23 Eylül 2016 Cuma

EYLÜL HÜZÜN VE BEN

                    
Hüznün ayı, hazan mevsiminin başlangıcı Eylül. Yazdan kalma duyguların,düşüncelerin, hoyrat hayallerin, boşa geçen zamanların yorgunluğu kırgınlığı içinde yeniden toparlanacak olan hayatın, hüzünle kaplı rengi Eylül. 
 Şiirlere konu olmuş şaire ilham vermiş, adına romanlar yazılmış, hüzünlü şarkılar bestelenmiş ayın adı Eylül. Sonun başlangıca gebe olduğu aydır Eylül.
  Her Eylül gelişinde içimi tarifsiz bir hüzün kaplar. Etraf sessizliğe bürünür. Sıcak yaz günlerinin sona ermesiyle, tatlı tatlı esen hazan rüzgarlarının sesi eşlik eder yalnızlığıma.
Oturduğum sandalyeden izliyorum pencereme vuran güneşi. İnce bir tül gibi üzerimize serilen Eylül’ün kadife sıcaklığını hissediyorum. Çokça sarı demektir eylül; biraz da o yüzden bu yürek burkulması. Çokça isyan taşır içinde, çokça yalnızlık, çokça hüzün; usulca gelen ilk habercisi güzün…

    İlkbahar ve yaz aylarında yemyeşil bir tomurcuk iken, etrafa canlılık güzellik katan yeşil yaprakların, sararıp kızararak  hazana dönüşmesi. Sevdiceğinden ayrılan, acısını ve gözyaşlarını yüreğine gömen bir sevgili edasıyla, çaresiz hüzne dönüşen dallar. Yaprağın kaderiymiş düşmek.
Düşen ve hışırtılı sesleriyle sağa sola savrulan yapraklar bize neyi ima eder bilinmez..
 Lakin bilinen bir şey var ki; o da hiç bir şeyin süreklilik göstermediğidir.. Güzelliğin, mutluluğun, canlılığın,sağlığın gençliğin ve hayatın bir gün son bulacağı gerçeği ile yüzleşmesidir.
 Tatlı tatlı esen sonbahar rüzgarlarının ardından yağan yağmurlar da, sona eren son bulan güzellikler için dökülen göz yaşını andırır adeta... Doğanın bu sessiz çığlığı  ne çok şey anlatır, anlamak isteyene…

İnsan da öyle değil mi? Ne zaman son bulacağı belli olmayan hayat yolculuğunda, yemyeşil bir yaprak gibi etrafa ışık canlılık saçarken, ışık olur kimilerine, mutluluk huzur verir. Kimine rehber olur. Sevgi tohumları eker sevgisiz gönüllere... Dost olur, yaren olur. Kardeş olur kimine, kimine eş, kimine arkadaş olur. Kimine tutunacak bir dal olur... Ve bir gün gelir, kendinden gidenlerle kaybettikleriyle yüzleşir. Ne olduğunu anlamadan, tıpkı kuru bir yaprak gibi savrulup durur dünya denen bu hanede.
  
Hiç ummadığı bir anda acı acı verilen bir sela ile irkilir. Hüzün dolu bir sesle sarsılır. Acı bir haber! Ölüm karşısında çaresizliği fısıldar habersiz yüreklere. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı sözün bittiği yerdir burası…
  
Gidenin ardından çaresiz bakakalırız. Gönül gözümüzü açmak için bir çağrı mı sizce hazan mevsimi? Ölümü, yokluğu, çaresizliği, hiçliği çağrıştırması adına.. Bilinmez ama Eylül hüzündür hep...
Eylül İşte! hüznün değişmez adresi.. Eylül bu! acıtır... Acıtır da zamanla acıya da alıştırır.


Muhabbetle,
Hanife Mert