28 Ekim 2013 Pazartesi

Cumhuriyet Bayramımızın 90. Yılı Kutlu Olsun.


"Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun idare Cumhuriyet idaresidir."

                                                                                            
Cumhuriyet, Türk milletinin yüzyıllar boyunca, özgürlük ve bağımsızlığı uğruna çektiği acıların ve top yekün mücadelenin sonucunda kazandığı zaferin ürünüdür. 1923 yılında ona en uygun olan, ona yakışan yaraşan bir yönetim biçimi olan Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Cumhuriyet bir yaşam biçimidir. Çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmada bir köprüdür. O bir Fazilettir, erdemdir, bağımsızlıktır. Atatürk'ün bize armağanı, gözümüz gibi sahipleneceğimiz bir emanettir.

Bütün çekilen çilelerin, yapılan fedakârlıkların bilincinde olmalı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilelebet yaşamasını sağlamak için var gücümüzle mücadele etmeli. Bu mesuliyeti bizden sonraki nesillere aktarmak  hepimizin boynunun borcu olmalıdır.


Bu vesileyle Cumhuriyeti kurarak bizim özgür bağımsız bir ülkede yaşamamıza vesile olan başta Gazi Mustafa kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile, canını bu vatana feda eden tüm  şehit ve gazilerimizi minnet ve şükranla anıyoruz. Cumhuriyet Bayramımız  hepimize kutlu olsun.

Hanife MERT











27 Ekim 2013 Pazar

Gülçin Nur'un Mimi.



Sevgili Gülçin Nur'da bayramdan önce beni mimlemişti. Malum sebeplerden dolayı geciktirdim.Lafı uzatmadan cevaplara geçmek istiyorum;
*Evde yalnız kaldığınızda ne yaparsınız?

-Evde yalnız kaldığımda öncelikle ev işlerimi yaparım. Daha sonra çay ya da nescafemi alır bilgisayarımı açar bloğlarıma bakarım, ruh halim müsaitse yazılarımı yazarım,kitap okurum, müzik dinler tv de ilgimi çeken bir proğram bulursam onu izlerim, ya da uzun süredir görüşemediğim arkadaş, eş dost, akrabalarımla telefon görüşmesi yaparım.

*hakkımda 20 gerçek*
- Doğru ve dürüst olmaya özen gösteririm
- Cana yakın ve sıcak pozitif bir yapım olduğu söylenir.
- Mümkün olduğu kadar hoş görü ve alçak gönüllü olmaya gayret ederim.
- Sahiplenme ve sadakat hissi çok fazla gelişmiştir.
- İnsanlarla kolay anlaşırım. 
- Yardım etmeyi, insanların sıkıntılarına ortak olmayı çok severim.
- Güven benim için çok önemlidir. Verdiğim söz benim için senet hükmündedir. Mutlaka yerine getirmem gerektiğini düşünürüm. O yüzden söz verirken ince eler sık dokurum.
-Yaptıklarımdan kolay kolay pişmanlık duymam. Pişman olacağım kararlar vermekten kaçınırım.
-İçi dışı bir olan biriyim. Öyle içten pazarlıklı hesapçı biri değilim.
- Hiç kimseye karşı kötü bir düşünce içine girmem. İnsanları severim. Dürüst, mert, açık sözlüyümdür. 
-Kıskanç değilim. Sevdiklerimin sahip oldukları her şey beni mutlu eder.
-Kolay sinirlenmem ama eğer sinirlenirsem de yıkar geçerim. İnatçı değilim. Önceleri ölümüne inatçıydm. O yönümü törpüledim, artık değilim :)
- Hislerim kuvvetlidir. Çoğu şeyi hissederim.
- Kişileri kolay yargılamam. Her durumda empati kurmaya özen gösteririm. .
-Okumayı, yazmayı, her konuda sohbet etmeyi severim.
-Güzel ahlak, edep, saygı olmazsa olmazlarımdandır. Saygısızlığa asla tahammülüm yoktur.
-İnsanın kendi ile barışık olmasını ve ruh dünyasını ihmal etmemesi gerektiğini düşünürüm. Çünkü insanın aradığı merak ettiği her şey kendinde gizlidir. Orası bir deryadır bilene. 
- Ev temizliği dışında takıntılarım yoktur. Ancak bazı adetlerin ve ananevi davranışların devam etmesi konusunda birazcık çaba gösteririm.
- Çocuk yetiştirme konusuna çok önem veririm. Milli ve manevi değerlerimi ilgilendiren konularda asla duyarsız kalmam. Elimden her ne geliyorsa neyi yapabiliyorsam onun gereğini yerine getirmeye gayret ederim.
- İnanç konusunda araştırma öğrenme imkanlarım dahilinde yaşama ve bildiklerimi paylaşmaya özen gösteririm. Benim yapmadığım bir şeyi kimseye tavsiye dahi etmem.
-İnsanların arkasından konuşmak ya da gıybet etmek hiç sevmediğim davranıştır. Eğer bu eylemi yapmışsam mutlaka ilgiliye uygun bir dille arkadan bunları söyledim derim. Yüzüne söyleyemeyeceğim bir şeyi zaten arkadan konuşmam.
-Sorunlarla çok fazla ilgilenmem. Daha çok çözümü ilgilendirir beni. Eğer bir sorun varsa mutlaka onun bir de çözümü vardır derim ve bulmaya çalışırım. İnsanları, hayvanları doğayı çok severim Yaratılanı severim Yaradandan ötürü...

Sevgili Gülçinciğim lütfen beni bağışla. Mimini cevaplamayı geciktirdim. Deeptone yazdığım nedenlerden dolayı...Teşekkür ediyorum, sağlık ve mutluluklar diliyorum.
Sevgi ve muhabbetle.

Hanife MERT

*Dileyen dostlar bu mime cevap verebilirler...

DEEPTONE (SADE VE DERİN) MİM'İ

Sevgili deeptone (SADE VE DERİN) beni mimlemişti. Aradan uzun zaman geçmesine ve bu mim olayında acemi olmam ve en önemlisi de kış temizliği, bayram temizliği, seyahat gibi nedenlerden dolayı ilgilenememiştim. Sevgili deeptone sözümü tutuyor ve mimi cevaplıyorum. Bu mim sanki bizim ortaokulda, lisede iken anket defterimiz olurdu. Hatırlayanlar vardır mutlaka... O anket defterindeki sorularla benzeşiyor. Sözü uzatmadan soruları cevaplamaya çalışayım;
1. En çok kırıldığın/incindiğin kelime?
- Öyle direk beni kıran belli başlı bir kelime yok. Kırılmak ve incinmek benim ruh halimle alakalıdır. Bakarsınız hiç kırılınmayacak basit bir kelime veya mimik hareketi kırar, ya da gerçekten kırılınması gereken bir kelimeye de kırılmam.
2. "Herkesin kullandığı bir kelime olur, ama senin için bir insan olur, o özel insan o kelimeyi kullanınca "alınırsın" ne düşünüyorsun?
- Benim için özel olan bir insanın bana kullandığı kelime de özeldir. Bu nedenle başkasına kullanması beni üzer.
3. Seni en çok duygulandıran şarkı?
- İçinde özlem, hasret, vuslat barındıran her hüzünlü şarkı türkü beni duygulandırır.
4. Daha önce seni bırakan birisi geldi senden ikinci şans istedi sen de verdin ama buna rağmen yine bırakıp gitti...Şimdi pişman! Ne yaparsın, ne hissedersin?
- Bu soruyu pas geçiyorum.
5. Nefret mi Aşk mı?
- Nefret etmekten nefret ederim. Aşk, sevgi, dostluk.
6. Birinin kalbini kırdığında nasıl gönlünü alırsın?
-İlk olarak ondan özür dilerim. O da kabul edecektir.
7. Nasıl ağlarsın? Bağırarak mı? İçine akıtarak mı?
-Duruma göre değişir. Genelde sessizdir ağlamalarım.
8. En korktuğun şey?
-Bu soruyu da pas geçiyorum.
9. Ruhun sıkıldığında ne yapmayı seversin? Kendini nasıl sakinleştirirsin/dinlendirirsin?
- Ruhum sıkıldığında dua ederek, konuşarak, müzik dinleyerek ve okuyarak sakinleştiririm kendimi.
10. Bazen kızılmasından hoşlanırsın, peki en çok ne için kızılmasını seversin?
- Kızılmasından pek hoşlanmam.
11. Şiir/müzik/öykü/deneme?
-Hepsi desem.
12. En son ne için ağladın?
- Annemin rahatsızlığı için ağladım.
13. Birinde hemen etkilendiğin özellik?
Cana yakınlığı, sakin ve güler yüzlü olması.
14. Dayanamadığın şey?
-Yalan ve iftira
15. En sevdiğin duygu?
Sevgi, dostluk.




Bu sorulara cevap vermek isteyen, arzu eden herkes mimlidir...

Sevgilerimle.

Hanife Mert

17 Ekim 2013 Perşembe

Gesi Bağlarında Dolanıyorum Türkü Hikayesi



Gesi Bağları’nda dolanıyorum
Yitirdim yarimi (anam) aranıyorum
Bir çift selamına güveniyorum
Gel otur yanıma hallerimi söyleyim
Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim
***

Bu hüzünlü türküyü muhtemelen hepimiz bir şekilde dinledik..Bazı yerlerde her ne kadar oyun havası tarzında çalınsa da özünde bir kadının feryadıdır, kendisini bırakıp giden sevdiğine ve gurbete gelin gönderen ailesine... Kadın olmak her dönemde zordur, özellikle de onlarca yıl önce kadının birey olarak değer görmediği yıllarda Anadolu’nun bir köyünde ailesinden sevdiklerinden ayrı bir kadın olmak… Hikayemize konu olan kadın da bu tarzda zorluklar karşısında feryadını bir türküyle dile getirmiş ve yıllar boyu aynı acıları çeken insanların hislerine tercüman olmuş. Ayrılık acısını dile getiren en güzel türkülerden birisidir “Gesi Bağları”…
Gelelim hikayemize…
Bundan yıllar önce, insanların yolculukları binek hayvanları ile uzun sürelerde yaptığı, elektriğin, telefonun, motorlu ulaşım araçlarının olmadığı devirlerde, insanlar için hayat günümüzdeki kadar kolay değildi. Teknolojinin getirdiği günümüz imkanlarının bir anda olmadığını düşünün… Günümüzde temel ihtiyaç olan çamaşır makinesi, buzdolabı, elektrikli süpürge, cep telefonunu bırakın telefon bile yok… Saatler hatta dakikalarla ifade edilen sürelerde gidilebilen yerlere gün ya da günler süren yolculukla türlü tehlikeleri göze alarak gidilebildiğini düşününün. Ne kadar zor değil mi? Özellikle genç nesiller için temel ihtiyaç olan ve kolaylıkla aileleri tarafından alınan cep telefonlarının olmadığını bile düşünmek en büyük işkencedirJ İşte öykümüz hayatın teknoloji nimetlerinden yoksun olduğu ancak insan ilişkilerinin, toplumsal dayanışmanın yeterince önemli olduğu, bu dönemlerde geçiyor…
Geçmiş dönemlerde bir ailede kız çocuğu doğduğu zaman ona ölü gözüyle bakarlarmış. Zira o dönemlerde bu çocuk büyüdüğünde başka bir eve gelin gidecek ve belki ailesi ile bir daha hiç görüşemeyecek… Kendi evinde misafir, gelin gittiği evde ise yabancı olarak, dışarıdan gelen “gelin” olarak muamele görecek… Bir mecliste sessizlik oldu mu “kız doğmuş gibi neden sessizsiniz” denmesi ya da her tarafın ışıklandırıldığı bir ortamda “oğlan doğmuş gibi neden her taraf yanıyor” denmesi kız çocuğunun daha doğarken kaderinin ne olacağını gösterir gibidir.
Vaktiyle köyün birinde kaderi daha doğarken yazılan bir kız çocuğu dünyaya gelir. Kendisi için hiç de kolay olmayan bir dünyaya gözlerini açar. Genç kız olup evlenecek çağa geldiği zaman ise Gesili bir delikanlıya gönlünü kaptırır. Delikanlı da onu beğenir. İki gönül bir olunca büyükler yola düşer. Delikanlın ailesi Gesi’den kalkıp kızın köyüne gider ve kızı isterler. Adetler töreler derken düğün günü gelir çatar. Bir yanda sılası bir yanda sevdiği… Yüreğe söz dinletmek zordur. O da dinletemez ve gönlünün açtığı yola seve seve koyulur ve düşer kocasının peşinden Gesi yollarına…
Gesiye girerken yollar ayrıldı
Bindim arabaya başım çevrildi
Selvi saçım sol yanıma devrildi
Ölüm olamasın ayrılık olsun
Bize sebep olan içten vurulsun
İlk günler, cicim ayları, elbette her evlilikte güzeldir. İlk zamanlar sevdiği yanında mutlu bir hayat sürmeye başlar. Yaşamak için yemek, yemek içinde para gerekli.. hayatın idamesi için çalışmak gerekli. Eğer ekip biçecek toprak da yoksa insan gurbete mahkumdur. Sevdiği de evin erkeği, çalışmak zorunda… para kazanmak zorunda… mecburen evinden ayrılıp çalışmaya gurbete gider. Elleri kınalı taze gelin, her ne kadar durumdan mutsuz olsa da, kaderine boyun eğer.
Gesi bağlarının gülleri mavi
Ayrıldım yârimden gülemem gayri
Alımı yeşilimi giyemem gayri
Yas tutsun ellerim kına yakamayayım
Kör olsun gözlerim sürme çekemeyeyim
Ayrılığın ilk günlerinde yaşama hevesini canlı tutan yar mektupları gelin kıza taze kan olur.. Ancak gel zaman git zaman sevdiğinden gelen iki satır mektuplarında ardı kesilmeye başlar.
Gesi bağlarında has nane biter
Bana bir hal oldu ölümden beter
Sevdiğimin ettiği canıma yeter
Yaz yaz mektubu postaya bırak
Varamam yanına yollar uzak
Sevdiğinin yadigarı çocuk da dünyaya gelince hayat evli, çocuklu ve yalnız bir kadın için tüm zorluklarını göstermeye başlar…
El kadar anlımda türlü türlü yazım var
Evvel başımdı şimdi körpe kuzum var
Bir rivayete göre kocası gurbette vefat eder, bir başka rivayete göre de başka bir kadınla evlenip hayatına orada devam eder. (Türkünün özgün metninde buna dair bir ibare bulunmamaktadır.)
Kocasından haber alınamayınca, kocasının ailesi ile yaşamaya da mecbur kalır. Çünkü köyüne gidemez artık, kız çocuğu evine geri ancak kefeniyle dönebilir… Bir de çocuk var.. ya çocuktan ayrılık ya da her türlü cefaya katlanmak… Hani dedik ya kadın kendi evinde misafir, gelin gittiği evde de sonradan gelen yabancı olarak hayatını sürdürmeye devam eder diye. Ancak bu yabancı olma halini kocasının ailesi de fazlasıyla hissettirir. Bir yandan kayınvalidesi, diğer yandan kayınbabası ona hayatı zindan ederler. Ancak o tüm olan bitenleri alın yazısı olarak nitelendirir...
Gesi bağlarında gülünen çayır
Ana ben ölüyorum başını çevir
Kaynatam imansız güveyin gavur
Ne diyeyim ağlayayım alın yazısı
Kader böyle imiş onmaz bazısı
Daha sonra ona ne oldu bilinmiyor ancak feryadını tüm insanlığa miras bıraktığı türkü ile dillendirmeyi başarmıştır. Anadolu insanı bu türküyü ondan almış, onu ve türküsünü bağrına basmış, ölümsüzleştirmiş. Ondan sonra bu acıları yaşayan herkes için adeta bir marş olmuş ve üzerine kendi acılarını ekleye ekleye türkü bu günlere gelmiştir.

Türkünün mevcut 104 kıtası bulunmakla birlikte bunun çoğunluğu aynı acıları paylaşan insanlar tarafından eklenmiştir.


Yöresi : Kayseri
Kaynak Kişi : Ahmet Gazi AYHAN
Derleyen       : Mehmet KAYA

15 Ekim 2013 Salı

Kurban Bayramınız Kutlu Olsun...

Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan ancak sizin O'nun için yaptığınız gösterişten uzak amel ve ibadettir. Size doğru yolu gösterdiğinden, Allah'ı yüceltmeniz için onları böylece sizin buyruğunuza vermiştir. ( Ey Muhammed)İyilik yapanlara müjde et. (HACC /37)

Bayramlar bireylerin toplum olarak bir arada yaşamasına olanak sağlayan, onlara paylaşmayı, yardımlaşmayı, saygı duymayı, sevmeyi, şefkat ve merhametli olmayı sağlayan manevi harçlardır. Her yıl daha üst basamaklara çıkarmamız gerekirken, çıkarmak şöyle dursun bayramları bayram tadında yaşamaktan uzaklaştık. Kurban kesmeyi katliam olarak değerlendirip yardımlaşmaktan uzaklaştık, aile fertlerinin yılda iki kez de olsa bir araya gelmesini, sevgiyle kucaklaşmasını sağlayan bayramları,tatil niyetine kullanıp, büyüklerimizden uzaklara kaçtık. Bir “el öpmek”ten bile kaçındık. Sonra da sevgiye ve saygıya hasret, ya da yabancı bir toplum haline geldik… Bayramlaşmak tek kişiyle yapılacak bir eylem değil… Birbirimizle, her birimizle ayrı ayrı bayramlaşarak, onun hazzını yaşayacağız ki, sevincimizi paylaşabilelim.

Klışeleşmiş bir söz vardır, hani hepimizin geçmişe olan özlemini ifade etmek için kullanırız. ”Nerede o eski bayramlar.” cümlesi ile başlayan, her birimizin hayalinde farklı anıları çağrıştıran bir söz..Oysa hiç birimiz eski bayramları bayram yapan o dönemlerde yaşayan insanımızın kültürel, milli ve manevi değerlere olan bağlığını sorgulamayız.. Elbette eski bayramlar çok güzeldi. Çünkü eski bayramları güzelleştiren güzel zihniyette olan güzel insanlardı. İnsanların düşünce ve hayat felsefeleri değiştikçe bayramların da ifade ettiği anlam değişime uğradı.

 Eski örf ve adetlerin yerine modern dünyanın makineleşmiş düşünceleri,kuralları hakim oldu. İşte bu sebeple eski bayramların saflığını, güzelliğini, sevincini, yardım severliliğini insanı huzura mutluluğa boğan günlerini özler olduk..

Dileğim odur ki; bayramların bayram tadında, bayram sevincinde yaşanması, küsleri barıştıran, insanları kaynaştıran, açları doyuran, savaşları sonlandıran, çocukları sevindiren, ülkeme, milletime tüm insanlık alemine barış, sevgi, saygı, güven, adalet, huzur ve mutluluğu hakim kılan bir dünyada bayramı yaşamak...

Bayramlarınız bayram tadında geçsin...
Hanife Mert

2 Ekim 2013 Çarşamba

Adımız Andımızdır!!

Her sabah günün ilk ışıklarıya yavrularımızın kararlı, gururlu, coşkulu sesleri ile günaydın sevgili arkadaşlar diye başlayan;  Türküm, doğruyum , çalışkanım… diye devam eden dostuna güven düşmanına korku salan yaklaşık seksen yıldır  ilkokullarda çocuklarımızın okuduğu andımızı  23 Nisan 1933 yılında Türk çocuklarına armağan eden  Dr. Reşit GALİP’tir.
Prof. Dr. Afet İNAN, “Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler” adlı eserinde (s. 213) Dr. Reşit GALİP ve “AND” hakkında şunları yazmıştır:
“1933 yılının 23 Nisan Çocuk Bayramı idi. O, heyecanla Çankaya Köşkü’ne geldiği vakit, Atatürk’ün yanında bana bir kâğıt uzattı ve şunları anlatmaya başladı. “Sabahleyin ilk bayramlaşmayı kızlarımla yaptım. Onlara bir şeyler söylemek istediğim vakit, bir and meydana çıktı. İşte Cumhuriyetimizin 23 Nisan çocuklarına armağanı” dedi:
Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Bu sözler, Türk çocukları tarafından o yıldan beri tekrarlanmaktadır. Vatanperver Dr. Reşit GALİP, evvelâ bir baba olarak bu hisleri duymuş; sonra da Millî Eğitim Bakanı olarak okul çocuklarına bu andı içirmişti.”
Millî Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu 10 Mayıs 1933 tarih ve 101 sayı kararı ile bu “Öğrenci Andı”nı, idealist Millî Eğitim Bakanının belirttiği şekilde uygulamaya koymuştur.
Talim Terbiye Kurulu’nun bu kararına göre, öğrencilerin her gün tekrar edeceği “Öğrenci Andı” ile ilgili olarak Millî Eğitim Bakanlığı, metni bu yazımızın sonuna alınan 18 Mayıs 1933 tarih ve 1749/42 sayılı genelgeyi yayımlamıştır. “Öğrenci Andı”nın amacı ve söylenirken nelere dikkat edilmesi gerektiği bu genelgede açıklanmıştır. 29 Ağustos 1972 tarih ve 14291 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan ilkokullar yönetmeliğinin 78. Maddesinde “Öğrenci Andı”na aşağıdaki son bölüm eklenmiştir.
“Türküm, doğruyum, çalışkanım; yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.Ey bu günümüzü sağlayan, Ulu Atatürk; açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim.

Ne mutlu Türküm diyene”
“Öğrenci Andı”nın bugün söylenmekte olan metni, Millî Eğitim Bakanlığı Tebliğler Dergisi’nin Ekim 1997 tarih 2481 sayısında yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin 10. Maddesiyle belirlenmiştir. Bu maddeye göre ilköğretim okulunda öğrenciler, her gün dersler başlamadan önce öğretmenlerin gözetiminde topluca aşağıdaki “Öğrenci Andı”nı söylüyorlar.

“Türküm, doğruyum, çalışkanım.İlkem, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime and içerim.Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.
Ne Mutlu Türküm Diyene!”
İlköğretim okullarında öğrencilerin, her gün dersler başlamadan önce öğretmenlerin gözetiminde topluca söyledikleri “Öğrenci Andı”nın amacı, anlamı ve öğrencilere nasıl kavratılacağı,metni aşağıya alınan 18 Mayıs 1933 
 tarih ve 1749/42 sayılı Bakanlık genelgesinde çok güzel açıklanmıştır.
Amacı;
Her öğretmenin ve her okul yöneticisinin bu emri dikkatle okuması ve uygulaması gerekir.
Öğrenci andında yer alan her sözde ve anlamında Türk Millî Eğitiminin amacının özü vardır. Andda geçen her sözün ve ettikleri yeminin anlamı öğrencilere iyi kavratılmalı. Öğrenciler, okul içinde ve okul dışındaki hayatlarında, her sabah söyledikleri anda göre hareket ederek “doğru” ve “çalışkan” olmalı. Küçükleri korumalı. Büyükleri saymalı. Yurdunu ve milletini özünden çok sevmeli. Yükselmeyi ve ileri gitmeyi “ülkü” edinmeli. Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe durmadan yürümelidir. Yeri gelince varlığını, Türk varlığına armağan edebilmelidir.
Öğrencilerin okul içinde ve okul dışındaki davranışları, Andda söyledikleri sözlere ve ettiği yemine uygun olmalıdır.

30 Eylül 2013 tarihinde Türkiye  Cumhuriyeti Devleti' nin başbakanı tarafından demokratikleşme paketi adı altında yayınlanan paketin maddelerinden biri ile kaldırıldı.Görülen o ki, Türk çocuklarının büyük bir coşku ile verdiği söz and demokrasiye aykırı gelmiş.
Yavrularımızın o küçücük yüreklerine zihinlerine ilmek ilmek işlenen andımızda , doğruluk, çalışkanlık, büyüklerini saymanın, küçüklerini sevmenin, vatanını canından aziz bilecek kadar kutsal olduğunu öğrenmesi, Atasının gösterdiği ilim ve irfan yolunda ilerlemesi için söz vermesi, and içmesi sağlanmakta idi. Bu Türk Milletinin yansıması olarak, Türk çocuğundan alınan sözün demokratikleşmeye aykırı olarak görülüp kaldırılması hepimizi derinden üzmüştür. 

Ancak şu bilinmeli ki! Türküm diyen kendini "TÜRK" gibi hisseden her "TÜRK", çocukluğunda verdiği anda söze, son nefesine kadar kadar sadık kalacaktır. 
           
                 NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
                        Hanife Mert