17 Ekim 2013 Perşembe

Gesi Bağlarında Dolanıyorum Türkü Hikayesi



Gesi Bağları’nda dolanıyorum
Yitirdim yarimi (anam) aranıyorum
Bir çift selamına güveniyorum
Gel otur yanıma hallerimi söyleyim
Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim
***

Bu hüzünlü türküyü muhtemelen hepimiz bir şekilde dinledik..Bazı yerlerde her ne kadar oyun havası tarzında çalınsa da özünde bir kadının feryadıdır, kendisini bırakıp giden sevdiğine ve gurbete gelin gönderen ailesine... Kadın olmak her dönemde zordur, özellikle de onlarca yıl önce kadının birey olarak değer görmediği yıllarda Anadolu’nun bir köyünde ailesinden sevdiklerinden ayrı bir kadın olmak… Hikayemize konu olan kadın da bu tarzda zorluklar karşısında feryadını bir türküyle dile getirmiş ve yıllar boyu aynı acıları çeken insanların hislerine tercüman olmuş. Ayrılık acısını dile getiren en güzel türkülerden birisidir “Gesi Bağları”…
Gelelim hikayemize…
Bundan yıllar önce, insanların yolculukları binek hayvanları ile uzun sürelerde yaptığı, elektriğin, telefonun, motorlu ulaşım araçlarının olmadığı devirlerde, insanlar için hayat günümüzdeki kadar kolay değildi. Teknolojinin getirdiği günümüz imkanlarının bir anda olmadığını düşünün… Günümüzde temel ihtiyaç olan çamaşır makinesi, buzdolabı, elektrikli süpürge, cep telefonunu bırakın telefon bile yok… Saatler hatta dakikalarla ifade edilen sürelerde gidilebilen yerlere gün ya da günler süren yolculukla türlü tehlikeleri göze alarak gidilebildiğini düşününün. Ne kadar zor değil mi? Özellikle genç nesiller için temel ihtiyaç olan ve kolaylıkla aileleri tarafından alınan cep telefonlarının olmadığını bile düşünmek en büyük işkencedirJ İşte öykümüz hayatın teknoloji nimetlerinden yoksun olduğu ancak insan ilişkilerinin, toplumsal dayanışmanın yeterince önemli olduğu, bu dönemlerde geçiyor…
Geçmiş dönemlerde bir ailede kız çocuğu doğduğu zaman ona ölü gözüyle bakarlarmış. Zira o dönemlerde bu çocuk büyüdüğünde başka bir eve gelin gidecek ve belki ailesi ile bir daha hiç görüşemeyecek… Kendi evinde misafir, gelin gittiği evde ise yabancı olarak, dışarıdan gelen “gelin” olarak muamele görecek… Bir mecliste sessizlik oldu mu “kız doğmuş gibi neden sessizsiniz” denmesi ya da her tarafın ışıklandırıldığı bir ortamda “oğlan doğmuş gibi neden her taraf yanıyor” denmesi kız çocuğunun daha doğarken kaderinin ne olacağını gösterir gibidir.
Vaktiyle köyün birinde kaderi daha doğarken yazılan bir kız çocuğu dünyaya gelir. Kendisi için hiç de kolay olmayan bir dünyaya gözlerini açar. Genç kız olup evlenecek çağa geldiği zaman ise Gesili bir delikanlıya gönlünü kaptırır. Delikanlı da onu beğenir. İki gönül bir olunca büyükler yola düşer. Delikanlın ailesi Gesi’den kalkıp kızın köyüne gider ve kızı isterler. Adetler töreler derken düğün günü gelir çatar. Bir yanda sılası bir yanda sevdiği… Yüreğe söz dinletmek zordur. O da dinletemez ve gönlünün açtığı yola seve seve koyulur ve düşer kocasının peşinden Gesi yollarına…
Gesiye girerken yollar ayrıldı
Bindim arabaya başım çevrildi
Selvi saçım sol yanıma devrildi
Ölüm olamasın ayrılık olsun
Bize sebep olan içten vurulsun
İlk günler, cicim ayları, elbette her evlilikte güzeldir. İlk zamanlar sevdiği yanında mutlu bir hayat sürmeye başlar. Yaşamak için yemek, yemek içinde para gerekli.. hayatın idamesi için çalışmak gerekli. Eğer ekip biçecek toprak da yoksa insan gurbete mahkumdur. Sevdiği de evin erkeği, çalışmak zorunda… para kazanmak zorunda… mecburen evinden ayrılıp çalışmaya gurbete gider. Elleri kınalı taze gelin, her ne kadar durumdan mutsuz olsa da, kaderine boyun eğer.
Gesi bağlarının gülleri mavi
Ayrıldım yârimden gülemem gayri
Alımı yeşilimi giyemem gayri
Yas tutsun ellerim kına yakamayayım
Kör olsun gözlerim sürme çekemeyeyim
Ayrılığın ilk günlerinde yaşama hevesini canlı tutan yar mektupları gelin kıza taze kan olur.. Ancak gel zaman git zaman sevdiğinden gelen iki satır mektuplarında ardı kesilmeye başlar.
Gesi bağlarında has nane biter
Bana bir hal oldu ölümden beter
Sevdiğimin ettiği canıma yeter
Yaz yaz mektubu postaya bırak
Varamam yanına yollar uzak
Sevdiğinin yadigarı çocuk da dünyaya gelince hayat evli, çocuklu ve yalnız bir kadın için tüm zorluklarını göstermeye başlar…
El kadar anlımda türlü türlü yazım var
Evvel başımdı şimdi körpe kuzum var
Bir rivayete göre kocası gurbette vefat eder, bir başka rivayete göre de başka bir kadınla evlenip hayatına orada devam eder. (Türkünün özgün metninde buna dair bir ibare bulunmamaktadır.)
Kocasından haber alınamayınca, kocasının ailesi ile yaşamaya da mecbur kalır. Çünkü köyüne gidemez artık, kız çocuğu evine geri ancak kefeniyle dönebilir… Bir de çocuk var.. ya çocuktan ayrılık ya da her türlü cefaya katlanmak… Hani dedik ya kadın kendi evinde misafir, gelin gittiği evde de sonradan gelen yabancı olarak hayatını sürdürmeye devam eder diye. Ancak bu yabancı olma halini kocasının ailesi de fazlasıyla hissettirir. Bir yandan kayınvalidesi, diğer yandan kayınbabası ona hayatı zindan ederler. Ancak o tüm olan bitenleri alın yazısı olarak nitelendirir...
Gesi bağlarında gülünen çayır
Ana ben ölüyorum başını çevir
Kaynatam imansız güveyin gavur
Ne diyeyim ağlayayım alın yazısı
Kader böyle imiş onmaz bazısı
Daha sonra ona ne oldu bilinmiyor ancak feryadını tüm insanlığa miras bıraktığı türkü ile dillendirmeyi başarmıştır. Anadolu insanı bu türküyü ondan almış, onu ve türküsünü bağrına basmış, ölümsüzleştirmiş. Ondan sonra bu acıları yaşayan herkes için adeta bir marş olmuş ve üzerine kendi acılarını ekleye ekleye türkü bu günlere gelmiştir.

Türkünün mevcut 104 kıtası bulunmakla birlikte bunun çoğunluğu aynı acıları paylaşan insanlar tarafından eklenmiştir.


Yöresi : Kayseri
Kaynak Kişi : Ahmet Gazi AYHAN
Derleyen       : Mehmet KAYA

15 yorum:

VuslaT dedi ki...

Yarenim canım sanırım gelen istek üzerine yeniden yayınladın bu hüzünlü türkünün hikayesini. Geçen yıl okuduğumda da çok hüzünlü gelmişti. Sırf Gesi de değil tüm Anadoluda gelin ikinci sınıf insan, kız çocuğu ikinci sınıf yaratık. Yüzyıllarca böyle devam etmiş. Halbuki dinimiz kadını yüceltirken Anadolu erkeği mal görmüş, hazır yiyici ekstra boğaz görmüş. Çok üzücü..
Yine hüzünlendim, ve çok şükür artık durum çok değişti..Güzel bir paylaşım..
Sevgilerimle canım.

bücürükveben dedi ki...

Hanifeciğim ne kadar acıklı, ne kadar hüzünlü, ne kadar acıymış meğerse o türkünün hikayesi, baştan sona ilgiyle bir solukta okudum canım, yazık zavallı kadıncağıza:((ayrıca Zara'nın sesi çok güzel ve güzel okuyor bu türküyü..canım eline sağlık, kocaman öpüyoruz
sevgilerimle

Hüseyin Güzel dedi ki...

Gesi Bağları deyince Kayseri; Kayseri deyince de sıklıkla Gesi bağları akla gelir. Gesi Bağları öyle işlemiştir insanların yüreklerine. Emeğine sağlık.

deeptone dedi ki...

aaaa baştan sona çok etkileyici yaa.
ve kıtalar öle eklenmiş ha.
ne güzel konular buluyosun güzelim anadolumuz ile ilgili.
anadoluda ne efsaneler varmış yaaa.
:)

Gamze Ersöz dedi ki...

Bu türküyü severim ama hikayesini bilmiyordum.Paylaşım için teşekkürler...

Hanife Mert dedi ki...

Geçen yıl yayınlamadım galiba Vuslatcığım. Hatta etiket bölümüne baktım senin yorumundan sonra yoktu... Evet "gesi bağları" gibi bir çok türkümüz Anadolu kadınının çileli hikayesini konu alıyor.
Yorum ve katkı için çok teşekkür ediyorum canım. Gönülden sevgi ve selamlar.

Hanife Mert dedi ki...

Evet Müjdec
iğim çok acıklı hüzünlü bir hikayesi varmış. Ben de araştırırken öğrendim. Canım okuyan gözlerine gönlüne sağlık. Ben de öpüyorum kocaman seni ve bücürüğü. Sevgiler selamlar canım.

Hanife Mert dedi ki...

Teşekkür ediyorum Hüseyin Hocam.
Selam ve saygılar.

Hanife Mert dedi ki...

Kesinlikle öyle deepciğim. Maalesef güzel Anadolu'muzun her karış toprağı hüzün keder acı ve zulumlere sahne olmuş. Yorum ve katkı için çok teşekkür ediyorum, sevgiler...

Hanife Mert dedi ki...

Ben de zaman ayırdığınız için teşekkür ediyorum Gamze hanım
Sevgiler.

Banu dedi ki...

Merhaba Hanifecim...
Kayseri türküsü hikayesinden dolayı sevmiyorum bende kayseriliyim insanı acımasızdır ben can ben bu nedenle anam köylüyüm malatyalıyam:))
Hanifem sana bir soru sormaya geldim...
Rahmetli babamın mezarını yeni yaptırıyorum nihayet çook acı hatıralar bıraktı rahmetli ben hakkımı helal ettim ama acılar derin...
Mezar taşına şunları seçtim
KISA ÇÖP UZUN ÇÖPTEN HAKKINI ALACAK.
HESABIMIZ AHİRETE BU BÖYLE YARIM KALMAYACAK...
İŞ HAYATINDA YANLIŞ YOLU SEÇTİ BABAM KANDIRILDI SONRA DA DÖNÜŞ OLMADIĞİ İÇİN...
DEMİRİ DEMİRLE DÖVDÜLER
BİRİ SICAK BİRİ SOĞUKTU.
İNSANI İNSANLA KIRDILAR
BİRİ AÇ BİRİ TOKTU...

HANİFEM TÜRKÜ SEVEN ÖZLÜ SÖZ SEVEN DOSTUM OLARAK SORSAM SANA BU SÖZLER YERİNİ BULMUŞMU DAHA CAN YAKAN SÖZÜN VARMI...
SEVGİLERİMLE ÖPTÜM...

Hanife Mert dedi ki...

Merhaba Banucum.
Yorumun da sorunda ilginç geldi bana. Her ne olursa olsun insan aslını inkar etmemeli. Kötülük yaşadık diye doğduğumuz yada hayatımızın geçtiği bir şehri yok sayamayız. Orada da iyi insanların olabileceğini unutmamak gerekir diye düşünüyorum.
Rahmetli babanın mezar taşı yazısına gelince; bana soruyor ve fikrimi önemseyecek isen, ben derim ki mezar taşına hiç bir şey yazma. Taşa yazmak hiç bir şeyi değiştirmeyecektir. Herkes yaşadığının hesabını mutlaka Rabbine verecektir. Sen babanı affet, O yaşaması gerekeni yaşamaış veya yaşatmış. Oyüzden yaşanmış ve bitmiş gözü ile bakmak geçmişi değiştirmenin mümkün olmadığını düşünmek seni rahatlatacaktır. Babana bol bol dua et derim sevgili Banucum.
Sevgilerimle...

Banu dedi ki...

Merhaba Hanifecim.
Cevabın için çok teşekkür ederim.
Bana göre tarafsız cevap verecek sensin kimseyi tanımayan sadece dost olarak danışılan kişisin.
Tamam canım şimdi yazıyı durdurm çook doğru yazmışsın belkide ben bu dürtüyü bekliyordum...
Ama insan oğluyum içimdeki kavgayı susturamayıp böyle bir şeye kalkıştım...
Hanifecim yok ben aslımı inkar etmiyorum da dede ekmeğiyle büyüdüğüm için dilim varmıyor kayseriliyim demeye yangın büyük hiç bir zaman gitmiyeceğim şehir gidemiyeceğim yer kayseri... Ama bak Rahmetli babamın anısına yöresel yemeklerimizi yapıyorum ayrı bölüm açtım blogda yeni Kayserinin tarifleri de yayın sırasını bekliyor pehli - kovalamaca nefisler denemeni tavsiye ederim:)
Elbette her memleketin iyisi kötüsü var. Yaram var kanıyor öyle diyorum türkü bi başka dokunuyor bana ben dilim varıp söyliyemiyorum... Bide çook kayserili dostum var ama malesef kan bağı olmayan kayserililer dostum...
Benim ilk kitabım şiir çırpınış hani biraz çiğ ilk aşk kitabı demiştimya şimdiler de hazırlandığım anamın benden tek isteği de bu yalan dolu hayatlarının kitabı ortalam çıkışı için 5 senesi var zor yazmak da annem çook istiyor kısmet...
Kocaman sevgilerimle canım blog dostum...
Not: annemde senin yazınlarını takip ediyor selamı var...

Hanife Mert dedi ki...

Teşekkür ediyorum Banucum. Sen en güzelini yaptın. Hesabını Allah'a bırak. Diğer taraftan herkes yaşaması gerekeni yaşarmış. Yapabiliyorsan babana dua et. O yaptıklarının hesabını Allah'a verecektir. Kim zerre kadar iyilik yaparsa karşılığını, kim de zerre kadar kötülük yaparsa karşılığını alır.(Zilzal/7)
Kayseri yemekleri ile ilgili sayfan hayırlı olsun.Fırsat buldukça uğrarım severim Kayseri yemeklerini. Mantısı, Kayseri yağlaması... güzel olur. Ayrıca şiir kitabında hayırlı olsun. İnşaallah diğer kitabını da çıkarma fırsatı bulursun.
Annene teşekkür ettiğimi selam ve saygımı ilet.
Gönlünüzce bir hafta sonu diliyorum.
Sağlıcakla...

Adsız dedi ki...

Dediklerine göre kız gelin gidiyor ve annesi ölüyor annesinden haber alamıyor kocası vurdum duymaz biriymiş. Türkü kızın annesine olan özlemini ve kaynanasının ona yaptığı eziyetleri anlatıyormuş. Bana acil gerçeği yazar mısınız? Bu mu doğru sitede yazan mı?...