31 Aralık 2012 Pazartesi

Yeni Yılınız Kutlu Olsun..


Her bitiş  yeni bir başlangıca gebedir. Bitişler hüzün, başlangıçlar ise umut ve sevinci müjdeler.
Yeni yılda yeni umutlar yeşersin yüreğinizde, sağlık, huzur,mutluluk, dostluk duyguları kök salsın gönlünüzde . sevdiklerinizle, mutlu ve umutlu yıllar sizin olsun.
Ülkemiz ve dünya insanlığı adına, yanan yüreklerin son bulduğu, savaşların sonsuza kadar bittiği,adaletin sağlandığı,sevgi, barış ve kardeşliğin hakim olduğu bir yıl olması dileğim, her zaman ki…

Mutlu Yıllar



Hanife MERT

27 Aralık 2012 Perşembe

Din ve Gençlik...

Genel olarak gençlik; dini anlamda bazı şeyleri hep somut anlamaya çalışıyor. Konuyu manevi anlamda algılamaları çok zayıf. Belki sormak sorgulamak ve niçin diye araştırarak bir konu hakkında bilgilenmeye çalışması faydalı ancak, çoğu kere olumsuz neticeleniyor. 
Neticede öncelikle” iman” işin esası. Önce iman sonra tahkik, taklidi imandan tahkiki imana geçmek…Şu an en güçlü iletişim aracı medyanın yaptığı da zaten insanları gençleri kendi inancından bir şekilde uzaklaştırmaya çalıştırmak…Bana göre de bunu en iyi sorgulatmak ve niçin dedirterek somut şeylerde soyutu arattırmaya yönlendirmesi kafa karıştırıyor ve elbetteki sonuç mümkün olmuyor ve bir gün karşınıza içi boş bir iman olan, kimlikte islam yazan bir durum ortaya çıkıyor. 
İnsan bir kimliğe bürününce her yönüyle örnek olması gerekir. Bu anlamda bilinçli ve devamlı olmalı… Toplumun çok iyi örnek kimselerin olmasına gerçekten çok htiyacı var. 
Hem görüntüsüyle, hem yaşamıyla, konuşmasıyla, ahlakıyla…Bunun da tek yolu; Peygamberi ahlakla ahlaklanmaya çalışmaktan geçiyor. Başka türlü değil,Onu tanımakla ,İslamı bilmekle mümkün. Örneğin örtü konusunda; etrafta bazı acayip örtünenler görüyorum.Örtünüp de onlar gibi ahlaki davranışlar sergilemektense bırak farklı olsun… 
Kuru cahil bir takım işleri yapınca sonuç kötü oluyor. Ben bazen sokakta çarşaflı kimseleri görünce acaba bunlar niye böyle diye onlara değil de, kendime sorarım. Eğer bilinçliyseler böyle olmamaları lazım derim, yok eğer değillerse sırf iyi niyete kötü örnek oluyorlar diye düşünürüm. Çünkü onları görenler gerçek islamda bu tarz giyim şeklinin olduğunu düşünüyorlar, ve bize, müslümanlara kötü gözle bakıyorlar, dışlamaya çalışıyorlar. Zamanla her şey değişti.Çerceve esas olmak üzere esası kaybetmememiz lazım, yoksa içi boş şekillere kalıyor. 
din= sakal 
din=örtü 
din= şalvar 
din=çarşaf oluyor.. 
Oysa peygamberimiz(s.av) tek kelimeyle ne güzel özetlemiş İslamı; “ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmuştur. Güzel ahlak insanın kendisine başkasına ve Yaradanına karşı iyi birey olması demek değil mi? Başkasına karşı iyi birey olan başkasını rahatsız edecek giysi giyer mi? Kendi dışında ötekine karşı yararlı olacak kişi, hem sözel, hem davranışsal hem de görüntü olarak aykırı olur mu?
YAŞAR GEDİKLİ
(Kabri nur, makamı cennet olsun,Allah  rahmet eylesin.)

20 Aralık 2012 Perşembe

İnsanın Kendini Bulması



"Yüzünü görmek isteyen cama bakar, özünü görmek isteyen cana bakar" der büyük düşünür, gönül ustası Mevlana.
İnsanlar çeşit çeşittir. Kiminin  yüzeyseldir  bakışı.
 Gördüğü anlıktır, geçicidir. Bu görüş kısa sürelidir, sade ve basittir.
 Samimi değildir, kısa sürelidir ilgisi. Sürekliliği, başkasına benzemeye çalışmakta,örnek almakta ve   taklit etmekte bulur.
Böyle insanın, varlığı ve yokluğu birdir fark edilmez. O,  ne kendisi ne de başkası olur. Kendi hayatı hakkında  başkaları etkilidir. Kendi hayatının hakimi olamayan, başkasının hayatına nasıl renk katabilir ki?
Kendi olamayan insanlar sürekli “sorun” olurlar. İnsanı ve insanlığı ilgilendiren basit bir sorunu dahi çözmekten çözmeye çalışmaktan uzaktır. Onları ilgilendiren olayın, insanların,  görünen yüzüdür.
Kiminin ise candandır bakışı özündendir. Sıcacıktır, samimidir.  Uzun zaman alır.  Kendini  bilmek, tanımak, anlamak ve öze inmek  ister. Orada görmek istediği değil, var olanı bulur... Kendi olur, kendini bulur.Kendini bulan Rabbini bulur.Rabbini bulan huzura erer..
Peki siz hiç 'kendiniz' olabildiniz mi?  kendinizi bulabildiniz mi? Ya da insan gerçekten “kendi” olabilir mi? Aradığı kendini bulabilir mi?
İnsanın kendi olması kendini tanımasıyla mümkündür. Mevlana'nın ifadesiyle özünü görmesi ile, özüne inmesiyle gerçekleşir. Bu çok kolay değil elbet. Uzun mücadelenin, araştırmanın bir sonucudur. İnsanın kendini bulması, kendi değerinin farkına varması ile başlar.Özünde barındırdığı cevherin farkına varması onu, neden, nasıl ve niçin sorularının ayırdında buluşturur. Kendine empoze etmeye çalışılan dayatma öğretilerin doğruluğunu sorgulamadan kabul etmez.
Düşünmelidir insan, sorgulamalıdır, araştırmalıdır, sorular sormalı ve cevapları bulmak için her kaynağı incelemelidir.İnsanı sorgulamalı, yaşamı sorgulamalı, yaşadıklarını sorgulamalı. Empati kurabilmeli, objektif bakabilmeli...
Özüne inebilen insan, kendini büyük bir sevgi denizinin içinde bulur. İşte o zaman, insafa ve izana gelir. Hayvanlara, çiçeklere, insanlara,yaradılan her şeye  her zaman ve her koşulda sevgiyle,şefkatle yaklaşır. Dedikodu, korku, kaygı, endişe, öz güven eksikliği, öz saygı eksikliği, öfke, huzursuzluk ve diğer tüm olumsuz duygular yerini keyifli bir dinginlik ve huzur haline bırakır. 
 Yunus Emre;
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendin bilmezsen 
Ya nice okumaktır
dörtlüğünde belirttiği gibi, kişinin sadece ilim sahibi olması yeterli değil.Kendini de bilmesi gerekir.Çünkü asıl gerçek kendinde gizlidir, der.
İnsanın kendini bilmesi, kendisi olması, kendini bulması  zordur elbet. Lakin zor olan o yolculukta alınan her nefes, her yorgunluk, her güçlük sizi biraz daha “kendiniz olmaya” kendinizi bulmaya doğru taşır. 
Gerçekten mutlu olan insanlar kendini bulan, kendi olabilen insanlar değil midir?
Hanife MERT





18 Aralık 2012 Salı

HERKESE GÜNAYDIN..


Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.(NAHL SURESİ/ 90. AYET)

16 Aralık 2012 Pazar

Yağmur- Annenin Kaderi Kıza Dedikleri




Ne zaman eskiyor sevgiler
Ödenen bedellerin acısı geçince mi?

Yağmur yağıyor, mutfak camındayım
Nasıl üşüdüğümü bilemezsin
Menekşelerim çiçek vermiyor artık anne
Söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama
Şimdi telefon açsam sana
Sesini duymakta yetmiyor ki
Hep aynı cümleler. Babamlar nasıl? İlacını aldın mı? 
Nedenini bilmedigim bir aglamak var içimde
Bir yerlere sıgdıramıyorum yüregimi
Bazen dalıp giderdin mutfakta yemek yaparken, 
tahta kaşıkla tencerenin başında öylece
Ne düşünürdün acaba?
Özlemek çok fena anne, anlamak seni daha da...
Omuzlarım agrıyarak uyanıyorum sabahları
Benim kızımın omuzlarımı ovmasına daha çok var
Gittikçe sana mı benziyorum ben?
Ya da 'annenin kaderi kıza' dedikleri dogrumu?
'Baban eskitir herseyi kızım, 'demiştin bir kez,
Anlamamışım meger, eskiyormus annecigim
Omzunu ovacak kalmıyormus meger aynı evin içinde
Şimdi duysan bunları, ne üzülürsün mutsuz mu kızım diye, 
Çoktan kendinden vazgeçmiş bir sesle
Mutsuz degilim de anne, 
yagmura ve mutfagimdaki kedere çare bulamıyorum
Evimi topluyor, toz alıyor, patlıcan kızartıyor, 
televizyon seyrediyor, akşam çalan kapıyı açıyorum
Açtıgımı gören olmuyor
Pişirdigim yeniyor da, güzel olmuş denmiyor
Çay demleniyor demleniyor, demleniyor...
Kederim mutfagımın her yerine yerleşiyor
Ah nasıl eskiyor herşey anne, nasıl eskiyor
Eskilerimi de atmaya kıyamıyorum
Seni çok özlüyorum 

Bana yasakladığın bahçeler sanada mı uzaktı hep
 Gidemeyişine ağladın mı sende
Ne zaman eskiyor sevgiler
Ödenen bedellerin acısı geçince mi?
İşte böyle kalbimde bir acı,
Şarkılar seni söyler ...

İCLAL Aydın

9 Aralık 2012 Pazar

Dün canım Olan...

Dün canım olan
Yarın, düşmanım olmaz benim
Yaşananların hatırı hep saklı kalır,
Hatırları hep sorulur selâmları hep alınır…
Sildiklerim vardır bir de,
Onlar yanlışlarım ve pişmanlıklarımdır
Adları anılmaz, hatırları sorulmaz,
Sadece beddualarımdır
Vicdanla birlikte
Şeref ararım ben sevdiklerimde.
Her zaman doğru değildir elbet seçimlerim
Zaman gelir şerefsizleri de severim
Her yerde gözüm kulağım vardır benim
"Eksik söylemek yalan söylemek değildir” mantığındaki “Çok Dürüstler”?
Beni değil, kendilerini kandırırlar yalnızca
Bilmezden gelişlerim, aptala yatışlarım
Kaybetme korkumdan değil,
Karşımdakilerin yalan söyleme potansiyellerine olan merakımdandır…
İnkâr olmaz benim hayatımda
Yaşananı, “yaşanmamış” saymam
Sayanları da saymam
Kelimelere sığmaz,
Sayfalar sürer beni anlatmak,
Ama ne kadar anlatılırsa anlatılsın
Yaşayan bilir beni, yaşamayan anlamaz
Ağırdır sevmelerim her yürek taşıyamaz,
Büyüktür umutlarım her omuz kaldıramaz.

Nazım Hikmet RAN

Ben Hiç İnsan Kaybetmedim...


Asla sevmediğim birine seni seviyorum demedim,
ya da asla birini severken karşılığını beklemedim...
Dostluğuma değer biçmedim, sevgime ise hiçbir zaman sınır çizmedim...
Sevdiysem sonuna kadar gittim, bitirdiysem öldürse de hasreti geriye dönmedim...
Bazen çok kırıldım, bazen belki de kırdım...
Ama hata insana mahsustur dedim..
Affettim, af diledim..
Kimileri birden fazla kırdılar kalbimi ama ben onları yinede affettim..
Onlar belki beni saflıkla yargıladılar.
Belki de içten içe sinsice güldüler...
Ama asıl unuttukları şuydu...
Ben aldanmadım...
Aldanan her zaman kendileri oldular ama bunu anlayamadılar...
Bir insan kaybının ne olduğunu bilemedikleri için...
Kaybetmek onlar için bir alışkanlık haline geldiği için..
Oysa ben hiç insan kaybetmedim...
Sadece zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar
CAN YÜCEL

7 Aralık 2012 Cuma

KUTLU CUMALAR


Önemli olan dağda namaz kılmak değil, şehirde ezan okumaktır...

YAŞAR GEDİKLİ