26 Haziran 2012 Salı

Gönül Gözü Görmeyen, Can Gözünü Neylesin..!


Her insan bakar ama, baktığını göremez.. Çünkü bakmak ve görmek birbirinden tamamen ayrı şeylerdir. Bakmak sadece vücut gözü ile yüzeysel olur. Görmek ise aklın, mantığın, kalbin, gönlün, ruhun birlikte bakmasıyla, karar vermesi ile gerçekleşir.

  Hepimiz gün boyunca yakınımıza, uzağımıza, çevremize bakıp duruyoruz. Her birimiz aynı yere aynı yerden baksak bile farklı şeyler görüyoruz muhtemelen. Çünkü bakmak yetmiyor her zaman, görmeyi de bilmek gerekiyor…Tabii ki önce nereye nasıl bakacağımız önemli, ondan sonra neyi göreceğimiz görmek istediğimiz..

Olayları ya da kişileri gördüğümüz ya da olmasını düşündüğümüz yönüyle değerlendirir, net ve kesin bir eda ile yargılama hatta mahkum etme yolunu seçeriz. Yanılabileceğimizi, hata yapma ihtimalini düşünemiyoruz....

  Doğuştan görme özürlü olan bir adam zifiri karanlık bir gece yarısında, özründen dolayı kazanmış olduğu ezbere yol bulabilme yeteneğini kullanarak yürümeye devam ediyordu. Görme derecesi sıfır olduğu halde elinde yanmakta olan bir fener taşımaktaydı. Karşıdan gelmekte olan şahıs ile yüz yüze geldiklerinde, kendisini tanıyan bu şahıs, “Bre kör, sen zaten görmüyorsun ki, o fener ne işine yarayacak” demekten kendini alamamıştı. Bu ifade üzerine görme özürlü adamın cevabı düşündürücüydü:”
“Feneri kendim için değil, senin gibiler için taşıyorum ki ben onları görmesem de onlar beni görsün ve böylelikle çarpışmamış olalım. Benim gözüm kör ama senin kalbin körmüş. Yani asıl kör olan ben değilim, sensin.”

“Gönül gözü görmeyen,
 Can gözünü neylesin”
demişler ya; 
hikayede de bu durumu açıkça görmek mümkün. Şunu açık yüreklilikle söyleyebilirz ki artık insanlara , hayata ve etrafımızda gerçekleşen olaylara sadece sahip olduğumuz vücut gözüyle bakıyor ve gönül gözümüzü ya tamamen kapatıyor, aslında kör olan bu gözlerle gerçekleri göremiyor, ya da garip yanılgılar içerisine düşüyoruz. 
Oysa her insan kendi içinde koskoca bir kainat barındırır. Buna rağmen hiç kimse diğer kimselerin iç dünyasını yeterince görüp bilemez. Bunun nedeni, dışımızda ki olaylara kişilere yeterince ilgi duymayışımız ve duyarsız olmamızdan kaynaklanmaktadır. İnsanların gönül hanelerine girmeyi başarabilsek o gönlü feth edebilsek, o mutluluğu ifadeye kelime yetmezdi. Bu durumu , 

Yunus Emre’nin;

“Hakk bir gönül verdi bana,
Ha demeden hayran olur”

dediği gibi hayran kalmayacağımız bir insan olmazdı. Böylelikle yine Yunus’un,

“Yunus Emre der: Hoca,
   İstersen bin var hacca,
   Hepsinden iyice,
   Bir gönle girmektir.”

   Dizelerinde ifade ettiği gibi en makbul ibadetlerden birisini de yerine getirmiş olurduk. Eğer girebilseydik karşımızdakinin gönül kapısından, dert ortağı olurduk. Dertleri paylaşır, paylaştıkça azaltırdık ve sevgileri paylaşır, paylaştıkça çoğaltırdık. Kırık kalplere derman olabilirdik belki. Belki onarabilirdik yıkılıp harap olmuş gönülleri. 
Gerçek dostlukların kurulması da gönül ziyaretleriyle başlamıyor mu? İnsanların birbirlerinin gönüllerinde kurdukları sevgi köşkleriyle perçinlenmiyor mu gerçek dostluklar?
Görmesini bilemeyen, dostunun gönlünü kırmaktan çekinmeyen kişiler ; “Ben kainata sığmam ama insanın kalbine sığarım” diyen Yüce Allah’ın o güzel mekanını harap etmiş olmaz mı? Oysa,

 “Eğer gönül kırdın ise,
 Bu kıldığın namaz değil.” dizeleri ve 

  Hz Ömer’in
 “Ey Kabe! Seni bin kere yıksam tekrar yapabilirim, fakat kırılan bir kalbi asla...’’
      Bu ifadeler gönül kırmanın insanı ne büyük bir külfete soktuğunun göstergesi değil mi?

 Allah'ın yarattığı her canlıyı sevgiyle kucaklaya bilmenin, karşılaştığımız insanları gönül gözü ile görmenin ve gönül kapılarını çalabilmenin, çalanlara gönül kapılarımızı açabilmenin ve gönül gözü açık insanlarla hemhal olabilmenin hayatımıza katkılarını ifadeye kelimeler yetmezdi...

Muhabbetle,
Hanife MERT

10 yorum:

Hüseyin GÜZEL dedi ki...

Öğretilerle dolu bu güzel yazı için teşekkür ediyorum. Yazılarınız kimi konularda ufkumuzu açıyor.
Saygılar..

yaren dedi ki...

Ben teşekkür ediyorum Hüseyin Bey, onore edici ve teşvik edici değerli yorumunuz için. Saygı ve selamlar..

bir kase lezzet dedi ki...

çok güzel yazı canım..
gönül gözüyle görmek ümidi ile...

yaren dedi ki...

Beğenmenize sevindim, bir kase lezzet arkadaşım..Gönül gözümüz gönül kapılarımız sürekli açık olanlardan olmalı.. Sayfama misafirliğiniz ve değerli yorumunuz için teşekkür ediyorum. Sevgilerimle..

siyahkuğu dedi ki...

Çok güzel canım yaıların iyi geliyor, hani ağrıyan yerine merhem sürersin ya öyle:)

yaren dedi ki...

Çok teşekkür ediyorum, beni onore ediyorsun.Ayrıca çokta mutlu oluyorum bu güzel iltifatlara..Senin yazıların, şiirlerinde öyle.Her birinde kendimden bir şeyler buluyorum..sevgiler canım..

siyahkuğu dedi ki...

İnanki iltifat değil , harikasın yüreğinin dilini seviyorum.

yaren dedi ki...

Tekrar teşekkür ediyorum canım, sağol..

bücürükveben dedi ki...

Bizim milletin de yarısı bakıyor ama görmüyor Hanife'ciğim..görmüyor..bakarkörler:(((

yaren dedi ki...

Görmezler tabi Müjdeciğim..Bizim Millet dediğin kim kaldı ki? Tepki verenler bir avuç vatan sever,Türk gibi hisseden, Türk olmaktan onur gurur duyanlar.. Diğerleri de hem bu Milletin parasıyle can bulan semiren, gözümüze baka baka nefretini gizlemeyen vatan hainleri..Onların görmeleri de görmemelerinden daha hayırlıdır..