman. Sonraları birileri senin olan bir şeyi kendine mal etti. Şimdi Nevruz deyince bayram olduğu akla gelmesi gerekirken, terör, yakılan yıkılan binalar, insanlar akla geliyor. Bayramımıza ve Bayrağımıza sahip çıkma vakti.
Canım yorum ve güzel düşüncenle katkından dolayı teşekkür ediyorum. Okuyan gözlerine sağlık. Sevgilerimle.